Grimsby (2016)


Normalde hikayelerini, kendi üstlendiği ana karakterle kuran İngiliz komedyen Sacha Baron Cohen, bu filmde iki kardeşin hikayesini anlatıyor. Tabii yine kendi oynadığı karakter -kardeşlerden biri- abartılı şekilde saçmalanmış; fakat gerçeğe yakın duran diğer kardeş de hiç aşağı kalmamış..

James Bond'un meslektaşı, MI6 ajanı Sebastian, çok küçükken ailesinden, biraz sonra da abisinden ayrılmış.. Zengin bir ailede evlatlık büyümüş ve şu an ajan işte.. Diğer kardeş Nobby de varoşta kendi ayakları üzerinde durmuş, bir deste çocuk yapmış ve hep küçük kardeşini arayıp durmuş.. Dünya Sağlık Örgütü WHO'ya sızan kötü düşünceli elit insanlar, varoş yüzünden abaran dünya nüfusunu azaltmak için cihana ölümcül hastalık salma planları yapmaktadır.. Ajan kardeş bu durumu engellemeye çalışacak, kardeşi de ona bu macerasında yardımcı olacaktır..

Film, çok güzel eleştirel bakışlar yakalasa da tam ne söylediği anlaşılmayacak saçmalıktadır. Cohen'in olayı bu zaten di mi?.. Bi sahnede Nobby, varoş tayfayı gaza getirmek için şöyle bi şey söylüyo mesela, "Bize pislik deyip, kalabalık olduğumuzdan yakınıp, hepimizi yok etmek istiyorlar. Evet belki pisliğiz, hatta iğrenç bir kalabalığız ama bizi yok etmek isteyeni biz yok ederiz" falan gibi bi nutuk sonrasında kötü kadının peşine düşüyorlar.. 


Cinselliği kullanma şekli, çocuk psikolojisini sallamama, hiç adam seçmeden herkesle dalga geçme huyları olan Cohen, bu filmde de dünyayı kurtarmak için havai fişek füzesinin üstüne oturuveriyor, feda ediyor kendini hemen.. Ajanlardan kaçtıkları bi sahnede saklanmak için fil vajinasına giriyorlar kardeşiyle.. Tam o sırada fillerin seks partisi başlıyor.. Hayatta göremeyeceğiniz saçmalıklar bu filmde oluyor.. 

Şimdi sırf yerli yapım diye Recep İvedik düşmanı olup, sonra oturup bunları övmek de çok hoşuma gitmiyor ama prodüksiyon ortada.. Ayrıca Sacha Baron'un sınırsız hayal gücü her seferinde yeni bir tip yaratmaya müsait: Ali G, Borat, Brüno.. Bunlar hep referans oluyor.. Filmin yönetmeni ise kendini ispatlamış bir kardeşimiz, Transporter Serisi'nin ilk iki filminin, The Incredible Hulk (2008)'ın ve Now You See Me (2013)'nin yönetmeni Louis Leterrier.. Hele bir de kadroya bak: Mark Strong, Rebel Wilson, Penelope Cruz, Annabelle Wallis ve tabii ki Isla Fisher.. Bir de Tamsin Egerton ismi geçiyor künyede fakat ben bu güzelliğe filmde rastlamadım.. "Lan lan, gördün mü kızı, çok güzeldi" derler ya yanında geçen bi afet için ve hani sen hiç görmemişsindir onu, çok merak edersin, öyle bi şey..

Filme puanım 5.. Ama toplum baskısı olmasa 7 veriridim galiba.. %20'yi zor tutuyorum..

050616
Oku..

The Girlfriend Experience (2016- )


Bir Starz dizisi kendisi.. Diziye, "+18 ebeveyn kontrolünde izlenebilir" uyarısı koyuyorum.. Ben koydum diye demiyorum gördüğüm en saçma uyarı, asıl ebeveynden ayrı izlenecek şeyler bunlar.. Artık her dizi gibi bu da biraz erotik, tamam tamam, baya erotik..


Steven Soderbergh'in yönettiği The Girlfriend Experience (2009) filminden uyarlanan diziyi Lodge Kerrigan ve Amy Seimetz yürütüyor.. Filmden yola çıkarak beraber yazdıkları senaryolarla, iki bölüm biri, iki bölüm diğeri olacak şekilde dönüşümlü yönetmişler diziyi.. İki elin sesi var..

