ÇİÇEK ABBAS ŞİMDİ N'APIYOR?


Minibüsçülük mesleğinin aşırı geçerli olduğu dönemlerde -80'lerde- muavinlikten yetiştikten sonra kendi minibüsüyle Alibeyköy-Aksaray hattında şoförlük yapan Abbas Abi'nin, hayatı boyunca en büyük tutkusu Nazlı Abla, minibüsü ve çiçekler olmuştur. Yanında çalıştığı Şakir'le yollarını ayırdığından beri kendi işinin patronu olan Abbas Abi, artık geçen sene kendini emekliye ayırdı sonunda. O da doktor tavsiyesi, ne tavsiyesi, doktor ısrarı!..

Yıllardır direksiyon başında, günde üç pakete yakın sigara içen Abbas Abi'nin ciğerleri artık bitmiş durumda. Karısı Nazlı Abla ve iki oğlunun yıllardır sigarayı bıraktırmaya çalıştıklarını ben biliyorum, canlı şahidim. Bir ara elektronik sigara bile denettiler koca adama. Fakat durak arkadaşlarından biri "O ne abi öyle, robota sakso çeker gibi.." deyince o konu da orada kapanmıştı. Evde sigara içmediği için işte acısını çıkarırcasına içerdi. Sadece minibüs kullanırken içerdi, sosyal içiciydi. Emekliye ayrılınca otomatikman sigarayı da bırakmış oldu.

"-Kapılma rüzgarıma sen de aldanırsın!
  -Dünya dikenli bir hayat, sevenler de mi kabahat?!
  -Yaklaşma toz olursun, geçme pişman olursun!
  -Çilemse çekerim, kaderimse gülerim!!"

Abbas ve Şakir'in atışmaları bir dönemin en çok konuşulan kahve konularıydı. Şakir, kendisine rakip olan eski muavini Abbas'a türlü itlik denemiş ama kaybeden hep kendi olmuştu. Kaybının en büyüğü de kuşkusuz Nazlı Abla idi. Pedikürcü Nazlı Abla bir dönemler Şakir'in sözlüsüydü. Tamamen babasının ısrarıydı. Sonra işler değişmişti.

Abbas Abi, Nazlı Abla'ya Etiler'de bir salon açıp, mesleğini devam ettirmesi için çok destek olmuştur. Abbas Abi minibüsten kazandığı parayı yıllar içinde gayet güzel yatırımlarla değerlendirdiği için durumu şu an iyidir. Tedavi için özele gidecek kadar iyidir hatta. Çocuklarının ikisi de işe yaramazın önde gidenidir. Sanırsın Şakir'in çocuklarıdır: Biri hiç çalışmadan yaşamaya çalışır, diğeri çok saçma işler yaparak.. Ne okul okumuşlardır ne bir iş tutturmuşlardır.. Allah sonlarını hayır etsin, bu son seçimlerde Evet Kampanyası yürütmüşlerdir.

Bu arada Abbas Abi'nin şoförlüğe ilk başladığı o kırmızı antika minibüsünü, haftaya başlayacak Otomobil Fuarı'nda sergilemek için istemiş marka, oraya gönderdi. Üstünde hala Çiçek Abbas yazan metal plakalar bile duruyor. Hala gıcır gıcır, hala çok çirkin..

Nisan 2017

Not 1: Poster, Serkan Yanıkses'e aittir. kaynak: onedio.com
Not 2: Çiçek Abbas (1982) yazısı da mevcuttur bakmak isterseniz.
Oku..

Çiçek Abbas (1982)

Konuk Yazar // İrem Tamer


Araştırdım öğrendim bunları... Başroller Şener Şen ve İlyas Salman, -henüz yönetmen olmamış- senarist Yavuz Turgul’un, o dönemler vazgeçilmezi olsa gerek ki Çiçek Abbas’tan önce yazdığı filmlerde Şener Şen beş, İlyas Salman dört kez rol almış. Ayrıca bu film Sinan Çetin’in, yönetmenlik serüveninin başlangıcı oluyor...

