Murder Mystery (2019)


Netflix'in 'uçuk-kaçık' diye sınıflandırdğı bir orijinali.. Eğlenceli olsun, çok da boş beleş komedi olmasın, biraz da sevdiğimiz, bildiğimiz oyuncular olsun diye film arıyordum Netflix'te.. Bunu gördüm ama afişinden dolayı aşırı boş bi komedi olduğunu düşündüm, sonra biraz daha arandım ama kafama göre bi şey bulamadım, geri döndüm buna..

Adam Sandler'ı yakında Uncut Gems (2019)'le izlemiştim, artı puanlarını arttırmıştı. Jennifer Aniston'ı ise en son ne zaman izlediğimi hatılamıyorum bile, çok oldu.. İkiliyi daha önce Just Go with It (2011)'te izlemiştik, güzeldi o da; yani güzel derken standarttı, keyifli diyelim. Ad ve Jen'e Luke Evans, Gemma Arterton ve Japon Shioli Kutsuna eşlik ediyor.


15 yıldır evli Nick ve Audrey, sonunda Avrupa'ya balayına gidebileceklerdir. Polis memuru Nick, beceriksiz atışları ve geçemediği dedektiflik sınavıyla bilinir, belki de bilinmez; kuaför Audrey ise çok güzel gelin başı yapar ve polisiye romanlar okumaya bayılır. Sınırlı bütçeleriyle -tur otobüsüyle- hızlıca bir Roma görüp geleceklerdir. Ama uçakta tanıştıkları birinci sınıf bir yolcu olan Charles Cavendish'in davetlisi olarak milyonluk bir teknede süper lüks bir tura çıkarlar.

Aslen bir aile toplantısı olan bu turda cinayet işlenir ve teknedeki tek yabancılar bizim Amerikalı çiftimizdir. Sonra bir takım başka cinayetler de işlenir. Tatlı bir dedektiflik komedisine dönüşen hikaye keyifli bir seyir sunar.


Yine Netflix destekli ilk filmi Game Over, Man! (2018)'le uzun metrajlı filmler yapmaya başlayan Kyle Newacheck'in yönettiği filmi yazan James Vanderbilt. Fincher'ın roman uyarlaması Zodiac (2007)'ının da senaristi olan Vanderbilt, "katil kim?" oyunlarını seviyor belli ki. Zaten filmi eğlenceli kılan da zekice polisiye-gizem numaraları kullanılması ve bunun güzel bir kurguyla hikayeleşmesi. Aslında bu kadar büyük komedik oynamasalar çok daha değerli olacak böyle filmler. Ha bir de düzgün afiş kullanırlarsa...

24 Mart 2020
Oku..

Beauty and the Beast (2017)


Güzel ve Canavar olan orijinalini niçin Güzel ve Çirkin yapmışız acaba?! Kadının vardır bence bi bildiği, çirkin demek istese derdi, canavar demiş işte. Eski toprak Jeanne Marie Leprince de Beaumont hanımefendinin yazdığı düşünülen tek kitabı, o yazmadıysa bile -ki muhtemelen- o anlatmış birileri yazıp gelecek nesillere aktarmış. Biz Ömer Seyfettinlerin, Kemal Tuğcuların dram öyküleriyle büyüdüğümüz için bu masal kitabının adının Güzel ve Çirkin olmasında bir sakınca görülmemiş. Baksana, Fransız, çocuğuna kötü söz içeren kitap okutmak istemiyor belli ki, psikoloji biliyor adamlar.

Onlarca sinema uyarlaması yapılan bu masalın bu en son modeli, Bill Condon yönetiminde bir müzikal olarak filme alınmış. Filmin müzik direktörü ise Disney filmleriyle ün kazanan 8 Oscar sahibi Alan Menken. Yönetmen Bill Condon'u Dreamgirl (2006) müzikalinden ve Twilight Serisi'nin son iki filminden biliyorum. Çok abartılacak biri değil fikrimce. Filmi de çok beğenmediğimi söylemem gerek.


Masalın özeti şu: Bir prens varmış, lüksü ve güzelliği sever, fakiri ve çirkini hor görürmüş. Bir gün bir büyücü bunu bir canavara dönüştürmüş ve ancak seni bu halinle seven birini bulursan eski haline dönersin demiş. İlerleyen zamanlarda tatlı bir köylü kızı olan Belle'in yolu bu korkunç prensin sarayına düşüyor. Bir takım husumet yaşıyor ama birbirlerini tanıdıkça sevmeye başlıyorlar. Ve büyünün çözülmesi artık işten bile değilmiş.

Emma Watson'ın başrolde olması filmin en büyük çekici unsuru bence. Oysa film vizyondayken giden arkadaşlarım, "Kesin sen de çok seversin, bence baya iyi film" falan demişlerdi hep. Yani büyük beklenti içindeydim ama umduğumu bulamadım. Kuşkusuz kaliteli iş fakat yeterince çekici değil, tıpkı Dreamgirl (2006) gibi. Hatta La La Land (2016)'le falan kıyaslayanlar olmuştu, sırf müzikal diye, olacak şey değil. Bu arada Emma Watson'ın müzik performanslarını da vasat buldum, bunu da eklemek gerekir.

