Mr. & Mrs. Smith (2005)


Jumper (2008) ve Edge of Tomorrow (2014)'un da yönetmeni olan Doug Liman tahtta. Senaryoyu yazan ise, şu sıralar X-Men: Dark Phoenix (2019) ile ilk kez o tahta oturacak Simon Kinberg. Kendisini önceki X-Men filmlerinde hep senaristler arasında görmüştük ama artık, yönetmen oluyor İngiliz Kinberg. Ayrıca başka ortak projelerde de çalışan bu iki isim, aynı zamanda yapımcılık sporuyla da uğraşıyorlar.

Hollywood'un eğlenceli ajan filmlerinde liste başı olan Mr. & Mrs. Smith (2005), Angelina Jolie & Brad Pitt çiftini ilk kez bir araya getirme özellikli. Angelina kariyerindeki ilk filmini 1995'te çektiğinde, Brad, Se7en (1995)'la gayet genç kızların sevgilisi olmuştu bile.. Muhtemelen Angelina da o kızlardan biriydi o zamanlar.. Filmden sonra rol arkadaşı Gwyneth Paltrow'la nişanlanan Brad; 2000 senesi olduğunda da Jennifer Aniston'la evlenecekti.. Ve esas çiftimiz nihayet Mr. & Mrs. Smith (2005)'le bir araya gelecek, tanışacak ve sonraki yıllarda yarısı evlatlık olmak üzere 6 çocukları olacaktı. 2005'ten beri beraber, 2014'ten beri evli olan çift için en son "Boşanma davaları var" diye okudum..


Bir ajansanız, ajan olduğunuzu kimseye söylememeniz gerekir. John ve Jane de ajanlar ve birbirlerini görüp beğenmişler. E söyleyemiyorlar da haliyle, iş ahlakı gereği, evleniyorlar öyle. İşe diye evden çıkıp gizli görevlere gidip geliyorlar. Birbirlerine sürekli yalan söyleyen her çift gibi mutlu değiller. Sonunda evlilikleri de heyecanını yitirmiş, psikiyatr desteği alıyorlar. Doktor, son bir haftadır kaç kere seks yaptıklarını sorunca cevap dahi veremiyorlar. Bağlı oldukları ajanslar (birden fazla ajanın çalıştığı iş yerine ajans denir) bu ikisini aynı hedef için görevlendirince ortalık karışıyor. 5 ya da 6 yıldır beraber olan çiftin birbirlerini keşfetme ve devamında yok etmeye kalkma aşamaları evliliklerine de heyecan katıyor.


Vince Vaughn, Adam Brody ve Kiss Kiss Bang Bang (2005)'in Harmony'si Michelle Monaghan'ın da azıcık görünmesiyle renklenen filmin asıl numarası, insanda Angelina Jolie hayranlığı oluşturması. Daha filmin başlarında sutyensiz yazlık kıyafetiyle etrafında dans edilen ateşli varile bir shot içkiyi boca edip alevi harlayınca dikkatleri çekmeyi başarıyor Angi. Film boyunca da devam eden bir seksilik var üstünde tabii.. İlginç olansa, bundan önce yine böyle seksepal kullandığı filmler izlemiş ama bundan sonra hiç hatırlamıyorum olmam.. Brad Pitt'le ilişkinin acaba böyle yan etkileri mi oluyor diye düşünmeden edemedim. Ayrıca Angelina'yı çok güzel bulmamakla beraber kalın üst dudağın yakıştığı ender kadınlardan olduğu da sır değil fikrimce..

Film teklifi ilk gittiğinde Brad Pitt senaryoyu bile okumak istememiş ama yönetmen ısrarcı olmuş. Angelina'ya gelmeden önce de Julia Roberts ve Cameron Diaz'a giden teklif ret yemiş. Bence en ideal hali de bu olmuş, güzel olmuş. Benim puanım 7'dir filme.

30 nisan 2018
Oku..