Okuduğuma göre çekimler şu şekilde geçmiş: İlk başta mekan olarak seçilen Merter’den vazgeçilerek Alibeyköy’de karar kılınmış. Ve halk dolmuşçu karakterleri çok sevmiş... Hatta o kadar çok sevmiş ki bazı sahneler yoğun ilgiden planlanan zamanda yapılamamış. Bir de o yıl İstanbul’a yağmur sen bi yağ, bi yağ... Çekimlerdeki zorluk yetmiyormuş gibi, İhsan Yüce’nin ses telleri bi tahrip ol; Yaman Okay yapmış seslendirmesini. Bakalım bakalım başka ne varmış: Aslında ilk başta Şakir için Şener Şen düşünülemiyormuş, nedeni ise: Şener Şen'in artık kaba, kötü kalpli birini değil de iyi kalpli, güldüren düşündüren, düşündüren güldüren birini canlandırmak istemesiymiş. Sonrasında Sinan Çetin demiş ki “Gel kardeş seninle birkaç projede birlikte çalışalım, ben sana ileriki zamanlarda istediğin gibi bir rol ayarlayacağım.” Ama ben birazcık baktım öyle bir şey göremedim, Sinan Çetin sonuçta, satışın doğru olma ihtimali yüksek gibi... Şener Şen de ona kaldı sanki...


Gazetelerde bir haber varmış: Bir minibüs şoförü sevdiği kızı kaçırıyormuş falan. İşte Yavuz Turgul da bu haberden esinlenerek yazmış hikayesini... Çapkın, ukala, pis bıyık bir adam olan minibüs şoförü Şakir (Şener Şen), Nazlı (Pembe Mutlu) adında kuaförde çalışan bir hanım kızla sözlüdür. Nazlı’nın babası (İhsan Yüce), Şakir’in minibüsü olduğu için Şakir’i ideal bir damat olarak görmekte ve evlilik konusunda aceleci davranmaktadır. Ama Şakir, Nazlı’yı evlenme konusunda oyalıyordur. Çünkü Şakir çapkın bir adamdır. Bir de muavin Abbas var. Çiçek Abbas... Abbas, Nazlı’ya yanıktır, hem de fena halde... Bir gün Nazlı, Şakir’i minibüste başka bir kadınla ayıpçıl bir haldeyken basar... Söz atılır falan filan.

Abbas’ın rüyalarını süsleyen iki büyük hayali vardır. Ve bu ikisi rüyalarında bir aradadır. Nazlı gelinliğiyle, Abbas’ın kırmızı, süslü minibüsündedir.
Artık hayallerin gerçekleşme vakti gelmiştir. Bu söz atılma olayından sonra, Abbas, tefeciden hurda bir minibüs alır. Canla başla minibüsü adam eder, süsler püsler. Artık o bir muavin değildir. O bir, o bir, o bir, şofördür. Hem de çok iyi kazanan bir şoför. Borçlarını tıkır tıkır ödüyordur. Ufaktan Nazlı da sanki onun oluyordur. Ve artık Şakir’e de "Şakir Abi" değil "Şakir" diyordur. Şakir, tahmin edilebileceği gibi çok sinirlidir. Abbas'ın artık Nazlı’yı sevdiği aşikardır, minibüsü de olduğuna göre.. Vakit, kız isteme vakti.. Takımları çekip babasıyla ve başka bir şoför olan Mustafa (Ahmet Mekin) ile kız evine gidilir. Bu olanlar Şakir’i daha da sinirlendirir ve minibüsün tekerleklerini, motorunu söker. Kötülükler boy boy...

Abbas sabah minibüsün halini görür. Her şey, tersine dönmeye başlar.. Minibüsün taksitini ödeyemeyeceği için minibüs elden gider, minibüs gidince Nazlı elden gider. Savaş başlar. Şakir’in evden dışarı çıkartmadığı kız kardeşi Şükriye (Ayşen Gruda), bir anda kilit rol oynar savaşta. Müthiş dolmuşçular savaşını Abbas kazanır ve hayallerine kavuşur...