Hikaye, hukuk öğrencisi bir genç kızın heyecan olsun diye başladığı 'jet sosyete orospuluğu' maceralarını anlatıyor. Soderbergh filmi yaparken, başrolde, hakikaten pornocu olan Sasha Grey'le çalışarak dikkatleri çekmişti.. Dizi versiyonunda ise başrolümüz, geçen sene Mad-Max: Fury Road (2015)'daki turunç güzeli Capable rolüyle tanınan, Riley Keough.. Çok güzel kız valla..

Christine, genç ve başarılı bir öğrencidir, zamanla stajyer olduğu plazada kaşar olacaktır. Bir arkadaşının, orta yaş zengin bir herifle takıldığını görür, "Ne iş?" der, kız başta saklasa da sonra dökülür.. "Lüks takılıyorum böylece, güzel de para geliyo" der.. Zaten sevişgen olan kahramanımız Christine de ısınır mevzuya ve "Beni de soksana ortama" der. Böyle başlar hikaye.. Film halini izlemediğim için hikaye nereye gidecek bilmiyorum..


İzlediğim iki bölümde karanlık havasını sevdiğim dizinin görüntü yönetimi, oyunculuklar ve gerilimli temposu güzel.. Riley Keough'a eşlik eden isimler: en son House of Cards (2012- )'da yazar Thomas Yates rolüyle izlediğim Paul Sparks ve Mary Lynn Rajskub, Briony Glassco falan filan..

Güzel bi dizi, hissediyorum..

040616 - şöyle güncellendi..

Bir ayı biraz geçmiş başlayalı, on üç bölümü yeni bitirdim.. Baya güzel dizi.. Güzel kahramanımız Christine, yüksek ücretler karşılığı birlikte olduğu adamlar haricinde bir de patronuyla ilişkide.. Fakat patronu Christine'le çok ciddi düşünmüyor, bu Christine'i çok üzüyor.. Christine'imiz zaten ilgi meftunu bir kişilik olduğu için hikaye bu minvalde şekilleniyor.. Birkaç sevişmesi kaydedilip, tape olarak piyasaya sürülüyor.. Kim yapıyo söylemem.. Ama o video Christine'in bütün mail listesine gidiyor.. Artık eskortluk mesleği gizli olmaktan çıkıyor..


Teknik anlamda her bölüm bir öncekinden daha gösterişli iş çıkaran yaratıcı ekibe büyük tebrikler.. Senaryo, oyunculuk, sanat yönetimi, kostüm, makyaj, görüntü, hepsi şahane.. Riley Keough, güzelliği yetmiyo gibi bi de çok seksi, her an, her saniye çok seksi.. Yönetim zaten neyi ne kadar göstereceğini çok iyi kestirmiş, yani hikayeye hizmet etmeyen tek sevişme yok, her öpüşme karakteri biraz daha geliştiriyo.. Christine'in o, ilgiyi umursamaz ama istemem yan cebime koy tavrı mutlaka görülmeli.. Her müşterisinden bir şeyler öğrenen Christine sonunda koca kız olacak.. On üç bölüm güzel geçti, umarım yaparlar ikinci sezonu..

Ama baya +18 film, gerçi çok pornografik değil ama sevişiyolar işte çatır çatır, n'oluyo bunun sınıflaması.. En baştaki "+18 ebeveyn kontrolünde izlenebilir" geyiğine dönmeyelim.. Bu arada yazar ve yönetmenlerden Amy Seimetz, beş bölümde de Christine'in ablası rolünde görünüyor.. Çok güzel kadın..

130716
Oku..

The Night Before (2015)


Mesela bugün itibariyle yılın altıncı ayına girdik, bu film gösterileli altı ay falan olmuş diyebiliriz kafadan. Noel filmi, kasım, aralık o aralar izlenir yani.. Ben tuttum şimdi izledim.. Bazı filmler böyledir di mi, belirli dönemleri anlatıp temsil ederler ve o dönemler dışında izleyince pek bi numaraları yoktur. İşte bunun gibi Noel filmleri, Sevgililer Günü filmleri.. Bunların bi gelişmişi duygu filmleridir, belirli duyguları ifade ederler, o ruh halinde değilseniz tırttırlar. Misal Uyuşturucu Kafası filmleri, Depresyon filmleri, Aşk filmleri..
Ama tabii bunların da kalitelisi yine ayrı tutulur, o kafada değilsen bile sokar sokar çıkarır seni..

