Bombshell (2019)


Bu film beni 3-5 sene öncesine götürdü, efsane Spotlight (2015) vardı ya, hani peder-papaz kılıklı tiplerin çocukları taciz hikayelerini araştırıp haber yapan gazetecileri anlatıyordu. Aynı o filmdeki hava burada da var, aynı gerilim.. Bu sefer televizyon habercileri anlatılıyor, tacizci televizyon patronunun hikayesi gözler önüne seriliyor. Trump'ın başkanlık seçimlerine girdiği dönemde Amerikan Fox televizyonunda geçiyor olay.. Zanlı, Roger Ailes.. Fox'u Fox yapan adam olarak biliniyor..

Bu hikayelerin açığa çıkmasıyla büyüyen geçmişe dönük taciz itirafları Hollywood başta olmak üzere birçok sektörden skandal haberler gelmesine vesile oldu. Bu anlamda da önemli bir hikaye..


Megyn Kelly, Gretchen Carlson ve Kayla Pospisil kanalda farklı farklı görevlerde üç güzel kadın haberci.. Megyn'in derdi Trump, sivri sorularla saçmalatıyor başkan adayını, hem kanal sahiplerini hem Trump'ı tedirgin eden bir tavrı var ama çok izleniyor.. Gretchen, eskiden çok başarılıymış ama galiba artık kariyerinde sonlara yaklaşıyor çünkü artık ekranda eskisi kadar seksi duramıyor.. Kayla ise çömez, kameranın önüne geçip haber sunmak için her şeyi yapabilir. Her şeyi! İşte Roger bu kızların hırslarından faydalanmış.. En ufak bir güce sahip olduğunda onu kendi çıkarlarına kullanan herkes gibi!..


Gretchen Carlson'ın kovulmasıyla ateşlenen fitil, koca Fox'u ne hale düşürüyor. Tabii ki Roger inkar ediyor ama Gretchen'ın akıllılık edip zamanında Roger'la bir görüşmesinde ses kaydı alması işi açığa çıkarıyor. Ve benzer şikayetlerle dava açan kızlara toplam 50 Milyon Dolar tazminat ödemiş kanal..

Peki o ses kaydı olmasaydı ne olacaktı?! Hiçbir zaman ispatlanamayacak, belki gerçek bile olmayan bir boklama olarak konuşulup unutulacaktı! Benzer olduğundan değil, aklıma takıldığı için yazıyorum: Woody Allen'ın yıllar önce üvey kızına taciz-tecavüz suçlamaları mesela.. İspatlanamıyor ama bütün o 'duyar kasan' tayfa Woody'yi protesto ediyor. Yok kınıyoruzlar, yok filmine gitmiyoruzlar, yok filmine gidene tavır alıyoruzlar.. Geçen hafta Woody'nin otobiyografi kitabı basılacak diye açıklama yapıldı. Birkaç yayınevinin reddettiği kitabı basan niye basıyor diye olay yarattılar. Sosyal medya linçlerine dayanamayan yayınevi bugün kitabı basmaktan vaz geçtiğini duyurmuş. Sikeyim yapacağınız işi ama.. Ya o suçlama yalansa, nasıl bir şeye engel oluyor bu insanlar? Ayrıca suçlamayı yapan Woody'nin olaylı ayrıldığı eski manyak karısı Mia Farrow ve onun yetiştirdiği çocuklar! Bakın ne kadar taraflı cümle değil mi?! Ben inanmıyorum o kadının iyi niyetli olduğuna.. Hadi tamam Woody Allen'ı haksız görüyorsun, protesto etmek istedin, o zaman alma o kitabı, izleme filmini.. Yani burada yayınevinin cayan patronu ayrı göt, onu caydıracak kadar işi abartan 'duyarlı vatandaşlar' ayrı.. Öte yandan bastı-basmadı haberlerini reklam kampanyası için kullanıyorlarsa da ayrıyeten yazıklar olsun!


