Love, Death & Robots (2019- )


İlk sezonu Mart 2019'da Netlix Orijinali olarak gösterilen serinin yaratıcısı Tim Miller. Bu ismi aşırı eğlenceli Marvel uyarlaması Deadpool (2016)'un yönetmeni olarak tanıdık. Love, Death & Robots (2019- ) serisi, Tim'in hoşuna giden fantastik öyküleri bir araya getirerek Netflix ekranına animasyon teknikleriyle uyarlatmasıyla ortaya çıkmış. Serinin yapımcı kadrosunda da dikkat çeken bir isim var, David Fincher.

Her bölüm başka yazarın öyküsünden uyarlanmış, ilk sezondaki üçü dışında bütün bölümlerin senaryosunda Philip Gelatt imzası var. Öykü kitabı kafasında sunulan bir derleme; yalnız 30-40 sayfalık Gogol öyküleri değil de 2-3 sayfalık Keret öyküleri gibi daha çok.. 


Ayrıca harika bir görsel şölen!.. Her bölüm, anlatılan hikayeye göre stilize edilmiş bir animasyon tekniğiyle hazırlanmış. Yani biri gerçekçi bir animasyon uygulamasıyla anlatılırken, başka biri gayet koca kafalı insan ve fantastik silahlı abartı bir görsel kullanıyor. Aslında her bakımdan birbirinden çok farklı kısa animasyon filmler bunlar. Hatta bazı bölümlerde animasyonu oyuncularla desteklemeler de var.


İlk sezon olarak 18 film yayınlanmış, imdb.com'da verilen bölüm sırasıyla Netflix'te konulan sıra aynı değil; zaten bir sıraya ihtiyaç duyan bir seri de değil. Hatta buyurun ben de verdiğim puana göre sıraladım size burada: 

Helping Hand – 10’ – 9/10
The Witness – 12’ – 9/10 
Three Robots – 11’ – 8/10
Zima Blue – 10’ – 8/10
Good Hunting – 17’ – 8/10
Suits – 17’ – 7/10
Sonnie's Edge – 17’ – 6/10
When the Yogurt Took Over – 6’ – 5/10 
Shape-Shifters – 16’ – 6/10
The Dump – 10’ – 5/10
Lucky 13 – 15’ – 5/10
The Secret War – 16’ – 5/10
Beyond the Aquila Rift – 16’ – 4/10
Fish Night – 10’ – 4/10
Ice Age – 10’ – 4/10
Alternate Histories – 8’ – 3/10
Sucker of Souls – 13’ – 3/10
Blind Spot – 8’ – 3/10 


Toplamda (jenerikler dahil) 222 dakika olan sezonu ben Netflix sırasına göre izledim ve her filmden sonra -ağırlıklı olarak hikayeye verdiğim- puanları kenara not aldım. Teknik olarak aynı standartta işler zaten; hepsinde aynı görüntü yönetmeni, aynı senaryo dili, aynı efekt kalitesi.. Tek değişken hikayenin o an bıraktığı his.. Ha bir de yönetmen her bölüm başka tabii.. Helping Hand mesela aşırı gergin, Three Robots çok eğlenceli ve uzun metraja dönebilecek kadar altı dolu bir hikaye; Alternate Histories de izlemesi keyifli ama boş yani..

Filmlere verdiğim puanların ortalaması 5,6 yapıyor ama genel olarak böyle bir işe vermem gereken puan 8 gibi hissediyorum!.. Bence bu çok anlaşılabilir bir çelişki, anlayacaksınızdır, anlayınız!. İkinci sezonu çıkar çıkmaz izlerim, listeme aldım..

