Pearl Harbor (2001)


Benim gayet sevdiğim bir film, tekrar izledim, bakiyim kaç puan vermişim zamanında diye imdb sayfasına girince imdb puanının 6.1 gibi vasat bir seviyede olmasına şaşırdım. Ben gayet 8 vermişim, başarılı filmdir benim nazarımda. Ama hızlıca bi baktım neden sevilmemiş diye, internetteki çaşitli yorumlar içinde: "Klişe zafer filmi!", "Hollywood'un klasik Amerika yüceltmesi!" ve "Sistemin maşası olan bir film!" tadında şeylerle düşük seyirci puanları açıklanıyor. Bunları zaten biliyoruz canım, farkında olarak izliyoruz zaten, Hollywood filmi izleyip de tarafsız olduğunu düşünmek zaten dunkofluk. Eğlenmemize bakalım. Tarih öğrenmek istiyorsak, bir de Japon filmi izleriz üstüne. O kadar.


İkinci Dünya Savaşı sürerken, Avrupa'ya silah yardımı yapan Amerika, herhangi bir alanda savaşmamasına rağmen donanmalarını hazır bulunduruyor. Japonlar tedirgin! Olası bir müdahalesi anında Amerika bizi duman eder düşüncesiyle, bir yandan barış görüşmeleri yapan Japonya, bir yandan da Amerika'ya gizlice saldırı planları kuruyor. Japon savaş uçaklarının Amerika'nın Havai'deki en gösterişli savaş gemilerini hedef aldığı Pearl Harbor Saldırısı o kadar başarılı oluyor ki, Amerika çok sinirleniyor. Durup dururken gelip bize saldırdılar diyerek ve resmi savaş ilanı yapıyor. Burada mesele, Japonlar, saldıracak halleri kalmasın diye gizliden saldırdığı ve büyük hasar verdiği halde, Amerikalıların zor koşullara rağmen kahraman pilotlarıyla karşı saldırı yapacak cesareti göstermesi oluyor. Japonlar da, "Off hiçbir işe yaramamış saldırımız, uyuyan devi uyandırdık hazır!" diyorlar.


İnsanlık tarihinin en kanlı savaşı olan 2. Dünya Savaşı, 1937-1945 yılları arasında sürmüş. Hali hazırda uzak diyarlarda Japonya Çin'e saldırıp topraklarını büyütme peşindeyken, 1939'da Almanya da Polonya'yı işgal ederek aksiyonu Avrupa'ya taşımıştı. Japonya, Avrupalıların sömürdüğü Asya topraklarına da el uzatınca Asya-Avrupa komple birbirine girdi o zaman. Amerika sadece Avrupa'ya silah yardımı yapıyordu, savaşla ne işi olurdu. Dünya çalkalanırken, o paraları topluyordu yani. Bir şekilde Amerika'yı savaşa çeken bir takım enerjik güçler, Rusları da gıdıklamıştı. Bilin bakalım nolmuştu, savaş bittiğinde Amerika ve Rusya, Avrupa'ya yardımlarının karşılığını almış, süper güç olmuşlardı. Aradan kaç sene geçti bak, çok bile dayandılar; bu hafta içinde Trump'ın Great America!'sı, Rusya'ya saldıracaklarını duyurdu. Bakalım nasıl olacak halimiz, diğer süper güç devletler Çin ve İran'dan henüz hareket yok. Gizli süper güç olan Türkiye ise tabii ki ateş altında olmaktan çekinmeyecek!


Bu kadar savaş yeter. Bu aslında aşk filmi. Çocukluktan beri beraber pilot olma hayalleri kuran Rafe ve Danny, ona göre eğitimler alıp gökyüzünün çılgın çocukları oluyorlar. Orduya katıldıklarında uçakla yaptıkları yaramazlıkları hep komutanın odasında son buluyor. Hep Rafe yüzünden, Danny sessiz sakin çocuk aslında. Bu arada ordu da güzel hemşireler de giriyor kadraja. Rafe, Evelyn ile sevgili oluyor. Sonra komutanı, İngiletere'ye destek için gönüllü olmak ister mi diye soruyor Rafe'e. Aksiyon çocuğu Rafe, kankisini de sevgilisini de bırakıp savaşa gidiyor, öldü haberi tez geliyor. Aylar sonra kendini anca toparlayan Evelyn ve Danny aslında birbirlerinden hoşlandıklarını fark ediyorlar, nasıl olur ki acaba diye diye, sevgili oluyorlar. Sonra Rafe ölmemiş mi, çık gel sen bi anda. Al sana aksiyon, bırakıp gidersen sevdiğini, aksiyon uğruna, olacağı bu. Kız napsın?!

Michael Bay'i Michael Bay yapan yapan filmdir bence, savaş efekti yönetmenidir çünkü kendisi, boş versin Transformers falan, böyle şeyler yapsın hep. Bak 17 sene geçmiş üstünden hala benim gözümde en iyi işi budur. Bad Boys (1995)'tan günümüze 13 film yapmış, 5'i Transformers. Neyse, keyfi bilir.