Filme dönecek olursak, Roger'ı John Lithgow gayet güzel oynuyor; tacize uğrayan-uğramayan bir sürü güzel kadının yer aldığı liste ise şöyle: Charlize Theron, Nicole Kidman, Margot Robbie, Allison Janney, Kate McKinnon, Liv Hewson, Brigette Lundy-Paine, Amy Landecker, Nazanin Boniadi, Alanna Ubach, Brooke Smith, Bree Condon, Jennifer Morrison, Alice Eve, Ashley Greene, Madeline Zima, Stephanie Styles, Elisabeth Röhm ve Bonnie Dennison...

Gerçek hayattan ilhamla yapılan filmde, Charlize Theron'un oynadığı karakter gerçeğine benzesin diye çok güzel makyaj çalışılmış. Hem yüzündeki makyajı hem de oyunculuk performansı ile öne çıkan Theron'a makyajı kim yaptıysa o aldı Oscar'ı! Ayrıca Margot Robbie de Yardımcı Kadın Oyuncu başlığında Oscar'a aday gösterildi ama olmadı, alamadılar performans ödüllerini!

10 Mart 2020
Oku..

Charlie's Angels BoxSet


Bugün 8 Mart Kadınlar Günü ve Pazar.. Dizi ya da seri film seçmem gerekiyordu. Ben de hakkımı, gösterildiğinden beri hakkında kötü yorumlar yapılan yeni uyarlamasıyla Charlie's Angels filmlerinden yana kullandım. Kadınlar Günü'nde kadın karakterlerin maceralarına odaklanalım dedim. Gerçi daha isimden patlıyor proje, bir adama ait kızlardan bahsediliyor ama hadi bakalım!..

Charlie's Angels (2000)
Charlie's Angels: Full Throttle (2003)
Charlie's Angels (2019)


Aslında ikinci bin yılın ilk senesinde beyaz perdede gösterilen filmin öncesinde, 70'lerde 5 sezon oynamış bir televiyon dizisi olduğunu bilmiyordum. Kimin aklına geldiyse yıllar sonra bunu film yapmaya karar veriyorlar. Korn gibi esaslı rock gruplarının kliplerini yönetmesiyle piyasaya nam salan McG'ye emanet edilen film için üç melek bulunuyor -ki ne bulmak- sinema tarihine geçiyor bu üçlü: Cameron Diaz - Drew Barrymore - Lucy Liu...


Uzunca bir müzik video klibi gibi duran filmde, abartılı efektler, seksi kızlar, kovalama sahneleri ve bilimum patlama-çatlama kullanılmış. Gizli bir yapılanmanın, bir ajanlık ajansının veya dedektiflik bürosunun yöneticisi Charlie, müşteriden gelen istek üzerine bir plan yapar ve sahadaki eli kolu olan üç güzel meleğe planı uygulamaları için talimatlar verir. Melekler ve diğer herkes Charlie'nin sadece sesini duyar, bir de Charlie ile Meleklerin koordinasyonunu sağlayan Bosley vardır. İlk filmde Bosley'i Bill Murray canlandırırken devam filminde büyük bir sıçış yaşanıp usta kandırılamamış ve başka bir Bosley ayarlanmış. İlk filmde Sam Rockwell ve Kelly Lynch kötü tarafları temsil ediyorken ikinci filmde Demi Moore devreye giriyor. Bu iki filmdeki ortak kötü tip ise Crispin Glover; kendisini izlerken "Hassiktir kimdi bu?!" diyebilirsiniz, hemen ayıktırmam gerekirse Back to the Future (1985)'da geçmişe dönüldüğünde genç George McFly'ı oynuyordu. İkinci filmde konuk oyuncu olarak Pink'i görüyor olmak da heyecanlandırdı beni nedense. Resmen özlemişim. Bir de Shia LaBeouf'un gençliğini izliyor ikinci filmde..


İlki tutunca ikincisi için çok da beklenmemiş ve arka arkaya eğlenceli aksiyonlar izletilmiş seyirciye. Bu film sinemalarda oynuyorken ben daha 11 yaşında olduğum için, bana izletemediler. Gerçi benim sinemada izlediğim ilk film Gone in Sixty Seconds (2000) idi ve bu filmle aynı döneme denk geliyorlar. Yani izlesem izlermişim sinemada da, şans işte, buna değil de ona gitmişiz. Kaçırmışız Cameron Diaz'ın popo, Drew Barrymore'un göğüs dekoltelerini koca perdede izleme şansını!


