Captain Marvel (2019)


Büyük bir talihsizlik eseri Avengers: Endgame (2019)'den sonra izlediğim ve birkaç küçük laubalilik dışında pek beğendiğim bir film oldu. Yönetmenliğini Anna Boden & Ryan Fleck ikilisinin yaptığı film, Stan Lee'ye adanmış. Biliyorsunuz Marvel'in köklü yaratıcılarındandı Lee, geçtiğimiz aylarda kaybettik. O yaştan sonra yeni bir şey üreteceğinden değil, saygıdan, sevgiden üzülüyor insan.. Şimdiye kadar imza attığı, hayata geçmesine vesile olduğu onlarca macera için "Thank you!". Hepimiz Marvel'in askerleriyiz!..


Şimdiye kadar izlediğimiz Avengers filmlerinin öncesi tadında bir film. Nick Fury'nin gençliği zamanı, düşün, o kadar öncesi. Uzayda, Kree denen ırkın güç sahibi olma ve Skrull ırkını yok etme isteği merkezinde ilerliyor hikaye. Dr. Lawson'ın ışık hızı motoru gibi bir alet icat ederek evrendeki bütün savaşları yok etme hayali, Kree ekibinin ilgisini çekiyor ve o aleti elde etmek istiyorlar.
Şimdiye kadarki Avengers filmlerinde kovalamaç konusu olan teserakt isimli güç taşı, bu filmde de önemini koruyor; ışık hızı motoruna kaynak olarak kullanılmış. Ama daha önemlisi ışık hızı motoru tam Kreeler tarafından ele geçirilecekken onu yok etme şerefine erişen Hava Kuvvetleri pilotumuz Carol, motoru patlatınca ortaya çıkan gücü yanlışlıkla bünyesinde hapsediyor ve süper güçleri olan bir kahramana dönüşüyor: Captain Marvel'e...
Skrulllar, Kreelerin zulmünden kurtulmak için, Kreeler ise evren hakimiyeti için o enerjiyi istiyorlar. Captain Marvel, yaşadığı yalan dolan hayattan sıyrılarak gerçek kahramanlık kariyerine başlıyor.


Yazının bu bölümü Carol'ın yalan dolan hayatından bahsedecek yani sürpriz bozabilir izlemeyen varsa.. Dikkat!..

Carol yanlışlıkla ışık hızı motorunun gücünü emip süper güçlere sahip olduğu zaman küçük bir baygınlık geçiriyor. Bu sırada Kree komutanı Yon-Rogg bu baygın kızı kaçırıp hafızasını siliyor ve kendi silahı haline getirmeye çalışıyor. Kree askeriyken adı Vers olan Carol, rüyalarında gördüğü hatıralarına anlam veremiyor. Bir gün Skrull avına çıktıkları bir operasyon Dünya gezegenine taşıyor ve Nick Fury ile tanışıyorlar. Dünya'ya gelince eski hayatını kavraması kolaylaşıyor ve hem kendini hem Skrullları hem de Kreeleri ne kadar yanlış bildiği ortaya çıkıyor.


Zaten filmin sonunda Fury'ye ihtiyacın olduğunda beni çağır diyerek bir çağrı cihazı veriyor. Nitekim ihtiyaç da oluyor zamanı geldiğinde.. Bunu da After Credit Scene şeklinde izliyoruz. (Bruce, Natasha, Steve ve gereksiz James'le bir sahne) Tam Avengers ekibinin yardıma ihtiyacı olduğu sırada Fury'nin çağrı cihazi kapanıyor. Neden bilmiyorum ama Captain Marvel böylece ekibe dahil oluyor; Thanos'un hükmünü ortadan kaldırmaya çalışırlarken takıma yardım ediyor.


Bence gayet eğlenceli, tatmin edici, hele de serinin takipçisi biri için bulunmaz nimet bir iş.

