Sessiz Gece [2010]


Vimeo'da filmi izlemek için girdiğim sayfada '+18' ve 'ağır küfür içerir' gibi teşvik edici uyarılar karşılıyor önce. Yazan yöneten Erkan Uzdur; baktım bir kaç kısa filmi daha var. Sessiz Gece [2010], görüntüler itibariyle kötü ama senaryosunu beğendiğim bir film oldu. Tavsiye eder miyim? Ederim herhalde.


Bir arkadaşım önerdi filmi, Oğuzhan Uğur ünlü olmadan önce oynamış dedi. Oğuzhan Uğur'u tanımıyorum ama ses etmedim. İzledim. Ama artık Erkan Uzdur'u tanıyorum, diyaloglarını beğendiğim, filminde oyuncuya -istemeden de olsa- memelerini gösterten, filminde Sinan Pekinton'un oynadığı kısa filmci bir arkadaş. İsmail Demirci ve Enver Akoğlu da filmde yer alan isimlerden. Belli ki güzel bir oyuncu çevresi var arkadaşın. Bunlar güzel şeyler hep.


21 dakikalık filmde, üç arkadaş, harabe bir yerde, arkadaşlarından birinin ölmesi üzerine ne yapacaklarını bilemezler, başka bir arkadaşlarını ararlar, o da başka bir arkadaşını. Sonra biri dayısını arar bu durumdan kurtulabilmek için.

Filmin en sevdiğim detaylarından biri de jeneriğin kırmızı zemin üzerinden akması. Müthiş yenilik bence, çok hoşuma gitti.
Otelde iken de dayı gittikten sonra hatunun gelip kamerayı kapatması bence kötü detay olmuş. Hikayeyi kötü etkiliyor..


http://vimeo.com/13978421 ahanda film. yalnız dikkat, harbi aşırı küfür içeriyor hikaye gereği.

18.07.13
Oku..

The Road Home [2013]


Hani olur ya böyle, karakter saçma sapan davranır gibi durur ama aslında onun o bilinçaltı süreçleri falan işlenir. Anlam vermek için yer ararsın bir süre, acaba orada ne demek istiyordu falan diye. Ben çok sevmem bu tarz hikayeleri ama seven çok adam var, David Lynch'in dünyanın parasını kazandığı bir dünyada yaşıyoruz. Gerçi bu filmde sonunda toparlıyor, haa aslında çok da karışık değilmiş falan diyorsun.

Filmde biri tatlı olmak üzere beş hatun var oynayan, bir de yönetmen güzel hatun işte. Başrol, -o tatlı olan- Elizabeth Blackmore. Yazan yöneten Dennie Pentecost'un bu ikinci kısası, ilki Sexy Thing [2006].

Bu filmde de yine kocaman bir set ekibi çalışmış ve kurgu aşamasında da çok çalışılmış belli ki. Makyajlar başarılı, görüntü falan da fena değil, ilk filmde de kadrajları sevmiştim. Hikayeye çok girmek istemiyorum, bu tarz filmler biraz düşününce yoruyor beni ve çok saçma diyip bırakıyorum bir yerden sonra. Film 14 dakika falan. http://vimeo.com/51645087

16.07.13
Oku..

Sexy Thing [2006]


Ergenliğin henüz başlarında, cinsel dürtülerine nasıl tepki vereceğini bile bilemeyen bir kız çocuğu ve ailesindeki sıkıntılı durumlara bir göz atılmış. Yaklaşık 14 dakikalık filmin yazan-yöneteni, Avustralya güzeli Denie Pentecost bundan önce pek çok filmde sanat ekibinde çalışmış. İlk kısa filmi Sexy Thing (2006), idare eder ölçülerde ilerliyor; iyi bir öğrenci filmi gibi düşünün.


Teknik anlamda hikaye kurgusunu ve görüntüleri beğendiğimi söyleyebilirim. Filmi asıl izleme sebebime gelirsek; Spartacus dizisinde Seppia rolüyle adını dünyaya duyuran 91'li güzel Hanna Mangan Lawrence'in ilk oyunculuğu bu. Daha çocuk tabii bu filmde ve oyunculuğu da hiç fena değil. Ama daha bu filmde bozmuşlar kızın psikolojisini.

Bu arada Sexy Thing (2006) izlemek isteyenler için vimeoda.. http://vimeo.com/28597734

Hanna Mangan Lawrence 2013

16.07.13
Oku..

Gizli Oturum [2012]


Kendine özgü varoluşçu felsefe altyapılı romanlarıyla bilinen Fransız yazar Jean-Paul Sartre'ın 'Huis Clos' isimli oyunundan uyarlanmış 21 dakikalık bir kısa film.

Bir yere getirilen üç kişi, nereye geldiklerini, neden geldiklerini, nasıl gideceklerini düşünürler. Aslında her şeyin farkındadırlar ama anlam vermekte biraz zorlanırlar. Çünkü cehennem tahmin ettikleri gibi bir yer değildir. Geçmişteki hatalarına ufak ufak ışık tutarak ne yapmaları gerektiğini düşünürler, konuşurlar, takılırlar öyle.