The Night Before (2015), bir Noel filmi, geyikli kazaklar, çam ağaçları falan ama aynı zamanda tatlı da bir Arkadaşlık filmi.. (Bugün de benim kategorize etme günüm herhalde..) Evet, güzel de film aslında fakat, senaryo ekibi, Miley Cyrus'un 2013'teki Wrecking Ball şöhretini 'sonsuz şöhret' sanınca (şöyle anlatayım, mesela bi Star Wars veya Harry Potter kültürü var ya, bu klip de öyle oldu sanılmış, beş sene sonra bile bu konuşulacakmış gibi düşünülmüş) anlamsız bir hale gelmiş, saçma durmuş hikayede.. Tamam zamanında ben de günde beş kere bu klibi açıp izlemesem rahat edemiyodum ama artık yok ki öyle bi durum.. Yani film bu seneki değil de iki sene önceki noelde iyi iş yapardı esasen ama yine bi kalıcılığı yok tabii..
23 milyon bütçeli film 43 milyon kazanmış.. Belki de ben hiç anlamıyorumdur ya..
Çünkü yine bu yılbaşı için Netflix filmi olarak Sofia Coppola tarafından çekilen A Very Murray Christmas (2015) filminde de yer alıyordu Miley..


Yönetmen Jonathan Levine'in hikayesini -aynı zamanda yapımcısı da olan- Evan Goldberg ile Ariel Shaffir ve Kyle Hunter senaryolaştırmış.. Bu kızlar her işlerini beraber yapıyorlar.. Goldberg zaten Seth Rogen'la hep aynı işte.. Başroller de Seth Rogen, Joseph Gordon-Lewitt ve Anthony Mackie.. Falcon Anthony'yi daha önce bu ekibin işlerinde gördüğümü hatırlamıyorum, yakışmışlar baya.. Seth ve Joseph, yine Levine yönetiminde 50/50 (2011)'de beraberlerdi.. Bir de bu filme yakışıp yakışmadığına karar veremediğim Lizzy Caplan vardı. Bir ara da James Franco gelip kankisi Seth'in kulağını falan yaladı..

Hikaye de şu, Ethan'ın anne-babası bi noel gecesi trafik kazasında ölür. Arkadaşları Isaac ve Chris onun üzüntüsü azaltmak için, o noeli ve her noeli beraber geçirme geleneği başlatırlar. Geleneksel kazaklarını giyip hayvan gibi eğlenme sözü verirler birbirlerine.. Aradan yıllar geçer, Isaac evlenmiş ve bir çocuğu olacaktır, Chris ise ünlü bir futbolcudur ve artık ünlü kankileriyle takılması gerekmektedir.. Yani bu noelin beraber son noelleri olmasına karar verirler ve final partisi başlar.. Isaac çok kafa olur, mantar, koko, hap, eks ne varsa takılmıştır.. Ethan eski aşkı Diana'ya denk gelir ve aşkı kabarır.. Chris de hayranlarıyla fotoğraf çektirip durur..

Böyle eğlenceli, komik ama tırt bi film yani.. Oyuncular tatlı işte, oturup izliyosun, güzel zaman geçiriyosun.. Seth Rogen her filmindeki burda da hep uyuşturucu içinde.. Sadece oyuncu olarak çalıştığı filmleri saymazsak her filmde kafası güzel adamın.. Filmi izlerken tip olarak etrafımda ne kadar çok Rogen'a benzeyen adam olduğunu düşündüm.. Nasıl ki bana sırf bıyık yüzünden Malkoçoğlu diye derinliksiz bir yakıştırma yapılıyor, bundan sonra ben de esmer olmayan biraz şişko ve sakallı tiplere Seth Rogen diyecem.. Siz de deyin..

010616
Oku..

Yönetmenler: Steven Soderbergh..


Georgia, Atlantalı Steven Soderbergh, 1985'te Yes isimli bir rak grubuna çektiği kliple Grammy'ye aday oluyor o sene.. Dört sene sonra da (benim doğduğum sene) yazıp yönettiği ilk uzun metraj filmi Sex, Lies and Videotape (1989)'le En İyi Senaryo Oscar'ına aday gösteriliyor. En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo dahil dört Oscar kazanan Traffic (2000)'e kadarki arada yedi film yapmış. Bunlardan biri de Kafka (1991)..