Kadroda Emma Watson'ın yanında Luke Evans, Josh Gad oynarken; Stanley Tucci, Emma Thompson ve Ewan McGregor gibi isimler de seslendirme ekibinde yer alıyor. Filme puanım 6.


Eklemek gereken bir şey daha geldi aklıma, Emma'nın hack'lenen iCloud hesabından sızan bikinili fotoğrafları unutulmayacaktır. Bunun sebebi hiç bikinili halini görmediğimiz değildir, fotoğrafların paylaşılma amaçlı çekilmemiş olmasıdır. Çok ilginç ya! Hani zaten kendi paylaşsa bunları kimse dönüp bakmaz belki ama izinsiz ya, gizli ya.. Te allam, ne acayip lan insan..

21.05.2017

Bu arada film hem kostüm hem de prodüksiyon tasarımı kategorilerinde Oscar'a aday gösterildi. Rakiplerini ve kehanetlerimi merak edenler buraya bakınız..

8 şubat 2018
Oku..

High-Rise (2015)


İngilizlerin yakın geleceğin James Bond'u olarak gördüğü Tom Hiddleston başrolde. Önce bunu bi gördüm, sonra baktım neymiş film diye, Ballard'ın Gökdelen romanından uyarlama bir işmiş. İngiliz bilim-kurgu yazarı Ballard, romanlarında teknoloji ve kapitalizm eleştirileriyle dikkat çekiyormuş. Okumamıştım hiç, filminden önce bi gazla şu Gökdelen'i okuyayım dedim. 2012'de Türkçe'ye çevrilen roman 75'te yazılmış. Zamanının yeni moda gökdelende yaşama durumlarını işliyor.


Dr. Laing, istediği sosyal çevreye sahip olmak ve kaliteli bir yaşam sürmek için, hala diğer kuleleri inşaat halinde olan bir projenin tamamlanan bi binasında 25. kata taşınır. -Nerdeyse- tamamlanmış bu gökdelenin bütün daireleri satılmıştır, yani komple dolu durumdadır. En üst 40. katta ise projenin mimarı Royal, kendisine özel bi teras tasarlamıştır. Baya böyle ağaçlı yeşilli, hayvanlı mayvanlı bi teras. Kral gibi durur en tepede.
Alt kat daireler üst katlara göre daha ucuz olduğundan herkes bütçesine göre yerleşir bu dışarıya gerek duymadan her ihtiyacını kendi içinde çözen binaya. İşte 15. katta süpermarket, 20. katta spor salonu, 10. katta havuz falan.. Sabah işe git akşam gökdelene gel, gerisi komple burda, restoran falan zaten..
Ve fakat alt ve üst katlar arasında -tıpkı sokakta olduğu gibi- sınıf ayrımı başlar. Birbirlerine kötü davranan komşular zamanla kavga etmeye, hayatı dar etmeye başlar.
Hikayenin fantastikliği gereği de işler çığrından çıkar, ortak kullanılan asansörler, havuz, otopark gruplarca işgale uğrar. Market yağmalama işi kendini geliştirir, evler yağmalanmaya başlar. Henüz tamamlanmayan binada teknik aksaklıklar yaşanır, elektrik kesintileri aydınlıkta yapılamayan pislikleri yapmaya yarar.


Önce kitabı okudum ya. Kitabın ne zaman yazıldığına dikkat etmek aklıma gelmeden şimdiki gökdelen hayatıyla düşündüm. Hayır ev partisi oluyor mesela, bir kişi uyuşturucu madde kullanmıyor, varsa yoksa alkol, şampanya, en fazla ilginç kokteyller. Şimdiki ev partileri öyle mi, kokosuz, dumansız parti ben duymadım. Eskiden çok masummuş, gittikçe sıçıyoruz. Sıçıyoruz deyince aklıma geldi, kitapta komple binaya sıçtılar insanlı hayvanlı, filmde o kadar yoktu mesela. Dur kıyas bölümüne geldik galiba.

Filmi daha güzel. Kesinlikle. Çünkü kitapta -belki tarz meselesidir bilmiyorum ama- çok fazla tekrar var. Yeni bilgi veriyo gibi önceden söylediklerini söyleyip durması beni biraz rahatsız etti. "Asansörler tutulmuştu, birileri bi katta kapısını açık tutup kullanımı engelliyordu." diyor mesela. On sayfa sonra yine asansörler kullanılamıyordu falan.. Anlatabildim mi acaba ya, tam olmadı gibi.. Yani şey, 'ulan aynı yeri bi daha mı okuyorum yanlışlıkla' tribine girdim yer yer. Ve bazı bölümlerdeki mantık hataları ya da mantık hatası gibi duran üstü kapalı anlatımlar filmde daha net verilmişti.

Filmin senaryosunu Amy Jump yazmış, Ben Wheatley yönetmiş. Kitabından iyi filmler grubuna dahil edilmek bir film için çok iyi şeydir. Gerçi bir de Ballard hayranı birini bulup sormak lazım. Tom Hiddleston'a 70'ler kostümleriyle, Jeremy Irons, Sienna Miller, Luke Evans, Elisabeth Moss ve Sienna Guillory eşlik ediyor. Filme puanım 6. Aa, dur süpermarketteki kasiyer kızı unuttum, Nymphomaniac (2013)'taki Stacy Martin..

090516
Oku..