İlk Öpücük (2017)


Adam Sandler ve Drew Barrymore'un başrollerinde oynadığı 50 First Dates (2004), ülkemizde bilinen adıyla '50 İlk Öpücük' filminin coğrafyamıza uyarlaması olan bu saçmalığın yönetmeni Murat Onbul. Senarist de, daha doğrusu çevirmen de Çağlar Yurt. Saçmalık diyorum çünkü hak ediyorlar.

Bakın, 1920'lerde çekilen bi filmi günümüzde uyarlamak isteyebilirsiniz, 1970'lerde çekilen bi filmi de yapabilirsiniz, geçen sene çekilen bi filmi dahi tekrar çekebilirsiniz; teknoloji gelişiyor, yeni teknikler öğreniliyor, daha çok bütçe bulunabiliyor. Yani değer verdiğin, beğendiğin bir işi bir üst seviyeye taşımak için uyarlarsın. Ama sırf dilini bilmiyorsun diye, bir de bizim ülkenin güzel kızı oynasın, bir de Mudanya'da geçsin diye zaten güzel yapılmış biri işi daha alt seviyeye çekmek nedir ama... Hayır, hiç bir açıdan iyileştiremedikleri gibi -haliyle- daha kötü bir film yapmak hangi aklın ürünü. Türkçe dublajı var zaten, geliştirmiyorsan nedir yaptığın?! İstediğin kadar hikayenin orijinalinin yazarı George Wing'e telif öde, bu saçmalığı telafi edemezsin. Ki umarım en azından telif işini atlamamışlardır.


Yanlış anlaşılmak da istemem, fikrimin doğru geçmesi önemli. Geçen senelerde, bir İtalyan filmi, Perfetti Sconosciuti (2016), çok tuttu da bize uyarlandı, Cebimdeki Yabancı (2018), sonra yok İspanya uyarladı, yok öbür ülkeler derken en son Amerika yapıyordu. Birbirinin aynı seviyede, farklı dillerde aynı hikaye. Bu da ilk düşünüldüğünde saçmalıktı, ama üçten beşten fazla ülke ortama girip olayı bir sosyal deneye dönüştürdükleri için saçma olmaktan çıktı. Bir bakıma bu da orijinalini bir üst seviyeye taşımak için bir algı yaratmak oldu aslında ve bu anlamda yine misyonunu tamamladı. Yani beğenilen orijinal işi, hikayeyi, hak ettiği düşünülen seviyeye çekmek için uğraş vardı ve bu sayede çok daha fazla kişiye ulaşması sağlandı.

Şimdi bir de Murat Yıldırım ve Özge Gürel'in başrollerini paylaştığı İlk Öpücük (2017)'e bakalım. Belli ki yapımcının beğendiği bir filmdi 50 First Dates (2004) ve dedi ki, bu film çok güzel hadi onu biraz bok edelim. Bu orijinale zarar vermeyecek elbette, sadece İlk Öpücük (2017)'ü değersiz film yapacak. Ya en azından kızla erkeğin rollerini değişseydi de hafızasını kaybeden erkek, her gün onu kendine aşık etmeye çalışan kız olsaydı. Belki derdik ki, "Çakmış ama toplumsal bir eleştiri getirmiş, memleketimizde erkek egemenliği o kadar absürt ki sırf daha fazla sahnesi var diye hasta karakteri erkek yapmış, vay be!" falan.. 0 yenilik, 0 gelişim, 0 ruh.


Özge Gürel, 'husky' tabir edilen sesiyle Medcezir (2013-15)'den bildiğim güzel bir kız; Murat Yıldırım da o iğrenç gülüşüyle bu filmde iyice devleşen, daha da itici bir tip olan sevimsiz.. Hayrettin Karaoğuz da kadroda, tabii ki o da çok itici.. Beyti Engin'i normalde severim, iyi adamdır ama o bile bu filmde itici.. Bir de Cezmi Baskın, zaten..

