Helium [2014]


Evet Oscar'lı kısa.. 23 dakika süresi, harika görselleri ve baya iyi oyuncularıyla her saniyesinden ustalık akan bir film. 35 yaşındaki Danimarkalı kısa filmci Anders Walter'ın bu 3. filmi..


Yaşamının son zamanlarındaki hasta bir çocuk ve hastanedeki işine yeni başlamış bir temizlik görevlisi.. Eleman çocuğun odasını temizlerken tanışıyorlar ve zamanla dostlukları gelişiyor. Uçan balonlara, zeplinlere falan meraklı çocuk, ölenlerin cennete gittiğini duymuş anne-babasından. Cennetin sıkıcı bir yer olduğunu kurmuş kafasında, ölüler gidiyo falan.. Temizlikçi eleman, cennetin sıkıcı bir yer olmadığını, orada şu an hayatta olmayan herkesin onu beklediğini ve çok güzel evlerde yaşandığını falan anlatıyor. O evlere de içinde helyum olan zeplinlerle gidileceğini anlatıyor. Yani son zamanlarında çocuğa umut enjekte ediyor, rahat uyusun diye.. Hikayeler anlatıyor, çocuğun durumu ciddileşip yoğun bakıma alınınca, hikaye yarım kalıyor. Eleman koymuş kafasına hikayenin sonunu öğrenmeli diye yırtınıyor. Bi hemşire yardım ediyor ona ve çocuk rahat uyuyor.

Yapımcı Kim Magnusson ve yönetmen Anders Walter; Oscar alır iken..

Efekt konusunda bir kısa film için bu kadar uğraşılmasına tabii ki şaşırdım ama sonuca bakınca, adam baya baya Oscar aldı lan.. Demek ki uğraşacan, umudunu esirgemeyecen aga.. Muhteşem görsellerle, sağlam teknik donanım ve güzel bir altyapıyla 10 üzerinden 8'lik bir film olmuş.. Belki süresi biraz uzun kaçmış ama güzel olmuş..

Oyuncular: Casper Crump, Pelle Falk Krusbaek, Marijana Jankovic..

Sıralı Tam Liste: Oscar 2014

14.03.2014
Oku..

Benim İçin Sadece Sen [2013]


Senaryosuna çok başarılı diyemeyeceğim bu öğrenci filmi/okul projesi, beraberlikleri kopma noktasına gelmiş bir çiftin, birinin birine diğerinden daha çok değer vermesi hikayesi. Kız, -suç işlemişçesine- ilgili davranarak, ilgisiz çocuğu iyice uzaklaştırıyor falan.. Ekip, GS Lisesi'nden Tophane'ye inerken sağda bulunan TÜRVAK'ın yani Türker İnanoğlu Vakfı'nın, görsel sanatlar alanında verdiği eğitim programından. Yani orada Sinema Müzesi falan var, başka bir binada da eğitim kurumu olmuşlar, oranın öğrencileriymişler, mezun olmuşlar..


Yönetmeni Devrimcan Kapdan, senaristi Gökçe Kavaklı, görüntücüsü ve kurgucusu M. Zeki Görgü.. Diyalogları çok zayıf, hikaye güzel işlenememiş; oyuncu yönetimi de zayıftı ki bence başrolde izlediğimiz Aylin Engör, epey istekli -nefes alış verişinden anladım-, sadece altyapısı olmayan bir karakter oynadığı için yeterince içselleştirememiş..

Yalnız benim asıl değinmek istediğim, kamera kullanımındaki rahatlık, özgüven.. Kurgu için aynı şeyi söyleyemem ama görüntü yönetimi cillop..


Geçen, yeni bir ofis tutmuş sinemacı bi abimize ziyarete gittim, orda otururken bir hanımefendiyle tanıştım.. Elimde de birkaç kitap vardı, fuara uğramıştım o gün, o kitaplardan yola çıkarak İtalyan Sineması konuştuk biraz, kısa film projemi konuştuk.. Sonra bana bi kitap önerdi, "Kısa film falan deyince şimdi aklıma geldi," dedi, "Jim Piper'ın Say Yayınları'ndan çıkan bi kitabı var, öğrencilerine verdiği derslerden notlar ve öğrencilerin yaptığı filmleri anlatıyor. Kısa filmlerdeki, amatör ruhtaki o özgürlüğü, güzelliği anlatıyor. Biz şimdi piyasadan çok etkileniyoruz ama onlar çok saf, çok güzel. Tavsiye ederim." dedi. Yazdım ben aklıma.. Şimdi de buraya yazdım tam oldu.