Captain Marvel rolünde Brie Larson'a eşlikçi olarak, her zamanki rolleriyle Samuel L. Jackson ve Clark Gregg'i izliyoruz. Bu filmde karşımıza çıkan diğer isimler ise, Jude Law, Annette Bening, Djimon Hounsou, Lashana Linch ve Gemma Chan...

Posterdeki kedi detayı çok tatlı vefakat filmdeki çok abartılı..

03.06.2019
Oku..

King Arthur: Legend of the Sword (2017)


Londra'da bir genelevde, herhangi bir orospunun herhangi bir çocuğu olarak büyüyen Arthur'un, babasından kalan krallığa çökme hikayesi. Efsane bellidir, kayada saplı duran kılıç Excalibur'u, ancak ona layık olan bir ruh yerinden oynatabilir.

Zamanında Kral Uther, dişli bir rakiple savaşmış ve tabii ki kazanmıştır. Kral olmak isteyen kardeş Vortigern ise büyücülerin gazıyla Kral abisini satışa getirmiş ve düşmana koz vermiştir. Bir kuytuda hazırlıksız yakalanan Kral Uther, karısına oğlu Arthur'la kaçma zamanı yaratmış ve kılıcını da düşmana vermektense kendi sırtında muhafaza etmiştir.

Şimdi başa dönelim, "kayada saplı duran kılıç Excalibur'u, ancak ona layık olan bir ruh..." Kayada saplı duran.. Sırtında kılıçla taşlaşmaya başlayan Uther sahnesi, beni epey heyecanlandırdı.


Filmi sinemada izliycez, arkadaşımı beklerken yanaştım bilet almaya, Cinemaximum'un ne kadar pahalı olduğunu unutmuşum. 3D film kişi başı 21 lira imiş, DBox seçeneği olan salonda 5 lira farkla benzersiz bir sinema deneyimi önerdi tatlı gişe kızı.. Önce gerek yok dedim ama DBox'ı da merak ettim, dedim ki, "Film başladığında eğer o DBox koltuklar boşsa geçebilir miyim?", "Geçersiniz ama bilet alırsanız aktif oluyo o koltuklar" dedi. "O zaman benim içimde kalır kesin, sen DBox ver en iyisi" dedim. Titreşim mitreşim, hani en kötü masajı bedavaya getiririz dedim anladın mı.. Film sonunda arkadaşım dedi ki, "Masaj değil de daha çok uzun yol gibi, yordu baya" dedi.. Çok haklıydı.. Hafif sağ sollar ve tatlı ileri geriler güzel ama yerli yersiz titreşim insanı yoruyor.. Başka bir arkadaşımla bunu paylaştığımda "Ben de 7D denemiştim, baya ön koltuktan koku falan sıkıyolardı" dedi.. Varmak istediğim nokta şu, bu sinema değil, bunlar sinemaya dahil şeyler değil, tamam deneyelim ama lütfen sürekli olmasın bu tarz hevesler. 3D mesela, bir hevestir geçer dedim, yok, zorla 3D izletiyolar abi insana filmi, bu-sinema-değil.. 2D'ye sahip çıkalım, bu yaptığım da valla -Chaplin gibi- sessiz filmi savunmakla aynı şey değil.. Bak şuna varım, 5 lira farkla salon sıcaklığı 25 °C'ye sabitlensin ister misiniz? Kesinlikle!!


Filmde Uther'i Eric Bana, Arthur'u Charlie Hunnam ve Vortigern'i Jude Law oynuyor. Kadroda dikkat çeken diğer isimler: Astrid Berges-Frisbey, Djimon Hounsou, Annabelle Wallis, Poppy Delevingne, Millie Brady ve David Beckham.. Yönetmen, Guy Ritchie.. Bu arada Eric Bana tam bir kral değil mi ya, filmde çok az görünüyor ama olay o bence.. Beckham da şov amaçlı görünüp bir cümle konuşuyor..

