Song to Song (2017)


Neredeyse altı yedi ay önce indirdiğim, o zamandan beri de ara ara başlayıp bıraktığım bir film. Her seferinde "Bu sefer olacak, artık izliyim de kurtulayım" diyordum. İlk yarım saati aşamadan sıkılıp durduruyorum filmi, araya bi şeyler giriyo, kalıyo sonra.. Hatırlıyorum, Terrence Malick'in diğer filmleri de hep böyle zorlamıştı, To the Wonder (2012), Three of Life (2011) falan.. En sonunda nasıl izledim biliyo musunuz, size de tavsiye ederim: kısa diziler oluyo ya, onlar gibi, 23'er dakikalık beş parça halinde..

İlk parçayı dört beş kere falan izlediğim için baya hakimdim. Faye, bir takım arayışlar içinde olan genç bir kız. Yapımcı gibi, girişimci gibi bir tip olan Cook'un ev partisinde çalışırken, müzisyen BV ile tanışıyor. Faye, BV ile yakınlaşıyor ama ev sahibi Cook'un da dikkatini çekiyor. Kesik kesik ilerliyor hikaye. Faye ve BV'yi tatlı bir ilişkinin içerisinde izlerken, başka bir zamanda da Faye'in Cook'la flörtünü görüyoruz.

İkinci 23 dakikalık kısmı, bundan 2 saat sonra falan izledim. Yetenekli müzisyen BV, Cook'la çalışmalarını ilerletiyor, albüm yapacaklar! Faye de BV'yle sevgili bu gelişmeler yaşanırken. Sonra hep beraber turnelere gidiyorlar, eğlenceli bir üçlü olarak gezip dolaşıyorlar. Ama normalde çok rahat olan Cook'un bu manzaraya zaman zaman canının sıkıldığını hissediyoruz. Sonra BV ve Cook tartışıyorlar işle alakalı bir konuda, bozuşuyorlar.


Üçüncü bölümü bunlardan 2 gün sonra izleyebildim. Faye ve Cook haftalar sonra karşılaşıyorlar bir yerde ve görüşmek için bahane yaratıyorlar. Sonra beraber de oluyorlar tekrar. Faye pişman oluyor, Cook'tan uzak durma kararı alıyor; BV'ye anlatıyor olanları, bir süre sonra ayrılıyorlar. Cook da Rhonda ile tanışıyor ve dünyasının kapılarını ona aralıyor bu sefer.

Bunlardan bir gün sonra da kalan 4. ve 5. bölümleri beraber izliyorum. Arayışları bitmeyen Faye'in Miranda ile, BV'nin de Amanda'yla ilişkisi oluyor. Cook'un da bambaşka dünyalar deneyimlediğini görüyoruz.. Daha sonra bütün arayışların sona ermesi ve Faye ile BV'nin bir partide tekrar karşılaşmaları.. Ve arayışlarının hala devam ettiği sinyalleri...

Aslında şöyle bir bakınca, baya güzel, kesinlikle izlenmesi gereken bir görsel anlatım. Aktüel kamera şov! Fakat seyirciyi bu kadar mı düşünmez bir film, bir yönetmen, bir insan. Neden daha rahat izlenebilir hale getirmezsin ki sen işlerini Malick Amca. Sinemanın altın kuralı değil miydi bunlar, birincisi sesler üst üste binmeyecek, ikincisi nolursa olsun ama sıkıcı olmayacak! Cidden bu tavsiyemi aklınızda tutun bakın, bölün filmi, azar azar izleyin çok izlemek istiyorsanız. Sinemada da bu adamın filmleri oynarken ekstra aralar konsun, yapılsın bu!

Kadro: Rooney Mara, Ryan Gosling, Michael Fassbender, Natalie Portman, Cate Blanchett, Holy Hunter, Lykke Li ve kendisi olarak Patti Smith.. Bir de böyle olağanüstü isimleri bir araya getiriyor, mecbur bırakıyor izlemeye!..

3 mart 2018
Oku..

To the Wonder (2012)


Bir Terrence Malick filmi. Yani sıkıcı, anlaşılmaz, çok kendine özgü bir tarz. O adam şimdi niye öyle yaptı? Bunlar niye hep susuyor? E, o neymiş şimdi? demekten kendimi filme veremiyorum. İki filmini izledim, ikisi de pişmanlık. İlki The Tree of Life (2011), ikincisi bu işte. Bu filmlerini de oyuncuları merak edip izledim ha, yine Malick'lik bi durum yok.


Ben Affleck, Olga Kurylenko, Javier Bardem ve Rachel McAdams oynuyo. Olga'nın oynadığı karakter Fransız, Ben'le sevgililer ve Amerika'dalar. Olga'nın karakteri az konuşuyo ama zaten genelde de iç sesi anlatıyo bize olayı. Olay da şu: "Güneş doğdu. Gördüm. Sıcakta yürüdük. Uyuduk." Görüntüde ise sevgililer takılıyo, geziyo, öpüşüyo, sarılıyo. Olga'nın karakterinin, önceki ilişkisinden bir kızı var, aile gibiler böyle. Sonra vizesi doluyo bunların, Fransa'ya dönüyolar.


Boşa çıkan Ben'in karakteri hemen Rachel'ın karakteriyle tanışıyo. Sevgili oluyolar durduk yerde. Sonra Olga geri geliyo, bu sefer yalnız; kızı bırakmış orda. Rachel ne ara kayboldu hiç belli değil. Javier Bardem dolaşıyor filmin içinde papaz kılığında. Papaz mı artık neyse o da, din adamı işte. Milleti izliyo falan, "Canın sıkılmıyo mu senin?" diyolar buna, "Yok" diyo. Olga'nın karakteri başka bi adamla sevişiyo. Tam n'oluyo hiç bilmiyoken film bitiyo zaten. Oh diyosun.

Tamam bu kadar da kötü değil tabii ama iyi değil yani. Ben sevmedim diye gömdüm iyice.


Yalnız hakkaten şu hatunlar oynamıyor olsa çekilecek film değil. Rachel yine az oynuyor da, Olga'nın çok hayranıysanız izlenebilir anca. Yoksa işkence olur söylemedi demeyin.

Bu arada 35'lik çıtır Rachel, beraber rol aldıkları Midnight in Paris (2011)'teki kıl kuyruk Michael Sheen ile o dönemden beri birlikteymiş ya lan. Ben yeni öğrendim. Yakışmışlar ama.


4.10.13
Oku..