Sonra 2011'de de abc televisyonu için 8 bölüm bir dizi yapılmış; Annie Ilonzeh, Minka Kelly ve Rachael Taylor oynamış Melekleri ama hiç izlemeye yeltenmedim. Onun için burayı hemencecik geçiyorum..

Ve bu sene.. Bu iki sinema filminin devamı niteliği taşıyan yeni nesil Meleklerin maceralarına bakıyoruz. Hikaye şöyle evrilmiş: Charlie'nin Melekleri Amerika'da çok iyi sürdürmüşler bu ajanlık, özel dedektiflik işini, bir yerden sonra da Avrupa'ya açılmışlar ve Townsend Agency altında ajan kızlar ve Bosley'ler olarak çoğalmışlar. Yani ne üç melek var, ne bir Bosley artık; hepsinden bir sürü.. Ayrıca ilk filmde özellikle vurgulanan "Melek yetiştirlmez, Charlie Meleğini bulur!" söylemi günümüzde patlamış olsa gerek çünkü Bosley'ler Melek yetiştirdikleri bir akademi bile kurmuşlar. Ama temel prensip yine aynı, Charlie sesiyle Bosley'lere görevi iletiyor, Bosley'ler Melekleri örgütleyip aksiyona koşuyorlar.


Elizabeth Banks'in yazıp-yönetip-yapımcılığını üstlendiği filmde aynı zamanda kilit bir rolde oynuyor olması bu hikayeyi gereğinden fazla sahiplendiği anlamına geliyor. Başrolde Kristen Stewart ve Ella Balinska asıl Melekler, Melek adayı bir bilimkadını olarak da Naomi Scott devrede. Banks de Bosley unvanıyla karşımızda.. Üstelik hikayenin bir kısmı da İstanbul'da geçiyor!..


Vizyona girdiği ilk günden beri kötü eleştirilere maruz kalan filme hep mesafeliydim. Kristen Stewart'a rağmen erteleyip durdum ama bugüne kadarmış. Şöyle söyleyebilirim ki, erkek yönetmenin yaptığı ilk iki film, teknolojik üstünlüğü olmasına rağmen kadın yönetmenin elinden çıkan üçüncü filme on basıyor. Tamam yine emeğine sağlık ama olmamış, daha sık böyle işler yapıldıkça alışılacak belki, zaman vermek lazım. İlk iki filme 10 üzerinden 6 verirken, üçüncüye 3/10 vermek zorunda kaldım.


Filmin açılış sahnesinde Kristen Stewart'ın oynadığı Sabina karakteri, zengin bir adamın karşısında oturuyor ve kadın başına istediği her şeyi yapabileceğini, istediği şeyi yaparken bir erkeğe ihtiyacı olmadığını falan anlatıyor uzun uzun. Yaptı mı da en iyisini yapacağından falan bahsediyor, iyice yükseliyor ve aksiyon başlıyor, bir anda birkaç Melek bir sürü Aygırı dakikalar içinde yere seriyor. Bravo!.. İşte bu tarz mesaj verme kaygıları yüzünden hikayesine odaklanmayı unutmuş Elizabeth Banks.. Ben ilk iki filmdeki kadınları kesinlikle daha güçlü bulmuştum, karakter olarak... Ayrıca çok daha seksi ve çok daha eğlencelilerdi.. Charlie's Angels ruhundan kopulmuş yani son filmde..

8 Mart 2020
Oku..

I Love You, Man (2009)


Larry Levin'in yazdığı hikayeyi John Hamburg perdeye taşımış. Hikaye çok tatlı bence, izlerken hep kendimden bi şeyler gördüm -kahretsin- bazı ilişkileri temelinden sarsacak bir mevzu. Hani ilişki iki kişiliktir ya, hani insanlar artık hep birbirini görmekten sıkılır, -sıkılırmış- ben bu konuda karşı düşüncedeyim; bu sebeple partnerleri haricinde insanlarla da sosyalleşmeleri gerekir, işten arkadaşlar olur, konu komşu olur, belki de en önemlisi yakın arkadaşlar olur... Benim iş dışında çok arkadaşım yok mesela, olanlarla da çıkıp bi bira içecek durumda değiliz yani! Ve bence çok mesele değildi bu ama Bebek öyle düşünmüyordu!..