Hacksaw Ridge (2016)


2. Dünya Savaşı'nın 1945'te Pasifik Cephesi'ndeki son ayağı olan Okinawa Muharebesi anlatılıyor. Amerikalılar Japonlara saldırıyor. Hacksaw Ridge yani Testere Tepesi diye anılan bir bölgeye gönderilen birlikte ilginç bir asker var, adı Desmond Doss.

Babası eski asker olan Desmond, askere gidip vatanı için mücadele etmeyi istiyor fakat savaş sonrası babası gibi delirmek veya asabi bir adam olmak istemiyor. Şiddete karşı arkadaşımız orduya müracaat ederken silah kullanmamayı ve cumartesi günlerini tatil rica etmiş. Bu ricası çok ciddiye alınmamış olacak ki eğitimlerde anlaşmazlık yaşıyor komutanlarıyla: "Şaka mısın lan sen!" Sonu askeri hapishane oluyor ama inat gelmiş inat gidecek. Nasıl da güzel sevgilisi var kemçüğün. Kız da destekliyor yalnız, istemediğin bir şeyi yapmak zorunda değilsin diye. Tıbbiyeye de meraklı ya sıhhiyeci olacak bizimki.


Neyse, filmin ilk yarısı, 'Silah kullanmayı reddeden bir asker mümkün mü?'nün cevabını arıyor. İkinci yarısında ise kıyamet kopuyor, Hacksaw Ridge'e tırmanan Amerikalılar, Japonların en çılgınlarına denk gelmişler; "Ölmek umurlarında değil. Ölmek istiyorlar!"

İkinci yarının başında yarım saatlik kesintisiz bir çatışma sahnesi izliyoruz. Ölen ölüyor, kalana geri çekilme emri geliyor. Amerikalılar geri çekiliyor, bir kişi hariç. Desmond geride kalan yaralıları tek tek Hacksaw'dan indiriyor. Adam yerine koymadıkları, korkak, çelimsiz Desmond Doss. Bir gün sonra tekrar saldırıp alıyorlar tepeyi ve Desmond'a madalya getiriyor bu performansı.

Aynı performansı Oscar gecesinde görür müyüz bilemiyorum. En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yönetmen, En İyi Kurgu, En İyi Ses Kurgusu ve En İyi Ses Miksajı dallarında adaylığı var ama kesinlikle senenin en iyi filmi diyemem. Bugün başka film izlemeyeceğim için en fazla günün en iyi filmi olabilir.


İyi, güzel, ben de tamamen savaşa, silaha, yumruğa karşıyım ama savaşın göbeğinde inat yapmak hoş değil. Bir Japon seni boğazlarken arkadaşın 'silah' kullanarak senin hayatını kurtarıyorsa azıcık saygın olacak o icada. Çok karşıysan, askeri sisteme karşı olursun hiç gitmezsin askere, var öyle lüksünüz, biz n'apalım asıl?!

Teknik olarak başarılı bulduğum o uzun çatışma sahnesi silah ve bomba seslerinin uzun süre kulaklardan çıkmasına izin vermiyor. Çiuv çiuv diye hala beynimde. Ses kurgusu ve miksajı o etkileyici ortamı yaratmak adına çok güzel işlenmiş, güzel bir çatışma sahnesi yaratmış. Fakat kurgu ile miksajı ayrı ayrı değerlendirmek uzmanların işi, ben anca "En az bir Oscar alır buralardan" diyebilirim. Zaten diğer kategorilere çok şans vermiyorum. Gerçi belli de olmaz, kahraman Amerikan askeri teması jüriyi etkileyebilir.

Uzun bir aradan ve bolca tartışmadan sonra tekrar yönetmen koltuğuna oturuyor Mel Gibson. Başrolde inanılmaz itici örümcek adam Andrew Garfield var, güzel hemşire sevgilisini Teresa Palmer oynuyor. Babası Agent Smith, Hugo Weaving; çavuşu koca taşıyıcı adam, Vince Vaughn ve komutanı Avatar Sully, Sam Worthington. (Sırasıyla, The Amazing Spider-Man (2012), Matrix (1999), Delivery Man (2013) ve Avatar (2009) kast edilen filmler.)
Filme puanım 7/10.