İşte bu filmde de, normalde "Aman hata yaparız, kur tripodu dursun" kafasından uzaklaşıp, bazı sahnelerde görüntüleme anlamında, yakalanan kadrajlarla çok güzel etkiler yaratılmış. Bazının altını çizdim, anladınız siz onu.

Yönetmen Devrimcan, 91'li, daha genç.. Yıllardır Beyoğlu Atlas Sineması'nın müdürü olan Cevdet Pişkin'in de torunu.. Ve bence heyecanını kaybetmeden daha sağlam bir hikaye ile ve bilgisayar tekniği/kurgu aşamasında da daha özverili çalışarak, hatta o oyuncu kızla da kopmadan, çalışmalarını sürdürmesini isterim.. Naçizane tavsiye işte..

Youtube'da filmin altındaki yorumları da okursanız göreceksiniz, tutturmuşlar 1.30'daki görüntü diye, ışık falan beğenilmiş.. Baktım ben de baya, buzdolabında yansıma falan mı var, onla mı dalga geçiyolar acaba dedim.. Yok.. Sonra anladım.. Kızın poposuna ışık vuruyo, kıvrımlar ayyuka çıkıyo.. Ulan ona nasıl dikkat ettiniz.. Sakın filmin izlenme sayısının kızın tatlılığıyla bir bağı olmasın..


Filmin en büyük eksiği müzik olmaması.. Sondaki şarkı da olmasaymış bari bi tarz olurmuş ama müziksiz eksik olmuş.. Bi de filmin izlenme sebebi kızın güzelliği falan olmasın sakın dedim ya, o sakın o anlamda değil, o yüzden de izlenecek tabii.. Güzel kız yakışıklı çocuk oynayacak.. Sonuçta estetik bir iş koymaya çalışıyosun ortaya.. O önemli!..

14.03.2014
Oku..

Frozen (2013)


En İyi Animasyon Film Oscar'ını alan film, 'Andersen'den Masallar' diye duymuş olabileceğiniz Danimarkalı masalcı Hans Christian Andersen'in 'The Snow Queen'inden esinlenerek yazılmış.
Jennifer Lee ve Chris Buck'ın ortak üretimi olan animasyon filmde Prenses Anna'nın özel güçleri konu ediliyor.

Doğuştan gelen bir özellik olarak, soğuk havayı kontrol edebilen bir yapısı olan Anna, çocukken bu özelliğinden faydalanarak kardeşi Elsa ile oyunlar oynuyor. İşte kar yağdırma olsun, efendime söyleyeyim buzdan şekiller yapmalar olsun. Ama anne babasının yönlendirmesi üzerine, bu güçlerini kontrol edebilmeyi öğrenmesi gerektiğine karar veriliyor ve kimseye zarar vermemesi için sürekli bir odada tutuluyor prenses.


Kardeşinden ayrı düşüyor bir süre ve sonra bi taç takma töreni için odasından çıkıp, insan yüzü görüyor. Ama olan oluyor tabii, etraf kar kış kıyamet. Kaçıyor sonra o diyarlardan. Elsa, Anna'yı bulmak için yollara düşüyor, başına çok şey geliyor. Kardeş sevgisi ile finalleniyor hikaye.
Anna'yı Kristen Bell, Elsa'yı Idina Menzel seslendiriyor.

Filmin olayı, müzikal olması. Müziklerinin iyi çalışılmış olması ve 'En İyi Orijinal Şarkı' Oscar'ını da alıp götürmesi: Let It Go. Açıkçası şarkılar dışında pek beğenmedim, rakiplerini de izlemediğim için Oscar'ına yorum yapamayacağım ama imdb.com'daki 8.0/10 olan puanına rağmen ben 6 verdim.

Sıralı Tam Liste: Oscar 2014

07.03.14
Oku..

Viva Zapata! (1952)


Meksikalı devrimci Emiliano Zapata'nın hikayesini kaleme alan Amerikalı romancı John Steinbeck'in yazdığı senaryoyu filme alan Elia Kazan, Osmanlı'nın çöküş döneminde Kayseri'de dünyaya gelmiş bir Yunan'dır. Tam soyadı, Kazanjoglous ancak Cumhuriyetten sonra Elias Kazancıoğlu oluyor, sonra Amerika'ya yerleşince de son hali olan Elia Kazan'ı kullanıyor. Kariyeri boyunca çok yetenekli adamlarla çalışma fırsatı bulan Elias, Marlon Brando ile Viva Zapata! (1952) ve On the Waterfront (1954)'ta, James Dean ile de East of Eden (1955) filminde çalışıyor. 52'de senaryosunu çektiği Steinbeck'in 55'te de Cennetin Doğusu romanını uyarlıyor. Yani efsanelerle çalışan efsane yönetmen, onu diyorum..


