Ant-Man (2015)


Çok geç izledim ben, yani izlemek istediğim bi şey olduğu halde geç izledim; denk gelemedik de diyebiliriz, çok aşırı istememişim demek ki de diyebiliriz, yoruma açık bi mevzu.. Neticede izledim, başlarda pek ısınamasam da ortalardan itibaren toparladı hikaye, güzel bi şekilde bitti ve olumlu duygularla anıldı.. Bi kere Paul Rudd çok doğru tercih.. Ama bi dakka, önce konusunu şöyle bi aktarayım:


Böyle çok saçma sapan bi olayla hapse girivermiş iyi niyetli bi adam Scott, mühendis normalde, ufak bi kızı ve başkasıyla evlenmek üzere olan bi eski karısı var. Hapse de girince iyice bitik adam olmuş. Öte tarafta bilimadamları yeni bi teknoloji için çalışıyolar, karınca kadar küçülebilen bi kostüm tasarlanmış, Dr. Pym gençliğinden beri çalışıyo bu konuda, ta zamanında yöneticisi bu fikri askeri amaçlı, silah olarak kullanmak isteyince vazgeçmiş doktor. Projeyi de o zamanlar asistanı olan şimdi şirketin başındaki Darren yürütüyor.. Yalnız Darren artık sonuna geldiği çalışmasında kostümle beraber küçülecek bir canlı keşfedememiş. Pym ise yöntemi bulmuş ama kimseye söylemiyo, kendi küçülürmüş eskiden yani eski bi süper kahramanmış Dr. Pym. Kostüme girip harikalar yaratacak yaşta değil artık, Scott'ı da o yüzden buluyor..


Olay bu, Darren de sonunda tabii çözecek olayı ve Yellow Jacket adıyla düşman safında yer alacak.. Dr. Pym'in kızı ve aynı zamanda Darren'ın asistanı olan Hope, ajanlık yapıyor ve Scott'ı adam etmeye çalışıyor işte.. Scott karakteri Marvel Studios filmleri için çok ideal bi tip zaten.. Yani Robert Downey Jr.'ın yaşlanma problemiyle yeni bi Iron Man filmi çekilememe olasılığı doğunca benzer karakterde -tabii ki o kadar zengin değil- birini ayarladılar işte.. Güzel oldu yani, o piçlik kaybolmayacak seride.. Ki Paul Rudd'u da en az Robert Downey Jr. kadar severim zaten. Yetenek yaklaşamaz yanına gerçi, Robert Downey Jr.'ın oyunculuğuna kıyas bulunmaz.. Zamanında eski balet olmanın avantajıyla Chaplin (1992) filminde harikalar yarattığında kendi dahil herkes Oscar'ı kesin alacağı gözüyle bakarken, Scent of a Woman (1992)'la Al Pacino'ya kaptırmış ödülü ve bir süre sektöre küfür etmiş.. Ayrıca daha çocuk yaşta babasıyla beraber ot içtikleri de anlatılır.. Uzun süre uyuşturucu tedavisi görüp çok da iyi olmayan birçok projede yer almıştır.. Ama Robert Downey Jr. iyidir. Paul Rudd ise Downey Jr.'dan 4 yaş küçük olup 24 yaş küçük göstermektedir..


Neyse, film güzel denebilir.. Başlarda biraz dandiklik hissi yayıyor ama sonra toparlıyor. Oyuncular çok tatlı ama, Rudd'u dedim zaten; Dr. Pym, Michael Douglas (Film hakkında bi konuşmasına denk gelmiştim, "Yıllardır oyunculuk yapıyorum ama bu filmle beraber ilk defa çocuklarımın gözünde 'havalı' bir baba oldum" demişti, sevimliydi.. Çocuklar Catherine Zeta-Jones'tan..); kötü adam Darren Cross'u Midnight in Paris (2011)'in Hemingway'i Corey Stoll oynuyor, Pym'in kızı Hope'u da Evangeline Lilly.. Lilly'yi Lost izleyen ordan tanır ama ben izlemiyordum, ben Hobbit'teki Tauriel (cüceye vurgun elf hani) olarak tanıyorum..