270117
Oku..

Jurassic Park Boxset


Kasedi biraz başa saralım.. Michael Crichton, 66'daki ilk romanından beri Amerikalı bilim kurgucu yazarların en bilindiklerinden, çok satanlardan. 72'de romancılığını sinema yazarlığıyla, senaristlikle birleştiriyor ve beyaz perdeye çok sayıda tıbbi bilim kurgu hikaye buluyor. Bir yandan da romancılığı devam ediyor tabii, senaryolar genelde sipariş üzerine yazılıyor, romanlar ise kişisel merakı ve bilgisiyle. 1990'da Jurassic Park romanıyla olay yaratıyor. Tabii ki filme alınması gerektiğine inanılıyor ve Steven Spielberg'e emanet edilen ve epey efekt kasılan film, üç senede anca seyirciye hazır hale geliyor.


Jurassic Park (1993), maceracı bir zengin amca olan John Hammond'ın, çocukların hayalini gerçekleştirme arzusuyla giriştiği bir olayı, fikir almak ve beraber çalışmak için işinin ehli üç bilim insanına göstermesiyle girdiğimiz dünya, dinozorlar dünyası. 205-140 milyon yıl öncesi bir aralığı gösteren Jura Devri'nde yaşadıkları bilinen dinozorların, soyları tükenmesine rağmen bir şekilde saklanan genleriyle kopyalarının üretilmesi anlatılıyor. Muhteşem bir koruyucu olan çam balı yani reçine içindeki bir sivri sinek. Zamanında bir dinozorun kanını emmiş ve ağaca konduğu sırada bala yapışıp kalmış, kurtulamadığı bal onu çepeçevre sarmış ve resmen koruma altına almış. Ve işte milyon yıllar boyunca bu şekilde kaldıktan sonra Hammond'ın araştırmacıları tarafından bulunmuş ve kopya dinozorlar üretilmesi fikri gelişmiş.


Jurassic Park, bilinen bütün çeşitlerinin kopyalandığı, yeniden yaşama fırsatı bulan dinozorların hayvanat bahçesi gibi seyircili bir park. Özellikle çocukların çok ilgi göstereceği park, dünyanın parasını kazanacak. Hammond da işini ehli adamları buraya getirip son düzeltmeleri yapmalarını istiyor. Ancak kötü adamlar iş başında ve DNA hırsızları sayesinde yırtıcı hayvanların yaşadığı parkta aksiyon başlıyor.


95'te gelen devam romanı 'The Lost World', The Lost World: Jurassic Park (1997) adıyla yine Spielberg tarafından filme alındı. İlk filmde bütün ada ve dinozorların telef olduğu düşünülürken sağ kalmayı başaran yavru canavarlar, aradan geçen dört yılda büyüyüp adanın hakimi olmuşlardır. Durumu fark eden Hammond, farklı bir ekip kurarak burayı önceki hayaliyle birleştirir ve daha vahşi ama güvenli bir parka çevirmek ister. Maalesef ki hırçın dinozorlar buna izin vermeyecektir. Ve aksiyon adanın dışına taşacaktır.


İlk filmin efsaneliğinin çok çok gerisinde kalan bu ikinci filmden sonra biraz ara verilir. Fakat bir potansiyel olduğu da hep bilinir. Hikaye için genç bir yazar ekibi kurulur, senaryo yazdırılır ve Jumanji (1995)'nin yönetmeni Joe Johnston'a emanet edilir. Jurassic Park III (2001). İlk filmdeki araştırmacılardan Dr. Grant'a, dinozorlarla olan macera bilgisinden yararlanmak üzere iyi para ödeyen bir çift var, Kirby çifti. Bu sefer dinozor parkı projesi kötü adamların inisiyatifinde. İlk iki filmden kopuk, Hammond'sız ve vasat bir devam filmi. Kalite olarak ikinci filme yakındır ama hikaye kullanımı sınıfta kalmıştır.