Kariyerine, yönetmenliğin yanı sıra yapımcı, yazar ve hatta muhtelif set elemanı olarak devam ediyor. Milenyumla beraber artık Oscarlı yönetmen olarak anılan Soderbergh, Traffic (2000)'ten beri yönettiği filmlerde görüntü yönetmenliğini de kendisi yapıyor fakat Peter Andrews adıyla. Hadi biriniz de gidin soru niye diye, ben de merak ettim. Hayır, başka isim kullanmasını anlarım, fakat niçin Peter, niçin Andrews? Bana bi hal gelse de takma isim kullanmak istesem ne olur acaba? Boş zamanlarımda bunu da düşüneyim biraz.. #gezi3yaşında

Şu sıralar yönetmenliğini üstlendiği 24. uzun metraj sinema filmi için çalışan Steven'ın, sandalyeye çöktüğü kısa filmleri de var, kısa filmiyle destek olduğu uzun uzun filmler de var, belgesel çalışmaları da var.. Bu çok yönlü sinemacı abinin yönettiği sinema filmlerini şöyle bi listeleyeyim bakalım kaçını izlemişsiniz:

Side Effects (2013)
Magic Mike (2012)
Haywire (2011)
Contagion (2011)
The Informant! (2009)
The Girlfriend Experience (2009)
Che (2008)
Ocean's Thirteen (2007)
The Good German (2006)
Bubble (2005)
Ocean's Twelve (2004)
Solaris (2002)
Full Frontal (2002)
Ocean's Eleven (2001)
Traffic (2000)
Erin Brockovich (2000)
The Limey (1999)
Out of Sight (1998)
Schizopolis (1996)
Gray's Anatomy (1996)
Underneath (1995)
King of the Hill (1993)
Kafka (1991)
Sex, Lies, and Videotape (1989)


Ocean's Serisi ve Traffic (2000) en meşhur işleri tabii ki, gerçi Traffic (2000) beş seneden beri falan izlenecekler listemde, bi fırsat bulamadım. İşlerinde ara sıra yazar kadrosuna da giren Soderbergh, yazarlığını yaptığı iki filmde adını Sam Lowry olarak yazmış. Bu nerden icabetmiş acaba. Hayır, bi de bu nasıl ortaya çıkıyor sonra, kendi diyorsa nasıl bir konu açılıyor da diyor; başkası diyorsa nerden biliyor, nasıl inandırıyor.. Bazı sanatçılar dönem dönem bunu yapıyor. Her şeyi kendi yapmış gibi görünmemek için, bu iş için kalabalık bir ekip çalıştı demek için bazen böyle numaralar yapılıyor.. Başka dünyalarda şu da var, başkaları yapıyor yapıyor, imzayı biri atıyor, ben yaptım diyor, bu da var.. Sanatı ve sanatçıyı anlamak zor yani.. Bütün bunlar olurken bir de Trumbo (2015) stili var tabii..

Şu listeye tekrar bir bakıp, en az üç film belirleyip izlemek lazım.. Che (2008) iki filmden oluşuyor, tavsiye ederim. Çok güzel tanıyorsun Ernesto ve çevresini, sağcısı solcusu izlemeli.. Ocean's Serisi'ni zaten izlemeyeni dövüyolar, eğlenceli de.. Bi de ben burda The Good German (2006)'ı kestirdim gözüme, edebiyat uyarlamasıydı bu, dün bir müşteriyle konuşurken geçmişti muhabbeti, şimdi görünce tekrar, tesadüfe kurban olunur.. Yalnız fark etmişsinizdir, bi tarzı yok Soderbergh'in, siyasi, komedi, korku, gerilim, belgesel; her konuda çalışmışlığı var..

Zamanında pornocu Sasha Gray'in başrolü oynadığı The Girlfriend Experience (2009) diye bir film yapmış.
Sonra aynı isimde ve konuda bir dizi buldum -The Girlfriend Experience (2016)- ve ilgimi çekti biraz, sonra baktım Soderbergh diyo yapımcı..
Sonra bu yazı oldu.. Böyle bi dizi var, onu haber vermek içindi her şey..

310516
Oku..

Wrong Cops (2013)


Wrong (2012)'tan sonra "İzlerim muhtemelen bunu da" dedim ve izledim. Wrong (2012) kadar beğenmedim, çünkü hikayeden çok karakter filmi olmuş Wrong Cops (2013). Yazan yöneten Quentin Dupieux; Fransız elektronik müzik sanatçısı Mr. Oizo diye de bilinir. Hatta Mr. Oizo diye daha çok bilinir. Filminin de müziklerine Mr. Oizo imzasını atmıştır. Wrong (2012)'tan daha müzikli bir filmdir.