3.12.19
Oku..

Neden Tarkovski Olamıyorum... (2014)


Ben sana söyliyim, Tarkovski o üç noktayı koymazdı film adına.. Şaka şaka.. Rus sinemacı Tarkovski'nin hiç bi filmini izlemedim, gıcıklık değil denk gelmedi.. Arkadaşım da bu filmi önerince "Lan oğlum bir sürü Tarkovski göndermesi vardır şimdi, anlamayız" dedim. Nitekim, önce biraz Tarkovski kimdir diye baktık, ne yapmış, niye yapmış, okuduk.. Bi ön bilgi sahibi olup öyle izledik filmi..

Murat Düzgünoğlu'nun filmini yazması yedi sekiz sene öncesine dayanıyormuş, yani hakikaten dandik tv filmleri, dizileri yaptığı zamanlara.. Senaryoya destek Şebnem Vitrinel'den gelmiş, beraber yazmışlar.. Ama senaryo tamam olduğu anda filme başlanamamış işte, para lazım falan, geçen sene bakanlık desteğiyle yapılmış sonunda film.


Tam da bunları anlatan bi film işte.. Yönetmen Bahadır, tv filmleri yapıyo, bütçesiz bütçesiz işlerde 'hocam' çekiyolar buna, eve geliyo doğalgazı kesmişler falan.. Asistanı Ceyda var, kız da piyasada reji asistanı zaten, Bahadır'ın yazdığı senaryoyu okumuş, tanıdığı birkaç yapımcıya ulaştırmaya çalışıyo.. Bahadır'ın ailesi, mahallesi ve ev arkadaşlarıyla ilişkisi görülmeye değer detaylar içeriyo yalnız.. Doğallıktan titriyo film, izlerken bol bol 'hasiktir' içerliyosunuz..

Bahadır, haliyle Tarkovski'yi, Bergman'ı sonradan görmüş ve idol etmiş bunları kendine.. Arkadaşları var, piyasadaki çakal filmciler, yalapşap işlerle dünya para indiren tipler.. Bahadır'a da öneriyolar ama yapamaz ki böyle adamlar.. Al, daha dün ya, iki gün önce filmi izledik, dün de benim başıma geldi.. Piyasada sayılabilecek bi sinemacı tanıdıkla muhabbet ediyorum, "Ama işte, istediğin filmi yapmak istiyosan önce vizyona bi şey yapcan, parayı kırcan, sonra ne istiyosan onu yaz.." dedi özet olarak.. Kötü niyetle demiyo kimse, olanı söylüyo ama..

Bahadır'ın yazdığı senaryo, karanlık bulunuyor, kimse para yatırmak istemiyor.. Hatta Avrupa'da olsan kolay yaparsın böyle şeyleri diyor.. Ne alakası var, bence Türkiye'de Avrupa'dan daha çok sanat filmi (vizyona kasmayan) yapılıyor.. Ha zor, ama yapılıyor, inatçıyız çok isteyince.. Hele bi de güncelde, bunu yapan o kadar çok insan var ki.. Yapamayan da çok, o ayrı.. Zaten her isteyen yapsa o da saçma olurdu, bilmiyom tam.. Ayrıca Avrupa Avrupa da tam nere yani, Fransa'dan sonra en çok biz film üretiyo olabiliriz, bi bakmak lazım..


Filmdeki o ev hali, çok alakasız arkadaş grubu, bira-çekirdek.. Sevgilisi kafayı yiyecek, diyo ki "Senin kariyerini çevrendekiler belirler, kimlerle takıldığına bak" Evde Erasmus'lu falan var, öğrenci evi gibi takılıyo koca adamlar.. Baba ocağına gidiyo arada, gelir seviyesi düşük aile, kendi evinin daha temizi sadece.. Abi desen iyice bitik durumda, yazık.. Yalnız, o kadar da kötü durumda değiller, kafadan iki entelektüel çıkarmış mahalle, yazar abi var, aramıza Asmalı Konak'tan katılıyor..

İnsan üzülüyo be filmi izleyince, çok gerçek şeyler var çünkü.. Ne bileyim.. Baya beğendim filmi bu arada, müdahale hakkım olsa çok ufak şeylere dokunurdum.. Kriterim budur benim, filmi bitirip, gösterimden önce izletip düzeltme isteseler ne yapardım diye düşünürüm.. Buna çok ufak dokunurum.. Puan vereceksem de 7,5'dan 8 alır..