Bambaşka bir yazar ekibiyle, taze sinemacı Colin Trevorrow yönetiminde çekilen dördüncü devam filmi Jurassic World (2015), diğer devam filmlerinin bir tık üstüne çıksa da vasatı geçemiyor. Yıllar sonra, Hammond'ın -yeğeni mi neyiyse işte- bir yakını, hayalleri gerçek etmiş. Park ziyaretçilere açılmış. İlgi o kadar yoğun ki, daha başka ne yapılabilir diye düşünülmeye başlanmış. Her sene biraz bi şey değiştirip ilgiyi hep canlı tutma peşindeler. Patron diyor ki, daha vahşi, daha saldırgan dinozorlar üretin. Bilim adamları büyük gizlilik içerinse DNA'ları çorba ederek en vahşi hayvanı yaratmışlar. Artık dinozordan çıkıp canavarlaşmış bir hayvan. İşte mürekkep balığının kamufle özelliği, bilmem ne maymunun koku alma şeyi falan diye diye savaş makinesi etmişler hayvanı, e nasıl tutacan onu kafeste. Bir de insanlar var artık parkta. Aksiyon başlar.


-Jurassic Park (1993), teknik dallarda aday gösterildiği üç Oscar'ı da kazanmıştır. Sam Neill, Laura Dern, Jeff Goldblum, Richard Attenborough, BD Wong ve Samuel L. Jackson kadrodaki isimler. Ayrıca imdb'de top#198
-The Lost World: Jurassic Park (1997), görsel efekt Oscar'ına aday olup Titanic (1997)'e kaptırmıştır. Jeff Goldblum, Julianne Moore, Richard Attenborough, Vince Vaughn ve Pete Postlethwaite..
-Jurassic Park III (2001)'te ise Sam Neill, Laura Dern, William H. Macy ve Tea Leoni var..
-Jurassic World (2015), Bryce Dallas Howard, Chris Pratt, Irrfan Khan, Vincent D'Onofrio, Ty Simpkins, Katie McGrath, Judy Greer ve ilk filmde de aynı doktor rolünü oynayan BD Wong.. Bu filmde başrol olan Bryce Dallas Howard, ne kadar başrol de olsa bir serinin devamı olmaktan kurtulamıyor. Ne diyor bu diyeni Despair [2010]'e alalım.


Bir Star Wars kadar olmasa da büyük bir hayran kitlesi olan hikayedir Jurassic Park. Yani hiç izlememiş olan komple izlemeyecekse bile ilk filmi kesin bi izlesin..

20.12.15
Oku..

Delivery Man (2013)


Hayatı boyunca pek doğru kararlarlar verememiş ya da alamamış -ikisi de her nasılsa aynı anlama geliyor- bir adam varmış, David diye (Vince Vaughn).. Bi aile şirketleri var, restoranlara, marketlere et dağıtımı yapıyorlar, David de et kamyonuyla siparişleri dağıtma görevini üstlenmiş. David'i ne ailesi ciddiye alıyor, ne çevresi.. Sürekli bi kararlar alıp işleri batıran, sürekli borca giren bi yapısı var bu adamın.. Bi sevgilisi var, Emma (Cobie Smulders), seviyor David'i ama 'olmaz yani onla' kafasında..


Abilerim ablalarım, bu David, zamanında, bi sperm bankasına epey bi yatırım yapmış.. İyi para indirip çok güzel bi yere harcamış ayrı.. O bankaya yaptığı yatırımlar, çok kaliteli bulunup pek çok kadına nakledilmiş ve olan olmuş..

20 yıl önceki mesaisinden, tam 533 çocuğun biyolojik babası olmuş David.. Peki bu nasıl ortaya çıkmış, çocuklardan bi kısmı hastaneden bilgi istiyor, tek alabildikleri 'Starbuck' takma adı.. Starbuck'ın azimli çocukları bi toplanıyo, 142.. Sonra diyolar ki böyle olmaz, babamızı bulalım, mahkemeye veriyolar hastaneyi, öğrenmek bizim hakkımız diye..