Planlanan ilk taslağa göre, son biraz daha farklı olacakmış:
Abbas sevdiği kıza kavuşamayacak ve kuytu köşe bir yerde minibüsün içinde donmuş halde, ölü bulunacakmış. Amma velakin filmin çok dramatik gittiğini ve Abbas’ın mutluluğu hak ettiğini düşünmüşler. Bir de o zamanlar filmler genellikle kötü sonla bitiyormuş ve insanlar evlerine mutsuz dönüyorlarmış. Bu film öyle bitmesin istenmiş, toplumun ruh halini değiştirmek için de bir fırsat olarak gördükleri için filmin sonunu bu şekil değiştirmişler.

(İrem'den yazmasını istediğim ikinci yazı bu, ilki Ulak (2008)'tan sonra baya güzel yazı oldu. Ben daha ikinci filmde amacıma ulaştım sanırım ama devamı gelecektir. Kahvedeki meşhur atışma sahnesinden bahsetmeden bu filme tanıtım yazdığı için ayrıca tebrik ediyorum. Sebebi, farklı bir açıdan bakabilmiş olması, bambaşka halde olması.. Zaten biraz da bu yüzden devam edecektir..) 

110816
Oku..

Yönetmenler: Yavuz Turgul..


İlk senaristlik deneyimi olarak Nazım Hikmet'in romanından Tosun Paşa (1976)'yı uyarlamıştır.

46 doğumlu sinemacı, önceleri gazetecilik, reklam metni yazarlığı ve Ses dergisinde yazı işleri müdürlüğü yapmış. Senaristliğe başladıktan sonra Şener Şen-İlyas Salman, Şener Şen-Kemal Sunal furyalarına senaryo yetiştirmeye çalıştı. Banker Bilo (1980), Çiçek Abbas (1982) ve Şekerpare (1983) senaryosunu yazdığı filmlerden üçü.

Senaryosunu yazdığı Fahriye Abla (1984) filmiyle yönetmenliğe de giriş yapmıştır. Bu film kariyerinde dönüm noktası olur ve bundan sonra yazdığı senaryoları kendisi yönetir. Çok sonra yazacağı Kabadayı (2007) hariç.


Fahriye Abla (1984)'yı takiben Muhsin Bey (1987), Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni (1990), Gölge Oyunu (1992) ve Eşkiya (1996) çekilir. Eşkiya (1996), sadece yönetmenin değil Türk sinemasının başyapıtlarındandır. Çoğu filminde olduğu gibi başrolde Şener Şen yer alırken; dağdan inen bir eşkiyanın sevdiği kadın için geldiği İstanbul'la mücadelesi anlatılmaktadır. Şener Şen'e Uğur Yücel eşlik ediyor filmde.
Çok ses ve ödül getiren Eşkiya (1996)'dan sonra on yıl kadar sinemaya ara veren yönetmen Gönül Yarası (2005) ile dönüş yapar. Meltem Cumbul, Timuçin Esen ve tabii ki Şener Şen'in yer aldığı bir kadroya sahip film, köy okullarındaki çocuklara kendini adamış bir öğretmen ve kocasının gazabından kaçmış bir pavyon türkücüsünün hayatını anlatıyor.

Turgul'un daha sonra senaryosunu yazdığı Kabadayı (2007), Ömer Vargı yönetiminde sinemaya taşınıyor.
Son olarak da Şener Şen, Çetin Tekindor ve Cem Yılmaz'ın muhteşem oyunculuklarını izleme fırsatı bulduğumuz polisiye-dram türündeki Av Mevsimi (2010). Çoğu kişilerce Şener Şen'i adam ettiği iddia edilir durur ama bence onlar birbirlerini sırtladılar. Şener Şen olmasaydı Yavuz Turgul olur muydu, bilinmez..

Böylelikle Türk sinemasında belirli bir tarzı olan insanlardan biri olarak anılan, çok takdir edilen, çok saygı duyulan Turgul'un da kısaca bir filmografisine göz atmış olduk. Gerçi tarzı olan diyoruz ama, yönetmenliğe başlamadığı sinemacılık döneminde mizah yazarı gibi bir durum var.. Piyasa şartları öyle gerektirmiş demek ki. Ne zaman hikayesini kendi filme alma ortamı oluşuyor, hemen içindeki dramatik adamı salıyor dışarı..

10.03.2013
Oku..