23 Mayıs 2020


İkinci sezonda ise 8 film gösterildi. Tim Miller'ın organizasyonunda farklı farklı yazarların hikayelerini farklı farklı yönetmenlerin hayata geçirdiği serinin bu kısmında da hikayeleri senaryolaştıran isim yine Philip Gelatt olmuş, iki tanesi hariç. Miller, ikinci sezonda benim de favorim olan The Drowned Giant filmini J. G. Ballard'ın öyküsünden kendisi uyarlamış. Bir gün bir sahil kasabasında fırtına sonrası kıyıya vuran ölü bir devin başına gelenler anlatılıyor. Etkileyici ve merakla izlenebilecek bir 14 dakika sunuluyor. Bunu izlerken "kitap olsa da okunsa, acaba efsane Gargantua'yı tekrar mı okusam" diye düşünmüştüm, kendisi de zaten büyük bir ustanın, Ballard'ın eseriymiş; 64 senesinde bir dergiye yazdığı aynı isimli bu öyküsü daha sonra Chronopolis and Other Stories (1971) adlı öykü kitabıyla günümüze taşınmış. Fakat maalesef Türkçe'ye çevrilen kitapları arasında yer almıyor. 

The Drowned Giant

14’

J.G. Ballard

Tim Miller

9/10

Life Hutch

14’

Harlan Ellison

Philip Gelatt

8/10

Pop Squad

18’

Paolo Bacigalupi

Philip Gelatt

8/10

Automated Customer Service

13’

John Scalzi

Scalzi & Dept

7/10

The Tall Grass

11’

Joe Lansdale

Philip Gelatt

6/10

All Through the House

7’

Joachim Heijndermans

Philip Gelatt

5/10

Snow in the Desert

18’

Neal Asher

Philip Gelatt

5/10

Ice

13’

Rich Larson

Philip Gelatt

4/10


Bu fantastik öyküler antolojisinin devamının daha sık ama belki daha az bölümlü sezonlarla gelmesini temenni ediyorum. Çünkü gelir gelmez sekizini birden, öncekini on sekizini birden bir oturmaya bitiriyoruz ve üzerine konuşacak, hakkını verecek, her birine yeterince iyi dilek sunacak vaktimiz olmuyor. Sadece birkaç favori seçiyoruz kendimize ve onun hakkında düşünmeye başlıyoruz. Buradan Netflix'e sesleniyorum, birer ikişer gösterseniz ama her ay gösterseniz keşke... Ya da bilmiyorum koskoca Netflix'siniz siz daha iyi bilirsiniz... 

15 Mayıs 2021
Oku..

Crash (1996)


Melikşah Altuntaş'ın YouTube'ta yaptığı "Ailenizle izlediğiniz zaman tat kaçırabilecek filmler" yani -açık saçık filmler- video listesinde görüp, övgüsüne dayanamayıp izlenecekler listeme eklediğim bir filmdi. O aşırı özgün sesiyle "Ay böyle insan psikolojisini derinlemesine şaapıp, arabaları çarpıştıra çırpıştıra cinsel zevkler peşinde koşan bir grup insanın hikayesi" gibi bir cümleyle anlatmıştı filmi. Merak ettim, tav oldum bu tanıma; çok da ara vermeden, hazır yalnız da yaşıyorken, bir başıma izleyeyim de çıksın aradan dedim.


J. G. Ballard, Gökdelen romanını okuyup hemen akabinde de filmi High-Rise (2015)'ı izlemiş, çok beğenmiştim. Çarpışma romanı da Gökdelen'den önce yazdığı, Gökdelen'den çok daha fazla konuşulan kitabı ('73 & '75). David Cronenberg yönetimindeki Crash (1996) filmi de yapıldığı dönem olay yaratmış, bir çok sinemada gösterimi yasaklanmış ancak Cannes Film Festivali'nde aldığı Jüri Özel Ödülü sayesinde yasaklanmaması gereken bir değer olduğu anlaşılmış. Ama Oscar'da falan yarıştırmamışlar tabii.

(Bizde de Yılmaz Güney'in bir filmi var sanırım böyle, yasaklanacak denmiş de film kaçak köçek Cannes'da yarışmış, kazanmış, kazanınca da desteklenmek zorunda bırakılmış falan. Neyse şimdi yeri değil.)