Zapata, bi toprak meselesi yüzünden, parası olan bir adamdan zorbalıkla sahip olduğu topraklarını geri alamayınca üst mercilere şikayette bulunuyor. Ama 'bugün git yarın gel'ci zihniyet, canını sıkıyor, atar yapıyor ve göze batıyor Zapata. Yapma Zapata.. Zor zamanlar geçiriyor, dağa çıkıp eşkiyalık yapıyor. Hakkını kendi yöntemiyle aramaya kalkıyor. Derken büyük bir devrimin lideri oluveriyor. Devrim sonuç veriyor, General Zapata göreve başlıyor. Millet derdini açıyor, Zapata yardım yolu düşünüyor. Gün geliyor, zamanında kendine yapılan 'bugün git yarın gel'i yaparken buluyor kendini.. Hemen kendine geliyor.


Marlon Brando'nun hayat verdiği Zapata.. Zapata'nın aşkını Jean Peters, abisini Anthony Quinn oynuyor.. Oyunculuklar çok iyi değil diyecem de şimdi, "Ulan o zamanlar ne bu kadar tekrar var, ne bi oyuncu koçu" diye düşününce ortadaki malzemeye saygı duymamak elde değil. Hikaye zaten muhteşem.. Film siyah-beyaz.. imdb.com puanı da 7.6; ben de 6 verdim..

Ayrıca, Steinbeck'in klasikler arasında gösterilen Fareler ve İnsanlar'ını okumadıysanız okuyun ha. Hatta bi de İnci var, onu da okuyun bence.. Geçen fuardan aldığım Tutku Otobüsü'nü ise daha elime almak nasip olmadı..

Alın size detay!
Film daha yeni çıkmış.. Türkiye'ye gelmiş.. Yalnız, üç hafta önceden biletler alınırmış! Zaten az sinema var, bir de Marlon Brando filmi olunca tabii.. Eskiden böyleymiş.. Nerden bildim, şurdan bildim; Seyfi Dursunoğlu anlattı.. "O dönem ne oynuyodu sinemada, en aklınızda kalan film nedir?" diye sordum, bunu anlattı.. E, ben de size anlattım, böyle böyle öğrenecez her şeyi, hayırlısı..

05.03.14
Oku..

Enough Said (2013)


Geçen Haziran kaybettiğimiz James Gandolfini'nin ruhu şad olsun diyerek başlayalım. İtalya'daki evinde kalp krizi sonucu ölü bulunduğu haberleri, sadece hayranları için değil, en az bi filmini izlemiş herhangi bir izleyici için bile yeterince üzücü gelmiştir. Geçen de bi torrent sitesinde dolaşırken denk geldim bu filme, duygulandım, indirdim hemen. Julia Louis-Dreyfus ile beraber başrolü paylaştıkları bu filmi Nicole Holofcener hanımefendi yazıp yönetmiş.


Bir partide tanışan çift, eski evliliklerinden, yaşıt birer kız çocuğa ve birer eski eşe sahiptirler. Ekstrem bir hayatları olmayan bu orta yaş çiftimiz işi ilerletirler. Bu arada masör olan kadın (Julia), adamla (James) tanıştıkları partide kartını verdiği bir kadına (Catherina) da masaja gitmeye ve bir süre sonra arkadaş olmaya başlar. Yalnız bu kadının, artık sevgili oldukları adamın, eski karısı olması ortalığı biraz karıştıracaktır.


Komedisi de dramı da romantizmi de tam bir kadın yönetmen inceliğinde ayarlanmış. İzlerken, bir kadının gözünden, kaleminden olduğunu hissediyorsunuz. Adamın eski karısını Catherine Keener, adamın kızını Eve Hewson; kadının kızını Tracey Fairaway oynuyor. Bu çıtır İrlandalı Eve Hewson kim biliyonuz mu, U2'nun Bono'sunun kızı, oyunculuğa iki sene önce heves etmiş bakalım devamı nasıl gelecek. Bu filmde, büyük bir yetenek gerektirmeyen rolünde başarılıydı. Gerçi diğer kızlarda başarılıydı, madem girdim hepsinin hakkını verelim.

imdb.com puanı 7.2 olan filme ben 7 verdim. Bu arada son 71. Golden Globe'da Julia Louis-Dreyfus, 'komedi dalında en iyi kadın performans' adayı imiş, Amy Adams'a kaptırdı onu da..