Kadrodaki diğer isimler olarak Judy Greer, Michael Pena ve küçük bir rolle 'Falcon' Anthony Mackie, daha da küçük bir rolle 'Peggy Carter' Hayley Atwell var.. Filmin yönetmeni Peyton Reed daha önce Jim Carrey'li Yes Man (2008)'i yönetmiş, onla biliniyor.. Bu arada Ant-Man karakteri sıradaki Marvel filmi Captain America: Civil War (2016)'a adını yazdırmış, hikayede Iron Man de var..

17.11.15
Oku..

Blue Jasmine (2013)


Kalktım, öğlen seansına sinemaya gittim. Salonda tektim, benden önceki seanstan da tek başına bi kız çıkmıştı, teğet geçtik. Zaten Woody'nin filmlerine çok ilgi olmuyor.. Olanlar da denk gelemiyor..


Billie Holiday'den Blue Moon başrolde. Woody Allen'ın bi geçmişi bi şimdiyi harmanladığı kurguyu başka filmlerinde hatırlamıyorum hiç. Karakterimiz Jasmine'in kocasıyla beraber olduğu hayatı ve kocasından sonraki hayatı diye iki farklı zaman beraber işleniyor. Yani iyi de, çok Allen işi değil sanki.
Cate Blanchett de ne yaparsa yapsın kendini bana sevdiremeyecek bir hatun olduğu için, mesafeli başladığım filme öyle devam ediyorum. Bir de kıl bi kadını oynuyor, iyice soğudum. Giremiyorum filme. Arada Alec Baldwin beliriyor, zengin-çapkın ya da çapkın-zengin Hal rolüyle; çok tatlı adam lan. Bunlar dışında oyuncu kadrosu: Sally Hawkins, Andrew Dice Clay, Peter Sarsgaard, Bobby Cannavale falan diye uzuyor.


Filmin olayı şu: New York sosyetesinden Jasmine, zengin hayata alışmış bir kadın olarak birden çulsuz kalınca, San Francisco varoşuna, üvey kardeşinin yanına gelir. Yol bilmez iz bilmez bir kadın olarak, lüksten ödün vererek yaşamaya çalışmak çok kolay olmayacaktır. Kız kardeşinin de düzenine müdahale etmeye başlayınca ortalık karışıyor ister istemez. Kocasının yediği bokların -hala- karşısına çıkıyor olması yeni bir hayata başlamasına engel oluyor bi yandan. Bu şekil bir film.

Andrew Dice Clay, Cate Blanchett, Bobby Cannavale, Ali Fedotowsky ve Peter Sarsgaard

Çoğun dram ilerleyen hafif komedi filmi. Müzikleri çok sevemedim bu sefer; Blue Moon hariç tabii. Ama bence beni asıl rahatsız eden: bir geçmiş, bir gelecek, geçmiş, gelecek, geçti mi, gelcekti. Ayrıca koca filmde, üstelik Allen filminde tek bir tane güzel hatun vardı; -gerçi bence- o da 3 saniye gözüken spor hocasını oynayan Ali Fedotowsky. Ali, esasen çok oyuncu değil ama medyatik bir tip, sunuculuk, magazin muhabirliği falan yapmış. Programlara dizilere falan katılmış, kendini göstermişliği var. Bu filmde de zaten baya konuk oyuncu. Ama hoş hatun, bak:


Açıkçası Woody'nin arada bir yaparak stres attığını düşündüğüm dramlarını çok sevemiyorum zaten. Film, eleştirmenlerden tam not almış, hatta son zamanlarda yaptığı en iyi filmi falan diyenler olmuş, Midnight in Paris (2011)'i hiçe sayıp.. Gerçi Midnight in Paris (2011)'i de bi ben mi baş tacı yapıyorum anlamadım ki, efsane film değil mi sizce de..

01.10.2013
Oku..