2012'de Wrong (2012)'tan sonra Wrong Cops: Chapter One [2012] diye bi bölüm on dört dakika bi kısa film paylaşmışlar devamı gelmek üzere. Marilyn Manson ve Mark Burnham var bu kısa filmde. Sonra bunu kısa kısa yapacağımıza bi film olacak şekilde yapalım demişler. Bu kısanın üstüne bi şeyler ekleyip Wrong Cops (2013)'ı çakmışlar. Eğlenceli film olmuş ama o kadar yani..


Görevini suiistimal eden polis memurlarını izliyoruz. Dört beş tip var böyle. Meslek icabı zaten olayların içindeler, bir de kendi karakterleri gereği işleri berbat ederek çalışıyorlar. Biri bi kıza takmış kafayı, biri torbacı, biri işi gücü bırakmış müzik yapıyo.. Sonra biri yanlışlıkla birini vuruyo ama ölmüyo tam, yanında taşıyo her yere.. Sonra biri bu ölmek üzere olan adamı gömmek için çukur kazarken bi çanta para buluyo falan.. Komik komik, salak salak, şeyler şeyler..

Mark Burnham, kötü polis rolüyle Wrong (2012)'ta da vardı zaten. Wrong (2012)'ta başrol Jack Plotnick bu filmde de çok kısa görünüyor; yine Wrong (2012)'ta bahçıvanı oynayan Eric Judor burda da müzikçi tek göz siyah polisi oynuyor. Marilyn Manson'ı da makyajsız ve kötü oyunculuğuyla görmenin mümkün olduğu filmde Hillary Tuck, Jennifer Blanc, Agnes Bruckner, genç yetenek Izzy Palmieri ve jenerikte bir sahne gözüken Roxane Mesquida. Bu son güzelliği Scenes Intimes (2002)'te izleyip aşık olmuştum, burada bi saniyelik görünce şaşırdım. Neden ki dedim, neden bu kadar az.. Sonra baktım da yönetmenin önceki filmi Rubber (2010)'da oynamış, selam vermeye gelmiş buraya, onu da izleyecez mecbur.


Elektronik müzik ve absürt komedi severlerin hatta polis sevmez anarşistlerin bayılacağı bu filme puanım 4. Bu arada Wrong (2012)'un devam filmi falan değil, anlamışsınızdır; yani Wrong (2012) izlediyseniz bunu da izlemek zorunda falan değilsiniz.. Zaten film izlemek zorunda olmak da neyse..

Bu arada demin aldığım bir habere göre biri yazılısinema başlığı açmış ekşi'de.. Youtube kanalımızdaki Film Şeysi etkinliği vesilesiyle haberi olmuş ama yazılısinema'yı sadece youtube kanalı sanmış.. "Değil, aslında film blogu ama youtube kanalı da var" demek istedim. Bilmeyen yanlış öğrenmesin diye.. Elden ele bi iletirsek..

250516
Oku..

Wrong (2012)


Dolph, bir sabah uyanır ve köpeği Paul'un evde olmadığını anlar, aramaya başlar, bulamaz. Birkaç gün sonra bir telefon gelir, "Seninle konuşmam lazım" diye. Master Chang, evcil hayvanlar konusunda uzmanlaşmış bir adamdır, kitabını yazmış baya. Bir şirketi vardır, insanların, evcil hayvanlarının kıymetini anlamaları için onları kaçırır ve birkaç gün sonra çaktırmadan teslim eder. Paul'u da bu amaçla kaçırmışlardır fakat işler ters gider; Paul'un içinde bulunduğu araç kaza yapar ve hakikaten kaybolur köpek. Master Chang durumu Dolph'a anlatır ve bir dedektif tutup köpeğini bulmasına yardım eder.

Dolph'un hayatındaki tek saçmalık bu değildir ama: pizzacı kız, bahçıvanı, çalar saati, komşusu, trafik polisi hatta üç ay önce kovulmasına rağmen gitmeye devam ettiği işi bile saçmadır. Peki bunlar neden böyledir; sanatçının boku işte. Ama gayet güzel bir dünya kurmuştur kendine. Köpeğini bulmaya çalışırken izleriz Dolph'u. Bir yerde bir yanlışlık vardır ama tam nerededir bilinmez.