Peter'la Zooey de çok tatlı bir çifttir, film evlenme teklifiyle başlar; Zooey'nin kankileri vardır ama Peter hiç ihtiyaç duymadığından yakın arkadaş edinmemiştir. Kardeşi şöyle özetler konuyu: "Sen hep ilişkilerine adadın kendini, sevgililerinden başkasıyla görüşmedin, doğru düzgün arkadaşın yok ki!"


Peter emlak danışmanıdır, işinde iyidir de aslında, iş arkadaşları vardır, eskrime gider orada spor arkadaşları vardır ama hiçbiriyle çıkıp bi bira içmemiştir. Yani bir sıkıntısı olsa yardımına koşacak biri yoktur çevresinde; mesela Zooey eve kız arkadaşlarını çağırdığında Peter'ın kaçacağı bir yer yoktur. Zooey de bunun farkındadır, aslında onun için sorun değildir, o sadece Peter'a üzülür.

Artık yeter derler bu konu baş gösterince! Kardeşi, annesi, Zooey hepsi birden Peter'a kanki bulmaya, iyi anlaşabileceği bi arkadaş bulmaya çalışırlar. Bütün bu dış çabalar hüsranla sonuçlanır ama sonunda Peter hayatının kankisiyle bir 'Open House' etkinliğinde tanışır. Sydney Fife. Adam tam bir kankidir, çok iyi anlaşırlar.

Bu arada 'Open House', emlak piyasasında ara sıra rastlanan, satılığa çıkmış bir evi tek tek herkese göstermektense, bunu etkinliğe çevirip, ilgilenenlere haber verip, 'şu tarihte bu evimizi ziyaret edip bilgi alabilirsiniz' konseptli bir organizasyondur. Emlak danışmanı tüm gün orada evle ilgili bilgi verip potansiyel alıcıların sorularını cevaplar.


Oyuncular: Paul Rudd, Jason Segel, Rashida Jones, Sarah Burns, Jaime Pressly, Jon Favreau, J.K. Simmons, Carla Gallo, Keri Safran.
Jason Segel zaten How I Met Your Mother [2005-14]'la dünyanın en iyi kankisini oynayıp, kanki kelimesinin tipolojik bakımdan tezahürü olmuştur. Bir de dizi sürerken çekmişler bu filmi, başkasının oynaması imkansızmış yani...

Çok eğlenceli bence, bitince zaman kaybettiğinizi düşündürtmüyor. Puanım 7/10..

8 Mart 2020
Oku..

I Am Not Okay with This (2020- )


Bir Netflix dizisiyle daha karşınızdayız. 25'er dakikadan 7 bölüm olan sezonu adeta bir The Irishman (2019) ölçülerinde ve ondan çok daha keyifle izleniyor. Bir kere bunu söyleyerek, ustaya giydirerek başlayayım da gökten kurbağalar yağsın kafamıza kafamıza. Nereden gördüm bu diziyi, şöyle söyliyim, gizli gizli takip ettiğim güzel bir kız hikayesinde paylaşmıştı, aman izleyeyim de ortak noktalarımız çoğalsın diye aklımdaydı. Sex Education (2019- ) izliyordum, bitti, sonra bunu önerdi site, aa dedim, oturdum izledim ben de. Evlere şenlik bir "La Noli?!" hikayesi.. Ayrıca, Okey mi, Okay mı?!