Hande Soral, Can Yılmaz ve Nur Tüzün'ün (Nerden tanıyorum diyen varsa, Yabancı Damat, Nazlı'nın arkadaşıydı) ana karakterler olduğu filmin yazanı yöneteni Merve Hüriyet. Marmara Üniversitesi Sinema mezunu Merve'nin bitirme projesi olarak hazırladığı bu film gayet başarılı.
Sevişme sahnesiyle de epey dikkat çekti film. Oyunculuklar kötü değiller. Özellikle Bursalı Hande Soral'ın performansı beklentilerin üzerindeydi.

Epey oldu ben bu filmi izleyeli, konusu açılınca da açıp izletirim arkadaşlarıma. Beğendim Sartre'ın metninin işleniş biçimini.
Yanılmıyorsam, Merve ile aynı dönem, yine aynı bölümden arkadaşı Salim Güven de, Sartre'ın Le Mur (Duvar) isimli hikayesini uyarlamıştı. Bu uyarlama metni beğenmemiştim mesela, hikayeyi doğru anlatmıyordu bence..


Film hakkında değinilmesi gerekenler şunlar, Hande Soral'ı -beğenmeyen var mıdır bilmiyorum ama- beğenen biriyseniz, bir kızla öpüşürken görebileceğiniz film, bu film. Denk gelmiştik, konusu açılmıştı da "Daha n'apiyim, kızla öpüştüm.." demişti.. Kız da Dicle Alkan, Acemi Cadı'dan bilirsiniz onu da. Ayrıca bir de sevişme sahnesi var, ama sevişen Hande Soral değil heyecanlanmayın..

Görüntü yönetmeni Emre Pekçakır'a da ayrıca tebrik.. Bu tarz güzel uyarlamalar görünce insanın hoşuna gidiyor tabii. Filmi izlemek için Merve'nin şahsi dailymotion hesabı burada.. Bi kısası daha var, onu da izleyin bence..

16.07.13 güncelleme Eylül 2015


Yeni yazıları anında takip edebileceğiniz facebook sayfasını beğenmek için tıklayın!..


Oku..

Hotel Chevalier [2007]


Bir Wes Anderson kısası. Aslında The Darjeeling Limited (2007) kısası. Anderson'ın, o filmden sonra çektiği bir öncesi filmi.

Çok tatlı, küçük bir hikaye işte. Filmde, Peter Sarstedt'ın 'Where do you go to' isimli şaheser soundtrack'i, Jason Schwartzman ve Natalie Portman var.
Darjeeling'teki kardeşlerden Jack ve Jack'in uzun süredir kaldığı Paris manzaralı otel odasına gelen ilginç sevgilisinin cool aşk hikayesi. Gerçi Jack daha ilginç Darjeeling izleyenler bilir. Geliyor kız, sevişiyorlar sonra. O kadar. İzlemek istediniz di mi hemen, çakallar.

evet natalie'nin poposu o!

Ekstra merak eden varsa diye filmin çekildiği otel: Hotel Raphael, Paris'te. Film de internette çok rahat bulunabilir, youtube'ta bile var sanırım..


Wes Anderson, kariyerine kısa Bottle Rocket [1994]'le başlayıp sonra onu uzun yapan, geçen seneki filmi Moonrise Kingdom (2012) için de sonradan bir kısa tanıtım tadında bir şeyler çeken bir adam. Yakın zamanda da Prada için çektiği reklam serisiyle adından söz ettirdi. O reklamlarda da Midnight in Paris (2011)'deki sahaf kız Lea Seydoux oynuyor.

15.07.13
Oku..

Eski Koltuklar [2011]

yalnız afişte set fotoğrafı kullanmak da ayrı bi kafaymış. kamerayı göze sokmak.

Uykusuz çizerlerinden Ersin Karabulut'un bir zamanlar 'Yeraltı Öyküleri' diye köşesi vardı. Fantastik, absürt, korku falan takılıyordu. Ama o uzun zamandır 'Sandık İçi' ile kendi hikayelerini anlatmasıyla tanındı bence. Bence çünkü ben, Uykusuz okumaya başladığım sıralar daha çok Sandık İçi çiziyordu. Yeraltı Öyküleri'nden de on tane falan okumuşumdur. Kah beğendim kah beğenmedim. Ama beğendiğim öyküler de hep film yapılası diye beğenmişimdir. Hep çizgi roman uyarlaması film çekmek istemişimdir, 'hazır storyboard var hacı' kafası..

Yönetmen Tanju Berk, tabii ki Müjdat Gezen'de eğitim almış, 84'lü, Tokatlı bir sinemacı. Epey kalabalık bir set olmuş belli ki, buna rağmen kamera arkasında 5 kişinin olduğu bir kısa filmden çok farklı değil açıkcası. Kadrajları da çok beğenmedim, annenin oyunculuğunu da. Hikaye zaten güzel ama uyarlarken biraz sıkıntı çekmiş herhalde. Ayrıca planların azlığı da filmi basit öğrenci filmi havasına sokuyor.