4.3.2014
Oku..

Sıralı Tam Liste: Oscar 2014


Digiturk yüzünden link arayarak geçen gecede Akademi Ödülleri'ni, Almanca, Japonca gibi muhtelif dillerde denedikten sonra en izlenebilir -orijinal dilinde- bi yayın bulup takıldım. Ben hiç anlamadım ama Ellen DeGeneres'in sunumu bütün salonu kırdı geçirdi. Hep kahkaha, bol kahkaha hakimdi. Geçen sene bildiğin gülmemişlerdi. Tören boyunca -ki bu yazı tören izlerken yazılmakta, bi sondan bi baştan- tahminlerimle tutuşan sonuç olacak mı diye yalandan heyecan yaptım. Tuttuğunda sevindim falan.. Komple adaylar ve tahminlerimi tee ne zaman yazmıştım; 2. Geleneksel: Oscar Adayları ve Kehanetlerim başlığında. Geçelim kazananlara.. Yanında tik olanlar bildiklerim..


En İyi Film: 12 Years a Slave (2013)

En İyi Yönetmen: Alfonso Cuaron.. Gravity (2013)

En İyi Erkek Oyuncu: Matthew McConaughey.. Dallas Buyers Club (2013).. ✔

En İyi Kadın Oyuncu: Cate Blanchett.. Blue Jasmine (2013)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Lupita Nyong'o.. 12 Years a Slave (2013)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Jared Leto, Dallas Buyers Club (2013) ✔

En İyi Uyarlama Senaryo: John Ridley, 12 Years a Slave (2013)

En İyi Özgün Senaryo: Spike Jonze.. Her (2013) ✔

En İyi Yabancı Dilde Film: La Grande Bellezza (İtalya)


En İyi Görüntü Yönetimi: Emmanuel Lubezki - Gravity (2013)

En İyi Kurgu: Mark Sanger ve Alfonso Cuaron - Gravity (2013) ✔

En İyi Ses Kurgusu: Gravity (2013) ✔

En İyi Ses Miksajı: Gravity (2013)

En İyi Dekor Tasarım: Catherina Martin ve Beverly Dunn - The Great Gatsby (2013) ✔

En İyi Kostüm Tasarım: Catherina Martin - The Great Gatsby (2013) ✔

En İyi Saç & Makyaj: Dallas Buyers Club (2013) ✔

En İyi Görsel Efekt: Gravity (2013)

En İyi Animasyon: Frozen (2013)

En İyi Kısa Animasyon: Mr Hublot [2013]

En İyi Kısa Film: Helium [2014]

En İyi Film Müziği: Steven Price - Gravity (2013)

En İyi Orijinal Şarkı: Let It Go - Frozen (2013)

Teknik kategorilere bakınca, sanat tekniği kullanımına The Great Gatsby (2013) liderlik ederken, kamera ve bilgisayar tekniklerinde Gravity (2013) ezici bir üstünlük kuruyor. Zaten tahminler de hep bu yönde idi. Akademi de teknikten anladığını göstermiş oldu; boş değillermiş.

Sonuç: 10 adaylığı olan Gravity (2013) 7 kategoride zafere ulaştı; Dallas Buyers Club (2013) ve 12 Years a Slave (2013) 3'er, The Great Gatsby (2013) ve Frozen (2013) 2'şer, Blue Jasmine (2013) ve Her (2013) de 1'er ödülle geceyi tamamladı.

İddialı olanlardan, 10 adaylık sahibi American Hustle (2013) ve 5 adaylık sahibi The Wolf of Wall Street (2013) maalesef babayı alırken, 6 adaylığı bulunan Nebraska (2013) da bi ödül çıkaramadı..


Bu da sabah haberlerinde denk geldiğim, Üstte televizyondan çekilmiş görüntünün o telefondaki hali olan, Obama'nın retweet rekorunu egale eden Ellen DeGeneres selfisi.. "If only Bradley's arm was longer. Best photo ever. #oscars" yazarak paylaşmış.. 1 saatte 1 milyonu aşmış ve şu an 2,5 milyona yaklaşmış durumda..