James Graham Ballard'ın romanının arka kapağında yazan açıklamada, insanın makina fetişinden, araba sevdasından falan bahsediliyor. Yazar, kitabın önsözünde diyor ki: "... teknolojiye dayalı ilk pornografik roman olduğuna inanıyorum. ... görevi, dikkat çekmek, okuyucusunu zalim, erotik ve ışıltılı bu dünyaya karşı uyarmaktır." Kitabı okumadım ama filmde ortaya konan, daha doğrusu öne çıkan kesinlikle araba sevdası değil, kusurların insanı cinsel açıdan tahrik etmesi gibi duruyor. Bu açıdan bakınca kitapla film farklı açılardan yaklaşmış olabilir mevzuya.


James ve Catherine Ballard çifti (evet, yazar birinci ağızdan anlattığı için hikayeyi, filmde de baş karakter oluyor) evliliklerine ihanet olarak görmedikleri için başkalarıyla ilişkiye girmekten çekinmeyen bir çift. Hatta heyecan olsun diye farklı yollar deneyerek, kamuya açık alanda falan sevişiyorlar. Bir gün James bir trafik kazasına sebep oluyor, karşı şeride geçiyor ve bir araba ona çarpıyor. Kazada karşı arabadaki adam ölüyor ve yanında oturan karısı Helen şok geçiriyor. Kadınla James, bir süre sonra tanışıyorlar ve James bir gün kaza yaptığı arabasına bakmaya gittiğinde orada Helen'i de görüyor. Kazalı arabaya oturup konuşuyorlar ve bir anda ortam onları tahrik ediyor, sevişiyorlar.


Helen, James'i ilginç bir gösteriye götürüyor, ünlülerin trafik kazalarını canlandıran bir ekip. Vaughan ile tanıştırıyor James ve bambaşka bir dünyaya giriyor. Vaughan yaptığı araştırmasını, projesini anlatıyor, o da karısı Catherine'e bahsediyor. Ve başkaları da var.

Etkilendikleri şey, yara izleri, kan sızan kesikler, sakat bacaklar ve bunlara sebep olan parçalanmış, ezilmiş, kırılmış araba kaportası, kaza yeri.. Gerçek kazalar veya sırf tahrik olmak için yapılan kazalar... Aslında etkilenilen şey, kusurlar, yani o şeyi sıradan olmaktan çıkarak şeyler.

Çok romantik bir örnek veriyorum, sevgilinizin yüzüne bakarsınız ve gider sol gözünün altındaki o beni öpersiniz.. O onu özel yapan bir parçadır mesela, birinin bir yara izi varsa ona bakmadan duramazsınız gibi.. Arabalarda da gibip o ezilmiş kaportanın üzerinde elinizi gezdirdiğinizde eşsiz bir dokunuş yaparsınız aslında, başka hiçbir arabada olamayacak bir şeydir o form.


Genel olarak bakıldığında trafik kazalarıyla tahrik olan bir grup manyak görünüyor. Ballard'ın psikanaliz ve gerçeküstücülük kavramlarıyla olan ilişkisi bu eserinde çok net şekilleniyor. Eşsiz dokunuşların ve adrenalinin cinsel tahrik etkisi bu şekilde yorumlanıyor. Yani ortaya atılan 'Araba Sevdası' sloganının altında psikolojik bir alt metin var. Kimse Şahan'ın skeçlerindeki gibi arabaya dayamıyor yani, gerçi bir yerde yapıldı ama onu yapan kız zaten kendinde değildi film boyunca.

James Spader, Holly Hunter, Deborah Kara Unger, Elias Koteas ve Rosanna Arquette'in yer aldığı kadroda herkes birbiriyle sevişiyor. Filme puanım ise 6/10.

12 Ocak 2020
Oku..

High-Rise (2015)


İngilizlerin yakın geleceğin James Bond'u olarak gördüğü Tom Hiddleston başrolde. Önce bunu bi gördüm, sonra baktım neymiş film diye, Ballard'ın Gökdelen romanından uyarlama bir işmiş. İngiliz bilim-kurgu yazarı Ballard, romanlarında teknoloji ve kapitalizm eleştirileriyle dikkat çekiyormuş. Okumamıştım hiç, filminden önce bi gazla şu Gökdelen'i okuyayım dedim. 2012'de Türkçe'ye çevrilen roman 75'te yazılmış. Zamanının yeni moda gökdelende yaşama durumlarını işliyor.