Ucube liseli kızımız Sydney, ufak kardeşi ve annesiyle yaşamaktadır. Babası intihar etmiş olan Syd, biraz içine kapanıktır. Kankisi Dina ve flörtü Stanley dışında arkadaşı yoktur. Ve bu kızın yeni yeni ortaya çıkan bir huyu vardır, bir şeylere sinirlenince ve üzülünce kontrolsüz bir şekilde etrafı parçalayıveriyor. Bi şeyler patlıyor, bi yerler yıkılıyor falan.. Ve bu süper gücünü sadece Stanley'yle paylaşıyor. Ve bunun bildiğimiz anlamda bir süper güç olup olmadığı, kontrol edilebilirliği üzerine biraz kafa yormaları gerekiyor.

7 bölüm boyunca aslında hikaye bir yerden bir yere gitmiyor, kızın böyle bir özelliği gibi bi şeyi var ve ne yapacağını bilmiyor. Olay bu! Buna rağmen The Irishman (2019)'den nasıl daha akıcı olabiliyor aklım almıyor. Şaka şaka.. Başka kulvarlar ama nasıl olabilir.. Ama madem iki prodüksiyonun da yapımcısı Netflix markası, iki iş de aynı fabrikadan çıkıyor. E o zaman oturup bir düşünmek lazım, "Ulan biz parayı yatırdık Scorsese'ye ama iyi mi ettik, dur bakalım" demek lazım bi..

Neyse, 7. bölümün ve aynı zamanda sezonun sonuna gelindiğinde "Aman aman 2. sezon büyük olay var!" diyerek bitiyor. İlk sezon pek bir şey anlatmayıp, bir sene beklerseniz bomba gibi olacak demenin bi alemi yok.. Ayıptır, şimdi oturup bir sene boyunca bize bi şeyler anlatın diye mi bekliycez!!


Jonathan Entwistle ve Christy Hall'un ortak yaratıcılığıyla hayat bulan dizinin kadrosu: Sophia Lillis, Sofia Bryant, Wyatt Oleff, Kathleen Rose Perkins ve Sophia Tatum.. Dikkatinizi çekmiştir, üç Sophia yer alıyor kadroda, biri Sofia.. Başrol kızımız Sophia Lillis'in, Ellen Page'vari halleri "amanın bir lezbiyen star daha doğuyor galiba" dedirtiyor.

Yayınlanalı daha bir hafta olmadan büyük bir izlenmeye ulaşan diziye, sanıyorum ki o güzel kız tarafından atılan hikayenin de katkısı büyük, ben ordan gördüm izledim, birkaç kişi de buradan görüp izlese, herkes 1 lira verse..

1 Mart 2020
Oku..

Uncut Gems (2019)


Safdie Kardeşlerle tanışma filmim bu, çok çok acayip film. Bir Netflix Yapımı. Benny & Josh Safdie, Ronald Bronstein ile yazmışlar senaryoyu, baktım filmografilerine hep beraber çalışıyorlarmış zaten. Zaman içinde diğer filmlerini de izleme sözü verdim kendime. Uncut Gems (2019), muhteşem temposuyla, şu bi aralar efsane olan İngiliz sineması vardı ya, Guy Ritchie işleri falan gibi, off yani, çat çat çat sürekli bir şeyler oluyor, bir yerden sonra baş döndürüyor film.

Ben, Adam Sandler'ı hiç bu kadar klas hayal etmemişim. Rolüyle değil, o rolü sergileme şekliyle klas duruyor adam. Hemen baktım bu performansa ödül verilmiş mi diye, Amerika'nın çeşitli festivallerinden tabii ki ödül kazanmış Sandler; Austin, Boston, Las Vegas'tan; Grownsup Award, Film Independent Spirit Awards'tan falan hep toplamış. Yani Oscar, Golden Globe neden almadı aday listesine, çünkü film Ocak'ta gösterilmiş. Netflix'in planlama hatası sanki.


Howard, mücevherat işinde olan bir Yahudi. Planları hep voliyi vurmak üzerine kurulu olan Howard, evli, iki çocuklu ama evliliği pek iyi gitmeyen bir adam. Yanında çalışan Julia ile bir ilişkisi var, çok tatlı kız Julia, kuyumcuda tezgahtar ama sadece tezgahtar da değil, müşterileri etkileme işi de onda. Demany ise Howard'a zengin müşteri getirip payını alan bir ortam çocuğu. Ünlü basketçi Kevin Garnett'i de mağazaya getiren o. Herkesin bildiği üzere siyahi arkadaşlar bir de zenginlerse her şeylerine elmas kondurmaya bayılıyorlar.