Bir sahnede, çocuk babasıyla film izliyor "Baba büyüyünce ben de böyle araba kullanmak istiyorum, kimse beni yakalayamasın istiyorum." diyor. Bak şimdi bendeki dikkate bak, film, Back to the Future Part II (1989), tünelde, arabalı Griff'in kaykaylı Marty'yi kovaladığı sahne. Yani teknik olarak çocuk yakalanmak istemiyorsa kaykay kullanmayı istemesi daha mantıklı olur. Yani televizyonda oynayan film yanlış seçim olmuş.

Kurmaca kategorideki film, devletin vatandaşlarından hayatları üzerinden vergi alındığı bir ortamda işleniyor. Yani ne kadar yaşıyorsan parasını vereceksin, yoksa devlet hizmet vermiyor. Havadan sudan yararlanma diye de öldürüyorlar usulca. Böyle bir dünyaya çocuk getirmek istiyorsan, neyse parası vereceksin paşam. Bir çift, anne (Gökcan Gökmen) baba (Hakan Ka) olmak için gaza geliyorlar. Kampanyalar, taksitler denk getirip 10 yıllık çocuk (Bertan Ceylan) yapma izni alıyorlar. Hikaye kurgusu gereği zaten çocuğun öleceğini filmin başında gördüğünüz için bunu yazmakta sakınca görmüyorum: Çocuğun 10. doğum gününde infaz memuru (Beyti Engin) gelip alıyor çocuğun canını. Ama tabii herkes olayın bilincinde olduğu için ortalığı yıkıp dökme yok herkes görevini biliyor.

Benim yapmak istediğim bir şeyi yaptığı için yönetmeni biraz kıskandım, öte yandan etrafımdaki örnekleri çoğalttıkları için, hatalarından ders alabildiğim için biraz da şanslıyım. İzleyin bakalım siz beğenecek misiniz.. Filmi, sitesinde bulabilirsiniz. Yalnız sitedeki künyede Ersin Karabulut ismine rastlamamız ilginç.

Hatta öykünün orijinali de burada dursun, aklınızda bulunsun yani.



12.07.13
Oku..

Signs [2008]


Kısa film denilince bu klasiktir. Bir kısa film tavsiyesi istediğinde "Şunu izledin mi?" diye atlarım hemen. Yönetmen Patrick Hughes'un bundan önce iki kısası bundan sonra da iki uzunu var. Uzunlardan biri hali hazırda çekilmekte olan The Expendables 3 (2014).


Signs [2008], gayet sıkıcı bir yaşam süren Jason'ın, kalabalığın içinde yalnızlığını anlatıyor. Arkadaşı yok Jason'ın, sabah kalkıp işe gidiyor, sonra eve gelip yatıyor. Ama Jason, arkadaşsızlıktan ziyade direk sevgilisizliğine üzülüyor. Bir gün, çalıştığı binanın karşısındaki binada çalışan Stacey ile tanışıyor. Tanışma şekilleri çok ilginçtir.


Jason'ı Nick Russell oynarken Stacey rolünde Kestie Morassi'yi izliyoruz. Kestie'nin filmdeki sevimliliği dillere destan tabii. Film 12 dakika. Şimdi şurada durup, şehir yaşamının kaçınılmazı beton binaların insanların duygusunu sömürdüğü ortamlar olduğu, insanların buralarda yaşamaya bir şekilde mecbur bırakılarak falan diye sosyoekonomik açıdan filmi ele almaya hiç gerek yok bence. Tatlı filmdir, izleyin, kim ne mesaj istiyorsa da o mesajı çıkarsın kendine, sinemayı rahat bırakın :)


Kısa filmlerin değer görmeme olayını sorguladım geçen: Nasıl bir değer bekleniyor acaba? Kısa oldukları için vizyona giremeyip, salon seyircisini kaybediyorlar kafadan. Festivaller desen.. bak kaç senedir İstanbul'dayım bir kere festival filmi izleyemedim, yok dinine yandığımın bileti. Avrupa'da bir ara alakasız konseptli 8-10 kısa filmi arka arkaya makaralayıp gösteriyorlardı salonlarda diye biliyorum. Hala var mı onu bilmiyorum. Onun dışında bizde çeşitli topluluklar kafalarına göre konsept belirleyip kısa film izletmece yapıyorlar falan.

Bunların dışında internet var tabii, hak hukuk olaylarını bir tarafa bırakırsak seyirciyi en kolay yakalayabileceğin ama elinde tutamayacağın, yani filmi yapana geri dönüşü çok az olan bir ortam. Maddi olayları zaten geç, kaç kişi izlediği kısa film hakkında yönetmene yazara eleştiri maili atıyor, kaçı 'süper olmuş' ya da 'sk gibi olmuş' dışında yorum giriyor. Çok az bunlar. Bilmiyorum ya galiba sıkıntılar bunlar. Tabi sıkıntı mıdır bunlar onu da çok bilmiyorum. Benim için önemli şeyler demek ki.


08.07.13
Oku..