Böyle öğreniyo David.. David'e çocukların dosyaları geliyo.. Merak ediyo tabii o da.. Bi göreyim diyo, dosyadan seçip seçip buluyo çocukları bi denk getirip muhabbet ediyo falan, söylemiyo ama kim olduğunu; çok hoşuna gidiyo onlarla takılmak.. Ama çok tehlike.. Avukat bi arkadaşı var, hastaneyi dava edelim, kimliğini saklı tutmak zorundalar, dünyanın parasını kazanırız, hem sen borçlarını ödersin falan diyo.. Akıllar karışıyo..


Gayet eğlenceli, güzel zaman geçirten, teknik olarak pek bir numarası olmayan, çerezlik film. Bakın tatlar nasıl ve ne zaman kaçıyor.. Britt Robertson var çocukları içinde, tatlı kız..

Ben yazıyı hazırlarken imdb.com'dan isimlere bakıyorum, yazan, yöneten, oynayan, falan..

Yönetmen: Ken Scott
Senarist: Ken Scott (senaryo), Ken Scott (orijinal senaryo 'Starbuck'), Martin Petit (orijinal senaryo 'Starbuck')

N'oluyo falan diye düşünürken bi bakıyorum Starbuck (2011) diye bi film var.. Yazan yöneten isimler yine bunlar.. Oyuncular değişmiş bi tek.. Daha popüler isimlerle iki sene sonra yeniden çekilen bir film yani..

Yalnız Starbuck (2011)'ın site puanı 7,3; Delivery Man (2013)'in puanı 6,4. Yeminlen tadım kaçtı. Hayır bi de ilk filmde 14 adaylık 9 ödül falan var... Resmen kendime kızdım, sırf beğendiğim oyuncular var diye bu filmi izleyerek Starbuck (2011)'taki emeğe saygısızlık ettim.. Keşke daha önce fark etseydim de orijinal halini izleseydim. Neyse artık, sayın okuyucu, sen biliyorsun durumu.. Elini vicdanına koy, hangisini izlemen gerektiğine karar ver, ona göre izle..


Hayır, benim anlamadığım bunu yapımcıya nasıl kabul ettirdin.. Adam demez mi "Yok mu başka hikaye de aynı şeyi çekip duruyon?!" Hayır, ne bu inat, illa bu hikayeyi tüm dünyaya anlatacam derdi.. Acayip adammış Ken Scott.. Şimdilerde yine popüler bi kadroyla yeni bir film yapıyo Business or Pleasure (2015) diye, umarım üçüncüye de aynı hikaye değildir..

Bi düşünüyo.. Ben Scott..

Yalnız böyle bi tarz olsa ya, bi hikayeyi, farklı farklı oyuncularla tekrar tekrar çekse bi adam.. Çekemez de, diyelim çekti.. Çok küfür yer.. Aynı hikayeyi farklı yönetmenler çeker, anlarım, o ayrı..

6.5.14
Oku..

Wedding Crashers (2005)


Romantik komedi severlere tavsiye edilebilecek kalitede bir film olmasının yanısıra oyuncu kadrosunda güzel kızları bulundurması da tercih sebebi olabilecektir. Yönetmenliğini, Shanghai Knights (2003)'ın da yönetmeni olan David Dobkin yapmış.

Tanımadıkları insanların düğünlerine davet edilmeyi beklemeden gidip, ortamın enerjisinden yararlanıp güzel kızlarla tanışıp eğlencenin dibine vuran iki arkadaş.. Düğün düğün geziyorlar gün geliyor bir düğünde plandan sapmak zorunda kalıyorlar.


Bu iki arkadaşı 2 metrelik Vince Vaughn ve Owen Wilson canlandırıyor. Filmdeki bayan oyunculara gelince Isla Fisher ve Rachel McAdams isimlerini görüyoruz. Hatta Fisher'ın hayranları için 'extra'sı olan bir film olduğunu da belirtmek gerekir. Kızların babası rolünde Christopher Walken yerini almış. Bir de sorun çıkaran, istenmeyen adamımız var Bradley Cooper. Kadro eğlenceli gibi dimi? imdb.com puanı 7.0


1 Ağustos 2012
Oku..