Ha, oyuncuları demedim; Tansu Biçer başrolde, biraz mesafeliyim bu adama çünkü çok seçmeden oynuyo gibi geliyo bana, bu film için demiyorum, burda iyiydi, geneline diyorum.. Sonra, asistanı Vuslat Saraçoğlu oynuyor; sevgilisini de Esra Kızıldoğan, Leyla ile Mecnun'daki Uzaylı Zekiye.. Menderes Samancılar ve Beyti Engin de kadrodaki diğer isimler..

180216
Oku..

Eski Koltuklar [2011]

yalnız afişte set fotoğrafı kullanmak da ayrı bi kafaymış. kamerayı göze sokmak.

Uykusuz çizerlerinden Ersin Karabulut'un bir zamanlar 'Yeraltı Öyküleri' diye köşesi vardı. Fantastik, absürt, korku falan takılıyordu. Ama o uzun zamandır 'Sandık İçi' ile kendi hikayelerini anlatmasıyla tanındı bence. Bence çünkü ben, Uykusuz okumaya başladığım sıralar daha çok Sandık İçi çiziyordu. Yeraltı Öyküleri'nden de on tane falan okumuşumdur. Kah beğendim kah beğenmedim. Ama beğendiğim öyküler de hep film yapılası diye beğenmişimdir. Hep çizgi roman uyarlaması film çekmek istemişimdir, 'hazır storyboard var hacı' kafası..

Yönetmen Tanju Berk, tabii ki Müjdat Gezen'de eğitim almış, 84'lü, Tokatlı bir sinemacı. Epey kalabalık bir set olmuş belli ki, buna rağmen kamera arkasında 5 kişinin olduğu bir kısa filmden çok farklı değil açıkcası. Kadrajları da çok beğenmedim, annenin oyunculuğunu da. Hikaye zaten güzel ama uyarlarken biraz sıkıntı çekmiş herhalde. Ayrıca planların azlığı da filmi basit öğrenci filmi havasına sokuyor.


Bir sahnede, çocuk babasıyla film izliyor "Baba büyüyünce ben de böyle araba kullanmak istiyorum, kimse beni yakalayamasın istiyorum." diyor. Bak şimdi bendeki dikkate bak, film, Back to the Future Part II (1989), tünelde, arabalı Griff'in kaykaylı Marty'yi kovaladığı sahne. Yani teknik olarak çocuk yakalanmak istemiyorsa kaykay kullanmayı istemesi daha mantıklı olur. Yani televizyonda oynayan film yanlış seçim olmuş.

Kurmaca kategorideki film, devletin vatandaşlarından hayatları üzerinden vergi alındığı bir ortamda işleniyor. Yani ne kadar yaşıyorsan parasını vereceksin, yoksa devlet hizmet vermiyor. Havadan sudan yararlanma diye de öldürüyorlar usulca. Böyle bir dünyaya çocuk getirmek istiyorsan, neyse parası vereceksin paşam. Bir çift, anne (Gökcan Gökmen) baba (Hakan Ka) olmak için gaza geliyorlar. Kampanyalar, taksitler denk getirip 10 yıllık çocuk (Bertan Ceylan) yapma izni alıyorlar. Hikaye kurgusu gereği zaten çocuğun öleceğini filmin başında gördüğünüz için bunu yazmakta sakınca görmüyorum: Çocuğun 10. doğum gününde infaz memuru (Beyti Engin) gelip alıyor çocuğun canını. Ama tabii herkes olayın bilincinde olduğu için ortalığı yıkıp dökme yok herkes görevini biliyor.

Benim yapmak istediğim bir şeyi yaptığı için yönetmeni biraz kıskandım, öte yandan etrafımdaki örnekleri çoğalttıkları için, hatalarından ders alabildiğim için biraz da şanslıyım. İzleyin bakalım siz beğenecek misiniz.. Filmi, sitesinde bulabilirsiniz. Yalnız sitedeki künyede Ersin Karabulut ismine rastlamamız ilginç.

Hatta öykünün orijinali de burada dursun, aklınızda bulunsun yani.



12.07.13
Oku..