3.3.14-12:34
Oku..

American Beauty (1999)


Kültleşmiş bir film. Nasıl diyolar bunlara, neo-klasik galiba.. Tam bilmiyorum o değer biçme işlerini ama hani bazı filmler kültürel miras kabul edilip, bütün kopyalarının bir şekilde yok olması ihtimaline karşılık koruma altına alınıyor ya, öyle bir film yani. Sanırım statü konusunda soru işareti kalmamıştır. Hayır yani bunu bilin de önce, sonrasında "Amanda ne övdü be filmi" demeyin yani..


Seçilen konu ve hikayenin işleniş biçimi; diyaloglardaki deha ve yaratılan karakterlerdeki derinlikle o kadar uyum içinde ki, -ki bu durum için dilimizde 'ahenk' diye muhteşem bir kelime var- senarist Alan Ball ve yönetmen Sam Mendes'in kariyerlerinde şaheser olarak anılıyor film. Oyuncuların yeteneklerini gösterebilmeleri için de çok uygun bir senaryo..

Hayattan bezmiş bir adam, kontrol delisi karısı ve kızları; hayattan bezmiş bir kadın, kontrol delisi kocası ve oğulları; ve Angela... Angela, Amerikan güzeli, güzelliğiyle çevresindeki erkekleri etkilemekten zevk alan bir sistem, en büyük korkusu arzulanmamak ve sıradan bir insan olmak. Hikayedeki bütün karakterler Amerikan güzeli; herkes bir şekilde arzulanmak ve sıradan olmamakta buluyor huzuru.


Ezik Lester, kızının kankisinden hoşlanıyor. Ergen kızı bu durumdan rahatsız olurken, kankisinin hoşuna gidiyor. Karısı, Lester'ı boynuzluyor. Komşunun oğlu, Lester'ın kızına yanık. Komşunun oğlunun gey düşmanı gey babası oğlunun gey olduğunu sanıyor. Oğlan uyuşturucu satıp video çekiyor. Amerikan güzeli, Lester'ın hayatını güzelleştiriyor. Ve BAM!


Sürpriz bozmadım, korkmayın. Filmin başında diyor zaten, "Bi kaç gün sonra ölecem, ama şimdilik haberim yok tabii"..

Film, güzel hikayesinin yanı sıra, klas sahneleriyle de farkını ortaya koyuyor. Mesela en meşhur sahnesi, Lester'ın, Angela'yı yatakta gül yapraklarıyla hayal ettiği sahne.. Filmde, gül yapraklarının neyin metaforu olduğu üzerine saatlerce konuşulabilir ama, bu sahnenin, izleyicinin aklından yıllarca çıkmayacağı gerçeğinin yanında o önemsiz bi detay.. Yıllar önce izlediğim ve tivide de denk geldikçe takılıp kaldığım bu filme neden şimdi tanıtım yazdım, nerden esti? Şurdan esti, Uykusuz ciltlerini karıştırıken, 3-5 sene öncesine ait şu karikatür:

Adamın çizgisi imza aslında
yazmaya gerek yok ama,
bilmeyenler için: Umut Sarıkaya..

Gösterildiği sene Akademi'den; En İyi Film, Yönetmen, Senaryo, Erkek Oyuncu ve Görüntü Yönetimi gibi en önemli kategorilerden heykele kavuşmuş ve imdb.com'ın Gelmiş Geçmiş En İyi 250 Film Listesi'nde 58. sırada yer almaktadır.


Oyuncular: Kevin Spacey, Annette Bening, Mena Suvari, Thora Birch, Wes Bentley ve Chris Cooper... Şu sıralar House of Cards dizisiyle harikalar yaratan Spacey'nin, bu filmle gelen haricinde bi Oscar'ı daha var. İlginç detay: Güllerin içindeki Mena Suvari'nin filmografisine baktığımda şu tesadüfe tanık oldum.. Sadece aynı seneye denk gelen American Pie (1999), American Virgin (1999) ve American Beauty (1999) uyumu... Sırf Amerikalı diye bi kızın üstüne bu kadar gidilmez ki arkadaş.. Üstelik bu sadece bir sene; American Pie 2 (2001), American Horror Story (2011) dizisinde iki bölüm konuk ve American Reunion (2012)... Ufacık kıza ne milliyetçilik yüklediniz be kardeşim..


01.03.2014
Oku..