Yazan yöneten Quentin Dupieux; Fransız elektronik müzik sanatçısı Mr. Oizo diye de bilinir. Hatta Mr. Oizo diye daha çok bilinir. Filminin de müziklerine Mr. Oizo adını yazmıştır. Fakat müzikleriyle ön planda bir film değildir. (Ama fragmanı öyledir.) Hatta film Fransızca da değildir, İngilizcedir. Filme puanım 5'tir. Oyuncular çok hoştur: Jack Plotnick, William Fichtner, Eric Judor ve bebiş Alexis Dziena.. Filmi izlerken bir yandan da bu kızı nerede izlediğimi düşündüm, bulamadım, sonra baktım ve gördüm ki: Broken Flowers (2005).. Filmin bir de devam filmi gibi bi şeyi varmış, Wrong Cops (2013) diye. Muhtemelen aynı dünya başka bir karakterle devam ediyordur. İzlerim, -yine- muhtemelen..

250516
Oku..

The Family Fang (2015)


Kevin Wilson'ın romanından aynı adla uyarlanmış bir film, yönetmen Jason Bateman. Oyunculuğuyla gönüllere taht kuran Bateman'ın Bad Words (2013)'ten sonra ikinci yönetmenliği bu, ikisini de izleyip gelişmeyi görebilirsiniz. Baya güzel film olmuş The Family Fang (2015). Türkçeye Domingo Yayınları işbirliğiyle kazandırılan Fang Ailesi romanını okusam mı okumasam mı diye çok düşünmüştüm. Çünkü Domingo, yayınladığı kitaplarda, içeriğe kapaklar kadar önem vermediğini gösterdi bana zamanla. Çok güzel romanlarını da okudum fakat kapağına kanılan zaman kaybı romanları da var. Güzel kapak yapıyolar yani. Filmi gördüm, Bateman yönetmiş diye indirdim, başladığında fark ettim bu romanın uyarlaması olduğunu. İyice isteyerek izledim. Sonra Nicole Kidman falan çıktı ortaya, şenlik oldu. Bateman, Kidman ve Christopher Walken var başrolde.

Seksenlerde falan başlıyor hikaye. Bay ve Bayan Fang, sanat fakültesi çıkışlı yani okullu sanatçılar. Dönemin aykırı tipleri bunlar, resim falan yapıp hayatlarını sürdürmenin yanında, sürekli bir durumlara dikkat çekmek için çeşitli mizansenlerle şovlar yapıp videoya çekiyorlar. Yani diyor ki, "Ben şimdi saçma bi şey yapcam şurda, bakalım insanlar ne tepki verecek. Olay iyice saçmalaşınca tepkileri nasıl değişecek. Aslında vermeleri gereken tepki nasıl olmalı peki.." Böyle alternatif bir sanat yapıyorlar. Sonra da videoya çekiyor bunları Bay Fang. Çocukları olunca da onları da olaylara dahil ediyorlar. Gerçek birer sanatçı olmaları için eğitiyorlar.


Günümüzde, çocuklar büyümüş. Annie, oyuncu olmuş; Baxter, yazar. Çok sık görüşmüyorlar artık ailece. Eskiden yaptıkları o 'eğlenceli' şeyleri yapmıyorlar artık. Baxter ufak bir kaza geçiriyor ve hastane ailesine haber veriyor. Durduk yerde aile tekrar bir araya geliyor ve Bay Fang'in süper bir planı var.

Kendi dertleri halihazırda bir kenarda duran bu iki kardeş, eski günlerdeki gibi babalarının sanat aktivitelerine ayak uydurmak istemiyorlar. Onlar istemedikçe hikaye onları içine çekiyor.
Film bitince, "Aslında güzel hikayeymiş de, o niye öyle oldu ki şimdi, bu şöyle bu böyle olsa" derken finali hariç baya beğendiğimi fark ettim. Yani aslında kitap hali okunsa okunurmuş. Neyse, şimdi yeni öykü kitabı çıktı Kevin Wilson'ın, Dünyanın Merkezine Tünel Kazmak. Muhtemelen öyküleri daha güzeldir zaten, karakterleri çok başarılı çünkü.

Jason Bateman, iki filminde de görüntü yönetmeni Ken Seng'le çalışmış; ki kendisi Deadpool (2016)'un da görüntücüsü.. Hele acemi yönetmenseniz görüntü yönetmeni hayat kurtarır. Çünkü film çekerken uğraşılacak çok şey vardır ve en konsantrasyon isteyen kameradır. Diğer şeylerle uğraşırken kamerayı güveneceğiniz birine emanet etmek gerekir. İşte bu yüzden görüntü yönetmeni önemlidir. Bu böyledir. Ayrıca, yönetmen aynı zamanda filmin başrol oyuncusuysa zaten olan olmuştur.

Filme puanım 7'dir.

240516
Oku..