Betonrausch (2020)


Bu sefer de Netflix sayesinde, yurt dışında kariyer yapmış bir Türk asıllıyı tanıma fırsatı yakalıyoruz. Artık Alman olan Cüneyt Kaya beyfendi, çekirdekten yetiştiği belli bir filmografiyle, teknik olarak bundan 8-10 yıl önce başlamış sinemaya ve bu son filmi ile de Netflix Orijinali çektirilecek kıvama gelmiş. 2 sinema, bir TV filmi, bir de dizi yapmış... Peki bu Netflix filmlerini TV filmi gibi mi görmeliyiz yoksa sinema filmi gibi mi?! Çünkü bu iki tür arasında uçurum olduğunu biliyoruz, Netflix de geliyor tam aralarında duruyor şimdi! Yeni bir tür sayalım bence.. Bir TV, bir Netflix, iki de sinema filmiyle izleyici kasıyor diyelim..


Filmin adının Türkçe yansıması, 'Betonarme' yani kabaca binayı, mülkü temsil ediyor. Hikayenin gayrimenkul ticareti yapısına gayet uygun bir isim aslında. İngilizce ismi ise şu sıralar Netflix'in global ağına düştüğü için en bilineni, Rising High yani yükseliyor yükselmekte olan.

Sıradan bir yokluktaki sıradan bir ailede büyüyen kahramanımız Viktor, belli bir yaşa gelince ailesinin yanından ayrılıp, şehre yerleşerek kendi ayakları üzerinde durmak istiyor. İlk zamanlar çektiği sıkıntıları ailesiyle yaptığı telefon görüşmelerinde dillendirmese de bu sıkıntılar ona bir kariyer yolu açıyor.

Ev kiralamak için her başvurduğu emlakçı ondan 'gelir belgesi' isteyince çaresiz kalan işsiz Viktor sahte bir belge düzenliyor ve güzel bir maaş görselinin kanatları altında çok güzel bir ev kiralıyor. Sonra bu kocaman şık evi, düşük günlük ödemeler alarak çalıştığı şantiyedeki işçilere kiralıyor. Böylece durduk yerde sıcak para akışı sağlamayı keşfediyor. İkinci ev, üçüncü ev derken bu orta vadede başına iş açan işten kurtulup işi büyüterek aynı mantıkla ev satmaya başlıyor.

Tabii bir can dost ve seksi bir hanım eş edinerek...


Çok tatlı bir dolandırıcılık macerası olan bu film, sevimli bir Almanca eşliğinde keyifle izleniyor. David Kross'un liderliğindeki kadroda, Frederick Lau, Janina Uhse ve Sophia Thomalla var. Janina o kadar güzel ki!..

20 Mayıs 2020
Oku..

The Reader (2008)


Galiba zamanında izlemiştim, mi acaba?! Sinemada değil de internete ilk düştüğünde falan, Oscar'da En İyi Film Adayı filandı, dikkatimi çekmiş ama çok ilgimi çekememiş demek. Ya yorgunken izledim ya da hiç izlemedim bilemiyorum, silik silik hep anılar. Neyse, yıllar olmuş bak, geçen ay, Bitanecik posterini yolladı bu filmin. Arada yapıyor böyle, izlemediğim filmleri bulmaya çalışıyor, ben çoğuna bilmiş bilmiş "Güzel filmdir!" ya da "Hff sıkılırsın bence sen.." falan dediğimden zor oluyor ama tutturursa beraber izliyoruz. Böylece izledik Kate Winslet'e Oscar kazandıran filmi.

2. Dünya Savaşı sonrası Almaya'da geçiyor hikaye. Genç Michael hasta olmuş, sokaklara kusuyordur. Bir duvarın dibinde kendini toplamaya çalışırken o gelir; tramvayda bilet memuru olan Hanna evine dönüyordur ve Michael'e yardım eder. Evine alır, üstünü başını temizler. Liseli Michael, Hanna'dan etkilenir. Evine dönüp günler içinde iyileştikten sonra Hanna'ya teşekkür ziyaretine gelir. Hanna da ondan hoşlanır. İlginç çiftin sıradışı aşk hikayesi böylece gelişir. Michael kitap okumayı, Hanna da onu dinlemeyi çok sever. Michael okuldan çıkar çıkmaz başka başka kitaplarla hep Hanna'ya gelir. Bir süre böyle geçer. Hanna bu genç çocuğun yaşıtlarıyla takılması gerektiğini düşünür ve aynı dönem terfi de alınca ortalıktan kaybolur ve uzun bir süre görüşmezler.


Hikayenin buraya kadarki kısmı, biraz antipatik duruyor. Aşk çok güzel ama insanın içine sinmiyor işte. Bi de Hanna biraz şey.. Ama öyle acayip şekilleniyor ki hikaye, başını zaten unutuyorsunuz. Bir zaman sonra, Michael avukat olmak üzere okurken, hocaları bir grup öğrenciyi savaş zamanı, Auschwitz'teki vicdansız gardiyanların yargılandığı duruşmaya götürüyor. Michael ve diğer öğrencilerin dikkatle takip ettiği duruşmada sanık koltuğunda bir sürü başka kadınla beraber Hanna da oturuyor. Michael hemen tanıyor ve Hanna hakkında çok acayip şeyler öğreniyoruz.


Temposu biraz ağır belki ama gayet güzel film. Soğuk renkler, sert hikayeler. Bernhard Schlink'in romanından uyarlanan filmin yönetmeni Stephen Daldry. Bu arada Bernhard Schlink dikkat çekici bi yazar, emekli olduğu 2006 yılına kadar yargıçlık yapmış, bir yandan da bir çok polisiye roman yazmış. Çok ilginç bence.. Yargıç abi adam, 'ne hikayeler vardır sende' diye gazlamış bunu biri belli..

Altıncı kez aday olduğu Oscar'ını da bu rolle alan Kate Winslet başrolde. Bu filmden sonra bi kere daha aday oldu galiba. Ralph Fiennes Michael'in büyüklüğünü, David Kross da küçüklüğünü oynuyor. O sene En İyi Film ve En İyi Yönetmen kategorileri dahil beş Oscar'a aday gösterilmiş film. Benim puanım 6/10..

25.11.2017
Oku..