Ulan İstanbul (2014-15)


Senaryosunu Uğraş Güneş'in yazdığı, yönetmenliğini Murat Onbul'un yaptığı dizi, 33 bölüm Kanal D ekranlarında yayınlanmış 110 dakikalık bir haftalık diziydi. Zamanın geyiği, -artık kimse tv izlemiyor abi, aynı dizinin YouTube'ta tekrarı hayvan gibi izleniyor- düşüncesinden hareketle, reytingleri düşen yapım, tv'den kaldırılıp Kanal D'nin websitesinde 45 dakikalık formatla yayın hayatına devam etmiş ve bu hareketi yapan ilk dizi olmuştur.

www.herseydenbirsey.com haber sitesinde okuduğum üzere "İlk iki bölümünü ücretsiz olarak yayınlayıp, izleyicilerine hediye eden Ulan İstanbul, sonraki bölümlerini 2 TL karşılığında yayınlamaya başlayınca internet yayınının 3. bölümünde yayından kaldırma kararı aldı. En az 100 bin kişi tarafından ücret ödenip izlenmesi gereken dizi, 22.517 kişilik kitlesiyle beklentinin altında kaldı."


39. bölümden sonra 130 dakikalık bir özel bölümle final yapan dizi için sinema filmi yapılacak diye duyuru yapılmış ama ortada film milm yok. Uğur Polat, Şebnem Bozoklu, Erkan Kolçak Köstendil, Kaan Yıldırım, Sevtap Özaltun, Caner Özyurtlu ve Salih Bademci'nin baş rolleri paylaştığı dizi, iyi niyetlerle parası çok olandan çalan bir hırsızlık ekibinin maceralarını anlatıyor. Neredeyse her bölüm için bir ünlü konk oyuncu ağırlanıyor ve o bölümün macerasına dahil ediliyor. Fırat Tanış, Ruhi Sarı, İbrahim Selim, Ezgi Eyüboğlu gibi isimler birer bölüm, Emre Kınay, Necip Memili gibi birkaç isim de birkaç bölümlük dahil oluyorlar ekibe...


Caner Özyurtlu'nun YouTube kanalı Neyse Ne'deki programlarına konuk olarak davet ettiği ünlülerle sohbetler, bir noktada Ulan İstanbul (2014-15)'a bağlanıyor, muhabbeti geçiyordu. Bir değil, iki değil; çok izlendi diye övülen dizinin geçen sene YouTube'a tüm bölümlerinin resmi olarak yüklendiğini fark edip izlemeye başladım ve izledim, bitirdim. Artık muhabbeti açıldığında neyden bahsedildiğini anlayabiliyoğlucam!..

28 Haziran 2020
Oku..

Kainan 1890 (2015)


Japon-Türk ortak yapımı tarihi film. Yazan Eriko Komatsu, yöneten Mitsutoshi Tanaka. Gösterişli bir film, bütçe bilgisi baktım da bulamadım. Görüntü yönetimi, dekor-kostüm, müzik falan komple Japon ekip yapmış. Yapımcı kadroda ve yönetim yardımcılığında Türk isimler var. Oyuncu kadrosu desen yarıdan fazlası Türk. Film iki parçadan oluşuyor, ilk bi buçuk saatteki yine güzel film ama son yarım saatteki ikinci yarı çok tırt. Yani hikaye çok absürt, yaşanmış hikaye deniyor ama bilemiyorum. Kesin yapmışızdır var ya.. Yine de hikayede büyük boşluklar var..


Sene 1890. Osmanlı İmparatorluğu ciddi tehditler görüyor Avrupa ülkelerinden. Gücünün yerinde olduğu imajını vermek için de müttefik Japon İmparatorluğuna selam götürmek üzere bir fırkateyn hazırlanıyor. İyi güzel, şov iyidir, dinç tutar ama Japonya dünyanın öbür ucu. Ertuğrul Fırkateyni'ne en iyi bahriyeliler görevlendirilir ki sağ dönebilsinler. Çıkılır yola. Aylar sonra varılır Japonya'ya, müttefik mutlu edilir, hediyeler verilir-alınır neyse. Dönüş yolunda meşhur Japon tayfunlarından birine yakalanılır. Gemi bir adaya yaklaşmaya çalışırken batar.

Geminin mürettebat sayısı hakkındaki bilgi kaynağa göre değişiyor, vikipedi'deki bi bilgi: "44 subay, 14 mühendis (yüzbaşı), 591 er, 5 sivil ve 1 şair olmak üzere toplam 655 olarak verilmektedir." derken filmde 618 olarak geçiyor ve sadece 69 kişinin hayatı kurtuluyor. İlk kaynak, şairi ne sivil ne asker saymış yalnız.. Filmde şair değil de iki halk ozanı bir trompetçi var. Ve kazada kurtulan bu 69 kişi canını ada sakinlerine borçlu. O gün bu gündür Japonlarla aramızda bir bağ vardır.