Howard'ın sürekli olarak birilerine borcunun olma sebebi her zaman başkalarının paralarıyla daha fazla para kazanma hırsından olmuş. Kuzeni, borcu olan 100 bin dolar gibi miktarı zamanında alamayınca, iki kötü adamla anlaşmış tahsilat için. Sürekli hırpalıyorlar Howard'ı. Ama Howard'ın tek borçlu olduğu adam kuzeni değil. Bu arada Afrika'dan getirttiği ve değerini 1 milyon olarak hesapladığı değerli bir taşı satmaya çalışıyor. Bütün borçlarını ödemek için bel bağladığı bu taş ve bir de borcunu daha çabuk ödeyebileceği basket bahisleri var.


Açık arttırmalar, zengin müşteriler, sahte rolex'ler ve basket bahisleri karmaşasında ilerleyen harika bir aksiyon. Yahudi gelenekleri, yıkılmak üzere bir yuva ve seksi bir metres de hikayeyi süsleyen detaylar. Hikayenin acımasız gerçekçiliği insanı epey geriyor.

Bu arada filmin adının tam çevirisi 'Doğal Taşlar' anlamına geliyor, kesilmemiş, işlenmemiş değerli taşlar. Hikayenin merkezinde yer alan, Afrika'dan gelen ve Kevin Garnett'in çok istediği o doğal taş!

Adam Sandler, Julia Fox, LaKeith Stanfield ve Kevin Garnett'in yer aldığı kadroda bir de Marvel filmleriyle bildiğimiz Pom Klementieff adı geçiyor ama ben filmde hiç görmedim. Ya imdb.com'un arada bir yaptığı yanlış kadro yanlış insan hatası, ya aslında kadroda var ama sahnesi kesilmiş olma ihtimali, ya da bildiğin oynuyor ama ben görmedim sorunu.. Her şey olabilir.

1 Mart 2020
Oku..

Sex Education (2019- )



Netflix'te yayınlanan 45 dk'lık 8'er bölümden oluşan sezonluk İngiliz dizisi. Laurie Nunn imzalı dizinin Ocak'ta 2. sezonu yayınlandı. İsmiyle Netflix'in anasayfasında hep dikkat çeken ama her gördüğümde "Pöff, kesin ergen işi, tırto iştir" deyip uzak durmayı tercih ettiğim dizi için ilk iyi yorumları askerdeyken işittim. Seks Eğitimi için askerlik çok doğru bir yer değil farkındayım. Ama 18 gün boyunca sürekli görüştüğüm arkadaşlarım vardı, hep 3 kişiydik, beraber yiyip-içip-sıçmak durumundaydık, -gerçi birimiz o süre zarfında hiç sıçmadı galiba ama isim vermiycem şimdi- izlediğimiz, beğendimiz dizileri de konuştuk çokça. Ve iki badimin de (buddy) Sex Education (2019- ) hayranı olduğunu öğrendim ve dizideki karakterler hakkındaki konuşmalarında çok dışlanmış hissettim, gelir elmez başladım ben de. 16 bölüm, her akşam 2'şer 3'er çakarak izledim. Biraz ergen işi, kabul, ama fena da değil yani. Bu arada bize askerde bir ara AIDS'ten korunma anlatıldı, sağlık bakanlığından biri geldi konuştu bi saat. Nedenini kimse anlamadı!..


Bir lisede okuyan ergenlik çağındaki bireylerin -doğal olarak- cinsellik etrafında dönen hayatlarına başka başka pencerelerden bakılıyor. Baş karakterimiz Otis'in annesi zaten yeterince ilginç bir meslek seçmiş, Seks Terapisti. Buna rağmen Otis -tam da zamanı olmasına rağmen- çüküne dokunmaktan imtina eden bir çocuk. Ve fakat başkası çüküyle, kukusuyla bir dert yandığında da her şeye hakim şam şeytanı. Okulun cool kızı Maeve de Otis'teki bu ışığı görüp harekete geçiyor, okuldaki çocuklara cinsel tavsiyelerde bulunma tezgahı kuruyorlar, gizli gizli parayı kırıyorlar. Maeve müşteri buluyor, parayı topluyor, Otis millete tavsiye veriyor. Ama Otis bunu daha çok Maeve'le iletişim ortamı olarak değerlendiriyor, bildiğin aşık çocuk.