İngiliz Sinemasının medarı iftiharı Ritchie'nin kesinlikle en iyi filmi değil, onu bi geçelim.. Hikayeye kendi tarzında dokunuşlar yapması güzel olmuş ama bu filmi önemli bi yere getirmemiş, sadece seyir zevki katıyor.. Kendi başına zaten güzel olan Kral Arthur hikayesi, Ritchie'nin kurgu masasından geçince bambaşka bir hale gelmiş.. Son zamanlarda Marvel işleriyle piyasada sıkça görür olduğumuz -salaş ve mizah yönü kuvvetli- güçlü karakterler Guy Ritchie'nin de sevdiği tipler diyebiliriz.. Sherlock Holmes çekmeye başladığından beri kendi orijinal karakterlerine hasret kalsak da, -işte Sherlock gibi, Arthur gibi, hatta yakında izleyeceğimiz Aladdin gibi- tipler bulup kendi sevdiği karakterlere dönüştürüyor.. Bana sorarsan bunların hiçbiri bir Rocknrolla (2008) etkisi yaratamıyor ama yine de baya iyiler..

İki saatlik filmin imdb.com puanı 7,3. Benimkisiiiii.. yürüyen uçak, beş beş, 5/10..

28.05.2017
Oku..

The Legend of Tarzan (2016)


İlk kez 1912'de, maymunların büyüttüğü çocuk olarak maceralara başlayan ve yirmi üç romanı bulunan Tarzan'ın yazarı, fantastik bilimkurgucu Amerikalı Edgar Rice Burroughs. Onlarca çizgi filmi, çizgi öyküleri, sinema filmleri hatta bir de yedi bölümlük bir televizyon dizisi bulunan karakterin son filmi The Legend of Tarzan (2016)'ı, Harry Potter'cı David Yates yönetiyor.

Açıkçası hakkında pek düşünmediğim bir karakterdi Tarzan, maymunlar tarafından büyütülen, dallara tutunarak dolaşan ve Aaa-Aa-Aa-A-Aaaaaa diye bağıran - Tarzan'ın bile Ceyn'i var dedirten bi tipti.. Bilmezdim onun lord olduğunu..


1884, Belçika Kralı, adamı Leon Rom'u göndererek, Kongo'nun gizli elmas madenlerini ona getirmesini ister. Rom, Kongo'ya gittiğinde, Şef Mbonga bir anlaşma sunar: "Tarzan'ı bana getir, elmas senindir!" Bu sırada Amerikalı Dr. Williams, Tarzan'ı yani İngiliz Lord John Clayton'ı, Afrika'daki sömürüyü tespit etmek üzere seyahate çıkarır. Rom da bu durumdan faydalanmak ister ve adamlarıyla, John'un ziyarete gittiği kabileyi basar.

Bu arada Lord John'un ve eşi Jane'in çocukluğu da bu kabilede geçmiştir. Çocukken ailesini kaybettiği ormana gelen John sık sık eskiyi hatırlar. Tek başına ormanda kalmış küçük bir çocuk, hırçın bir goril türünün yanında büyür. Kimilerine göre bir canavardır, kimilerine göre kötü ruh. Jane ise kabilede yaz tatillerini geçiren güzel genç bir kızdır. Böyle tanışırlar ve John'un lord olduğu anlaşılır. Şimdiki dertleri ise Rom piçidir.


Rom, Tarzan'ı yakalayacam derken, Jane'i yakalar. Sonra Jane'i kullanarak Tarzan'ı yakalamaya çalışır. Tarzan'ı Alexander Skarsgard, Jane'i Margot Robbie, Leon'u Christoph Waltz, Dr. Williams'ı Samuel L. Jackson ve Mbonga'yı da Djimon Hounsou oynuyor. Böyle bir kadro yok yalnız, çok tatlılar bir arada.

Film beklediğimin çok üstündeydi, kesin bok gibi film olmuştur diyodum ama baya iyiydi, efektler falan uçuyo zaten.. Senaryosunda, diyaloglarda ufak aksamaların olduğu film diğer teknik olaylarda tatmin ediyor insanı. Aha iki üç ay sonra Oscar telaşı başlayacak, adı anılır derim ben..

1-10-2016
Oku..