Çok güzel kadrosu olan filmde: Ben Affleck, Josh Hartnett, Kate Beckinsale başrolken; Alec Baldwin, Jaime King, Jennifer Garner ve Michael Shannon'ın da başımızın üstünde yeri var. Teknik yönden dört Oscar Adaylığı olan film, En İyi Ses Kurgusu Oscar'ı kazanmış. Senenin En İyi Film ödülü kazananı da A Beautiful Mind (2001) olmuştu, dipnot olsun.

13 nisan 2018
Oku..

Kate Beckinsale ve Filmleri


73 Londra doğumlu Beckinsale, kariyerine dizi oyunculuğuyla başladı ve kısa süre sonra da sinema filmlerinde oynar oldu. İngiltere’nin en güzel kadınlarından biri olarak kabul ediliyor. 2004'ten beri yönetmen Len Wiseman ile evli olan 40 yaşındaki güzel oyuncunun bir tane kızı var. Daha önce bir çok filmini izlediğim Nicolas Cage için benzer bir yazı yazmıştım; bu yazıları yazarken ki amacım hem çok önceleri izlediğim filmlerini hatırlamaya çalışmak hem de siz yazılısinemaseverlere filmler hakkında küçük küçük bilgiler vermek. Yersen.


Total Recall (2012), 1990'daki aynı isimli orijinalinden uyarlanmış, bilim-kurgu aksiyon türünde film. Burda kötü kadını oynuyor ama yine çok güzel. Yazı boyunca ne kadar güzel olduğundan bahsedicem. Anıları silinen ajan Hauser birden gerçekle yüzleşir. Kate de çakma karısı ve karşı ajandır. Yönetmen, -aynı zamanda kocası olan- Len Wiseman.

Underworld: Awakening (2012),
Underworld: Rise of the Lycans (2009),
Underworld: Evolution (2006) ve
Underworld (2003) şeklinde dört filmlik bir vampir serisi. Açıkçası beni çok çeken bir seri değil. Kate, Selene karakterini canlandırıyor. Serinin yaratıcısı ve ilk iki filmin yönetmeni, Len Wiseman.


Contraband (2012), Mark Wahlberg'in başrolde olduğu orta karar aksiyon filmi. Kate'in rolü büyük değil ama benim gibi ne oynasa izlerimciyseniz, buyurunuz izleyiniz. Yönetmen: Baltasar Kormakur.

Everybody's Fine (2009), De Niro ve Sam Rockwell ile beraber oynuyordu bu filmde. Filmin olayı; bir babanın çocuklarıyla ilişkisi. Franke, hasta olduğunu öğrenir, ülkenin dört bir yanına dağılmış 3 çocuğunu son bir kez görmek ister, toplar çantasını, bir de fotoğraf makinesi alır yanına; çocuklarıyla fotoğrafları olsun ister.. Telefonda her görüştüklerinde ‘iyiyim iyiyim’ diyen çocuklarının aslında her birinin kendi çapında dertleri olduğunu görürüz. Yönetmen: Kirk Jones.

Whiteout (2009), yanılmıyorsam kutuplarda geçiyordu film. Bilim Bayanı olarak karşımıza çıkan Beckinsale, bilim camiasına sızan kötü adamlarla bir aksiyon içerisindeydi. Karın buzun içinde amansız bir mücadele; konusunu çok hatırlayamadım. Yönetmen: Dominic Sena.


Nothing But the Truth (2008), çok iyi filmdi. Avukatı oynuyor bu filmde, baya idealist, muhbirini korumak için içeride yatan bir avukat falan; doğru bildiğinin peşinden giden bir kadın. Yönetmen: Rod Luire.

Winged Creatures (2008), bu bi garson tamam mı.. Çalıştığı yerde bi cinayet işleniyor, al başına belayı.. Psikolojiler bozuluyor, ortalık karışıyor. Filmin numarası da herkesin bakış açısından olayı görebilmemiz. Yönetmen: Rowan Woods.


Vacancy (2007), aman da çok korktum.. Ya bi güzel kız bulunca da korku filminde de oynatmayın ya.. Boş otel odası.. Sakin görünen ama aslında psikopat olan resepsiyon görevlisi.. Kan.. Çığlık.. Çok klasik lan.. Yönetmen: Nimrod Antal.

Snow Angels (2007), demin izledim bu filmi.. Yine Sam Rockwell ile beraber oynuyor. Aslında sıkıcı bi film ama sonuna kadar bi şey ha oldu ha olacak gibi gidiyor, hiç bi şey olmadan film bitiyor.. Psikopat eski koca olayı işte. Yönetmen: David Gordon Green.

Click (2006), müthiş eğlenceli duygusal bir film. Adam Sandler’la beraberler bu filmde, aşırı zekice yazılmış bir senaryo. Felsefesi var. Ama çok şakacı. Yönetmen: Frank Coraci.