Tabii her şeyin cinsellik olmadığını, insan denilen yaratığın aslen duygularının kontrolünde olduğunu ve varsa sorunların temelinde hep duygular olduğu anlatılmaya çalışılıyor. Ergenlere, -hadi pardon gençlere- bu işleri anlatmak için doğru yollar aranırken bazen aşırıya da kaçılmıyor değil. Kim ilginç bir cinsel sorunla belirse bir bakıyoruz, a aslında geymiş-lezbiyenmiş, bu duygularını bastırdığı için hep sorunlu bir hayatı varmış. Dizi iki sezon daha bu hızla ilerlerse memlekette hetero birey kalmayacak gibi duruyor.

Anlatım dili fena değil, ilk bölümlerde biraz İngiliz soğukluğu hissediliyor ama sonra ısınıyorsunuz. Karakterler zaten hep gergin, komikler ama çokbilmişler, o yaşların rutini olan hep bir hata yapma peşindeler. Ve tabii ki bir kadın elinden çıktığını çok belli eden diyalogları etkili, kadının toplumdaki yerinin İngiltere'de bile bu kadar tartışmalı olması ilginç. Düşün başta kraliçe var ama hala ata erkil. Salaklık.


Asa Butterfield / Esas oğlan Otis, o acayip renkli gözleriyle itici bir tip, otuz bir çekmeye korkuyor, 2. sezonda çekmeye başladığında da bırakamıyor..
Gillian Anderson / Jean, seks terapisti anne, mesleki deformasyon mevcut, canı çektiyse cart diye sevişebiliyor, içten içe aşık olmaktan çok korkuyor..
Emma Mackey / Okulun havalı kızı Maeve, sorunlu bir ailede büyümüş, okumuş, feminist olmuş, pembe saçıyla asi, tavırlarıyla seksi, ama yalnız kaldığında adeta bir kedi..
Aimee Lou Wood / Dizide de adı Aimee, kocaman tavşan dişleri olan çok tatlı bir sarışın, ilk sezon özellikle çokça sevişirken gördüğümüz ilginç bir tip..
Tanya Reynolds / Lily, delinin teki, başka söylecek bi şey yok..
Mimi Keene / Ruby, okulun en havalı tipi, herkes kendisine aşık sanıyor -ki genelde de herkes ona aşık oluyor, 2. sezonda bi ara Otis'le yatınca şenlik oluyor..
Rakhee Thakrar / Emily, okuldaki iki hocadan biri, güzel bir kadın, ilginç fantezileri olduğunu öğreniyoruz..

Yani işte aslında biraz ergen teması ama o kafaya girerseniz çok değerli şeylerden de bahsedilirken de yakalayabiliyorsunuz. 3. sezon çıkınca izlerim yani, gerçi seneye dur bakalım, kim öle kim kala..

1 Mart 2020
Oku..

Mesut Süre ile İlişki Testi (2018- )


Öncelikle Mesut Süre'den bahsetmek gerekir galiba ama size bilmediğiniz ne söyleyebilirim ki.. Hah.. Mesela, bir dönem, bundan belki 4 sene önce, mizah dergisi yapıyoruz, çok kısa sürdü, 3 sayı çıkarabildik ancak. Ekip toplama aşamasında geçmişti Mesut Süre adı, "bahsettik, yazarım" dedi falan diye biri önerdi dergiye, bunu duyan ekipten başka biri de "Pii, çok bad adamdır" dedi. Bad, 'kötü' anlamında, sevmiyormuş yani. Zaten Mesut Süre de yazı değil şiir gönderdi 3 sayı. Belki de o kadar bad adam değildi, çünkü gönderdiği şey şiir yani.. Ben sadece radyocu olduğunu duymuştum, ama ne açıp dinledim, ne bi yerde yazısına denk geldim. Yani dergiden önce tanımazdım, dergiden sonra 3 şiirlik tanıdım. O kadar..