Dr. Laing, istediği sosyal çevreye sahip olmak ve kaliteli bir yaşam sürmek için, hala diğer kuleleri inşaat halinde olan bir projenin tamamlanan bi binasında 25. kata taşınır. -Nerdeyse- tamamlanmış bu gökdelenin bütün daireleri satılmıştır, yani komple dolu durumdadır. En üst 40. katta ise projenin mimarı Royal, kendisine özel bi teras tasarlamıştır. Baya böyle ağaçlı yeşilli, hayvanlı mayvanlı bi teras. Kral gibi durur en tepede.
Alt kat daireler üst katlara göre daha ucuz olduğundan herkes bütçesine göre yerleşir bu dışarıya gerek duymadan her ihtiyacını kendi içinde çözen binaya. İşte 15. katta süpermarket, 20. katta spor salonu, 10. katta havuz falan.. Sabah işe git akşam gökdelene gel, gerisi komple burda, restoran falan zaten..
Ve fakat alt ve üst katlar arasında -tıpkı sokakta olduğu gibi- sınıf ayrımı başlar. Birbirlerine kötü davranan komşular zamanla kavga etmeye, hayatı dar etmeye başlar.
Hikayenin fantastikliği gereği de işler çığrından çıkar, ortak kullanılan asansörler, havuz, otopark gruplarca işgale uğrar. Market yağmalama işi kendini geliştirir, evler yağmalanmaya başlar. Henüz tamamlanmayan binada teknik aksaklıklar yaşanır, elektrik kesintileri aydınlıkta yapılamayan pislikleri yapmaya yarar.


Önce kitabı okudum ya. Kitabın ne zaman yazıldığına dikkat etmek aklıma gelmeden şimdiki gökdelen hayatıyla düşündüm. Hayır ev partisi oluyor mesela, bir kişi uyuşturucu madde kullanmıyor, varsa yoksa alkol, şampanya, en fazla ilginç kokteyller. Şimdiki ev partileri öyle mi, kokosuz, dumansız parti ben duymadım. Eskiden çok masummuş, gittikçe sıçıyoruz. Sıçıyoruz deyince aklıma geldi, kitapta komple binaya sıçtılar insanlı hayvanlı, filmde o kadar yoktu mesela. Dur kıyas bölümüne geldik galiba.

Filmi daha güzel. Kesinlikle. Çünkü kitapta -belki tarz meselesidir bilmiyorum ama- çok fazla tekrar var. Yeni bilgi veriyo gibi önceden söylediklerini söyleyip durması beni biraz rahatsız etti. "Asansörler tutulmuştu, birileri bi katta kapısını açık tutup kullanımı engelliyordu." diyor mesela. On sayfa sonra yine asansörler kullanılamıyordu falan.. Anlatabildim mi acaba ya, tam olmadı gibi.. Yani şey, 'ulan aynı yeri bi daha mı okuyorum yanlışlıkla' tribine girdim yer yer. Ve bazı bölümlerdeki mantık hataları ya da mantık hatası gibi duran üstü kapalı anlatımlar filmde daha net verilmişti.

Filmin senaryosunu Amy Jump yazmış, Ben Wheatley yönetmiş. Kitabından iyi filmler grubuna dahil edilmek bir film için çok iyi şeydir. Gerçi bir de Ballard hayranı birini bulup sormak lazım. Tom Hiddleston'a 70'ler kostümleriyle, Jeremy Irons, Sienna Miller, Luke Evans, Elisabeth Moss ve Sienna Guillory eşlik ediyor. Filme puanım 6. Aa, dur süpermarketteki kasiyer kızı unuttum, Nymphomaniac (2013)'taki Stacy Martin..

090516
Oku..