Film buraya kadar gayet güzel geliyor, çok değerli bir kültür mirası olmayı hakkediyor. Fakat...

Sene 1985. Kader ağlarını örüyor.. İran-Irak Savaşı'nın ortasında Tahran'da kapana kısılmış masum insanlar. Türkler uçakları geleceğini sanarak havalimanında bekliyor, çok kalabalıklar.. Öte yanda Türkiye'den yardım isteyen Japon Büyükelçiliği.. Turgut Özal diyor ki "Uçak gönderin oraya, Japon dostlarımıza, oradaki Türkler de kara yoluyla gelsin, yolda güvenlik sağlayın.", "Efendim millet uçağı görünce orada kendi biner, tanımaz Japon mapon, can bu!", "Sen bi gönder uçağı bakalım n'olacak?!".. Hakikaten de geliyo THY, bombaların arasından.
Ulan bunu gönderen bi uçak daha göndersin madem, yok.. Sonra o öfkeli kalabalık, hatta çok konuşan AKP'li bi abi, "Tamam madem siz binin, sonuçta misafirperverlik budur, biz hallederiz bi şekil" diyerek tarih yazıyor. Bak sene 1985, adam AKP'li..
Hayır, hadi biz malız, bi Japon da çıkıp, "Aslında yaşlılar, çocuklar, ihtiyacı olanlar uçakla gitsin komple. Biz Japon-Türk demeden beraber kara yoluyla gidelim" demedi ya la.

Tekrar diyorum bak, hikaye çok absürt ama kesin yapmışızdır biz bunu.. Kadro: Yüzbaşı Mustafa, Kenan Ece; Japon Doktor, Seiyo Uchino; Haru, Shioli Kutsuna; Bekir Çavuş, Alican Yücesoy ve Murat Serezli, Uğur Polat, azıcık da Melis Babadağ, ama çok az.. Melis Babadağ oynuyor diye izledim filmi güya, on saniye falan oynuyo galiba.. Filme puanım 5/10.. Ama değerli film yine de, hikayenin yaşaması bakımından değerli..

140117
Oku..

Çakal (2010)


Filmin yönetmeni Erhan Kozan, Beyaz Melek (2007)'in set fotoğraflarını çekerek başladı büyük yapımlarda çalışmaya. Daha sonra Sertan Telli'nin yazdığı senaryoyu yönetiyor işte. Kadrosunda İsmail Hacıoğlu, Uğur Polat, Erkan Can ve Damla Sönmez'in yer aldığı film ilk gösterimini, o sene 47.'si düzenlenen Antalya Altın Portakal'da yapıyor.

Erkan Kozan ve diğer oyuncular..

İstanbul'un arka mahallelerinde geçiyor hikaye. Genç bi çocuk, Akın, annesi ölmüş, hacı babasından hiç bi fayda görmemiş.. Bi ustası var, yanında çalıştığı, onu baba bilmiş; ama gün geliyor, tak ediyor, ustasının kasasını boşaltıp, kaçıyor. Pis işlere bulaşıp, cebini dolduruyor. Belinde silah, kendine 'çakal' diyenin kafasına dayıyor. Gerisi teferruat.


Hacıoğlu, bu filmdeki performansıyla, Sadri Alışık Ödülleri'nden 'En İyi Erkek Oyuncu' heykelini alıyor. (Bu arada, bu ödül, prestijli mi değil mi hiç anlamıyorum. Bi ödülü prestijli yapan nedir? Bi ara bi düşünelim bunu.) Uğur Polat'ın performansı da görülmeye değer; henüz izlemeyenler için. Hikaye çok iyi olmamakla beraber, oyuncuların performanslarıyla şahlanmış resmen. Ama yapılsın tabii böyle şeyler de..



Alın size ilginç detay, filmin yapım aşamasında Korkut Akaçık'ın storyboard'ları çok beğenilmiş, filmden sonra demişler ki "Neden bu çizimleri çizgi roman yapıp, Akın'ın maceralarına devam etmiyoruz?!"

O günden bu güne daha ortada yok böyle bi çalışma ama bi aralar haberleri çıkmıştı işte. Bu arada yandaki görsel tabii ki storyboard değil, çizgi roman taslağı galiba o..

Storyboard, ekranda görülmek istenen kompozisyonun önceden belirlenmesi için yapılan çizimler oluyor, dikdörtgen dikdörtgen olur yani..



26.02.2014
Oku..