The Aviator (2004), 11 dalda Oscar adyı olup 5'ini alan bir Martin Scorsese filmi. Di Caprio film yapıyor filmde; bol uçaklı bir hikaye böyle. Kate zaten görünse yetiyor.. Tamam yani azıcık görünüyor.


Van Helsing (2004), efsanesini bilmeyenler için: zamanın birinde Van Helsing adında, gümüş oklar falan fırlatarak vampirlerle savaşan bir savaşçı var, çok meşhur bu dünyanın bir o tarafından çağrılıyor bir bu tarafından çağrılıyor. "Bizim mahalleye vempayr dadandı, öldür" diye. Bu da cengaver koşup gidiyor hep. İşte bu filmde de Kate’in olduğu kasabaya geliyor vempayr avlamaya. Kate, Underworld serisinde vampir güzeli iken bu filmde vampir avcısı güzeli. Bram Stoker’in yarattığı Van Helsing’i, nam-ı diğer Wolverine, Hugh Jackman oynuyor. Yönetmen: Stephen Sommers.

Tiptoes (2003), çok enteresan bir film. Birlikte olduğunuz adamın ya da kadının ailesinde cüce olduğunu öğrenirseniz ne hissedersiniz. Gerçi cüce deyince kızıyorlar, kısa diyelim. Yani kısa boylu anne baba, normal bir çocuk.. Olabiliyor.. Ve bu normal çocuk için gayet zor olabiliyor.. Çevresindekiler için de.. Normal çocuğun sevgilisi (Kate) bu durumu öğrenince olgunlukla karşılıyor ve ben seni de seviyorum, aileni de sevdim diyor ve baştan beri istedikleri çocuk yapma işini gerçekleştiriyorlar. Ama gelin görün ki kısa boylu bebekler gelişme aşamasında çok acı çekiyorlar. Gergin bir film zaten, ilginç yani. Yönetmen: Matthew Bright.

Laurel Canyon (2002), mal gibi film aslında ama Kate çok güzel lan. Kate'in kocası Sam rolünde Christian Bale var. Sam'in annesi biraz sıkıntılı bir karı onunla uğraşıyorlar. Bunalmıştım filmi izlerken öyle hatırlıyorum. Yönetmen: Lisa Cholodenko.

Serendipity (2001), belki biraz dandik ama bu kadar romantik bi film olabilir mi ya. Çok tatlı bir çift Kate Beckinsale ve John Cusack. Yönetmen: Peter Chelsom.


Pearl Harbor (2001), bir savaş filmi, çok güzel sahneler, çok güzel hemşireler ve yakışıklı askerler var. Kate de hemşirelerin en güzeli. İkinci en güzel hemşire de Jaime King. Ama işte savaş filmi birileri ölecek. Yönetmen: Michael Bay. Bu film Beckinsale'in kariyerindeki kırılma noktası, bundan sonra kaliteli yapımlarda başroller geliyor.


The Last Days of Disco (1998), film iyi mi kötü mü karar verememiştim izlediğimde. Biraz sıkılmıştım ama hikayesi de güzel gibiydi. "Ben film yapsam kesin böyle bi şey olur" diye bu film için mi demiştim acaba, yoksa başkası mı demişti? Yönetmen: Whit Stillman.

Emma (1996), İngiliz televizyonu için çekilen edebiyat uyarlaması bir film. Altyazı uyduramamıştım buna, onun için çoğu yerini anlamadım, zaten eski de bir film.
Ama aynı sene aynı hikaye Hollywood'da da çekilmiş, Emma (1996), Gwyneth Paltrow oynuyor onda da.

Ya o bu değil de, çok güzel kadın değil mi? Hem de hala güzel. Bak kaç yaşında ama hala. Bu arada 2001'den günümüze kadar olan bütün filmlerini izledim ama 2001 öncesinde oynadığı filmleri bulmak çok kolay değil.


Bakınız bu Esquire'ın geçen sene hazırladığı video: Esquire's Sexiest Woman Alive Yakışıklı baba, güzel anne. İyi gen meselesi aga. O kız n'olacak sizce büyünce.

Eylül 2011

9 sene önce yazdığım yazıya ek yapmanın zamanı gelmiş de geçmiş bile. En son Total Recall (2012) izleyip yazmışım bu başlığı. O günden beri çektiği filmler aşağıda ve en güncel de bir dizisi var. Zaman içinde filmografisine eklediği bu filmlerden sadece ikisini izlemişim ve onları da yazdım.

The Widow (2019- )
Farming (2018)
The Only Living Boy in New York (2017)
Underworld: Blood Wars (2016)
The Disappointments Room (2016)
Love & Friendship (2016)
Absolutely Anything (2015)
The Face of an Angel (2014)
Eliza Graves (2014)
The Trials of Cate McCall (2013)

En müsait bir zamanda Underworld serisini bir oturmada izlemek istiyorum. Beş filmlik bir seriye dönüştü, belki altıncısı gelirse gaza gelip izlerim hepsini tekrar..

Mayıs 2020
Oku..