Geçen sene desem herhalde çok uzaklaşmış olmam, Bebek anlatmıştı, "Mesut Süre ile İlişki Testi izliyorum YouTube'tan, çok eğlenceli" demişti, okey, çok da ilgilenmemiştim. Ben o dönem sadece Stolk'u takip ediyordum, İbrahim Selim'in.. Mesut Süre hakkında bir küçük bilgi de Bebek'ten gelmişti, "Beşiktaş'ta bizim sokakta evi, dev gibi adam" demişti, arada bakkala falan giderken karşılaşırlarmış.

Ha, bir de ben filmlerdeki küçük küçük rolleriyle izliyormuşum aslında ama adını bilmiyordum tabii, o izlediğim adamın Mesut Süre olduğunu anlamam yakın zamnda oldu yani..


Bu Ocak-Şubat dönemi bi 18 gün askere gittim, askere gitmeden 2 hafta önce falan YouTube'ta denk gelip ilk izlememle bağımlısı olduğum programı, asker sonrası bu dönemlerde de epey izliyorum, epey derken belki toplamda 20-30 bölüm falan izledim ama 2 hafta önce 100. bölümü yayınlamışlar mesela.. Çok yani, izle izle bitmez.. Gerçi son bölümü yüklemelerinin üstünden 2 hafta geçmiş umarım devam edeceklerdir.


Format da şu: Evli, nişanlı, sevgili ayırt etmeden ilişki sahibi çiftleri konuk edip, ilişkileri üzerinden muhabbet etmek. İşte, nasıl tanıştınız, kendi aranızda kullandığınız aşk sözcükleri neler, telefonunda nasıl kayıtlı, en büyük kavganız neydi falan ayarında. Muhabbet açacak sorularla ilerliyor program ve çok komik şeyler çıkabiliyor ortaya. İnsanlar hem ilişkileri hakkında konuşabilecekleri bir mecra buldukları için konuşmak istiyorlar çünkü herkes içten içe takdir edilmek peşinde, hem de ilişkilerine dışarıdan bir gözle bakıldığında nasıl yorumlanacağını merak ediyorlar. Ve izleyici olarak da, ilişkileri dinledikçe doğru ilişkinin nasıl olması gerektiği konusunda bir fikir sahibi olunabiliyor. Belki program biraz da bunu için takip ediliyor, seviliyor.


Çok güzel düşünülmüş, her seferinde başka başka insanlar geldiği için tazeliğini koruyan bir format. İlk bölüm seyircisiz başlayıp, ilerleyen bölümlerde başka başka şehirlerde, epey dolu salonlarda kalabalık seyirci önünde yapmaya kadar ilerletmişler işi. Bravo! Hatta ara ara ünlü çiftleri de konuk alıyorlar, insanların magazinde çarpıtılarak anlatılan ilişkileri belki burada gayet eğlenceli ve doğru bir şekilde ifade edilebiliyor diye ilgi görüyor.

Bir de programın sonunda seyirciye soruları var, asıl en eğlendiğim kısım orası: Sizce bu kız bu oğlandan daha iyisini bulabilir mi? Ve bu oğlan bu kızdan daha iyisini bulabilir mi? Tehlike çanları!.. Seyirci, Oooo sesleriyle oyunu kullanıyor! Bazen çıt çıkmıyor ya,  insan çok rahatlıyor :)


Programın ilk 20 bölümü Santral Kumpanya kanalından, sonraki 50 küsur bölümü de Konumuz Ne TV'den yayınlanmış. Sonunda bu sene de kendi kanalını açmak aklına gelmiş ve Mesut Süre ile İlişki Testi isimli kanalı takip etseniz bütün bölümlere ulaşabiliyorsunuz. Bir de seyircili program yapmaya başladığından beri YouTube izleyicisine beleşçi diyor Mesut Bey, ayıptır. Şaka şaka komiktir.

1 Mart 2020
Oku..