X-Men: Dark Phoenix (2019)


Bununla beraber 10 filmlik dev bir seriye döndü X-Men Sinema Filmleri, tıpkı çizgiromanları gibi DVD'lerini de rafta yan yana koyup, geçip karşısına seyredebilirsiniz artık, güzel bir hacme kavuştular. Böyle bir şey var değil mi, kitaplığınızın karşısına geçtiğinizde, çok önce okuduğunuz ama şimdi sadece sırtını gördüğünüz kitaplarınızın içerikleri canlanır zihninizde. Onun için kitaplık önemlidir, o kitapların sürekli karşınızda durması önemlidir. Filmler için de geçerli aynı şey; ama hepimiz biliyoruz ki -DVD mi kaldı, film arşivlemek mi kaldı-; hatta daha yakın geçmişte harddiskler dolusu filmlerimiz vardı hepimizin, artık hiç ihtiyacımız kalmadı öyle arşivlere...

Ama önemliydi, izlediğimiz, izleyeceğimiz, okuduğumuz şeylerin karşımızda, elimizin altında olması önemliydi, hatırlamak, tekrar tekrar bilgiyi tazelemek için gerekliydi. Ben çözüm olarak imdb.com kullanıyorum mesela, izlediğim filmleri puanlıyorum ve bana özel bir arşiv oluşuyor orada. Bir de bu blog var tabii, 10 senedir izlediğim filmlerden hakkında bir şeyler yazabileceğim ne varsa yazdım, arşivledim buraya. Arada bir geriye dönüp okuyorum ama en çok sol kenarda bulunan kronolojik arşiv listesini gözümün önünde tutuyorum. Orası benim bir çeşit DVD rafım. Bu 10 senelik arşivde 1000 başlık olmasına son 10 kaldı. Bine ulaşınca yeni başlık eklemek istemiyorum, biraz eskilere dönüp temizlik ya da düzenleme yaparım diye düşündüm. Okuyanlara şimdiden duyurmuş olayım.


X-Men: Dark Phoenix (2019)'i yazıp yöneten Simon Kinberg, Mr. & Mrs. Smith (2005) ve Jumper (2008) gibi çok sevdiğim filmlerin senaristidir ve bunlar dışında ağırlıklı olarak X-Men filmleri için kafa patlatmıştır ve serinin bu son filmiyle de hayatında ilk kez yönetmenlik yapmıştır. Aynı zamanda bir çok popüler filmin de yapımcısıdır.

X-Men'in ne olduğunu bilmeyen yoktur herhalde ama bir cümleyle hatırlatmak gerekirse; Kendisi de bir mutant olan Prof. Xavier'in, toplumda tehlikeli olabilen mutant kardeşlerimizi -çoğu çocuk yaşta olmak üzere- özel bir okulda bir araya toplayıp güçlerini eğitmelerini ve vatana millete hayırlı birer evlat olmalarını sağlamayı kendine görev edinmesiyle ortaya çıkan süper kahraman topluluğudur. Bu grup, bazen toplumsal kötülüklerle, bazen dünya dışı varlıklarla ama çoğunlukla da kendileri gibi mutanlarla savaş halindedir. Yüzlerce kitabı olan çizgiroman serisinin sinema filmleri şöyle:

X-Men (2000)
X2 (2003)
X-Men: The Last Stand (2006)
X-Men Origins: Wolverine (2009)
X-Men: First Class (2011)
The Wolverine (2013)
X-Men: Days of the Future Past (2014)
X-Men: Apocalypse (2016)
Logan (2017)
X-Men: Dark Phoenix (2019)


Bazı filmlerde bazı karakterler öne çıkar, -Wolverine'den zaten bahsetmeye gerek yok, sadece onun hikayesine odaklanan birkaç film var, her filmde hikayeye dahil değilse bile Hugh Jackman sonda onur konuğu olarak gelir, bir tek bu son filmde görünmüyor; bir de ekipten ayrı filmleri yapılan Deadpool var, neyse- X-Men: Dark Phoenix (2019), üstün telekinezi becerisine sahip Jean Grey'in hikayesine odaklanıyor. NASA'nın uzaya yolladığı mekikte bir sorun çıkınca yardıma giden X-Men ekibi, astronotları kurtarır ama Jean, bir çeşit güneş patlamasına maruz kalır ve süper gücüne güncelleme gelir. Onunla uğraşırlar.

Başrol Jean Grey'i seride ikinci kez olmak üzere Sophie Turner canlandırıyor, Game of Thrones (2011-19)'ta Sansa olarak meşhur olup coolluğun zirvesine çıktıktan sonra kadroya dahil edilmişti. Kocaman güpgüzel kadın oldu gözümüzün önünde... Bir Hermione iki Sansa... Ve tabii ki X-Men filmlerinin sabit kadrosu James McAvoy, Michael Fassbender, Jennifer Lawrence falan... Bu filmde kötü karakter olarak da Jessica Chastain'imiz gelmiş. Bu arada filmi çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim, tekrara düşmüş gibi bir halleri var, hayırlısı...

Aa unutuyordum, bu film, X-Men'in kendi içinde resmen özeleştiri gibi bir ayarını barındırıyor. Mystique zaten filmin başından beri Profesör'e dikleniyor ama bir noktada, "Zaten hep kadınlar kurtarıyor günü, acaba ekibin ismini X-Women olarak değiştirsek mi?!" Cinsiyetçi duyarın önemli bir yer tuttuğu günümüzde bu çıkış çok manidar olmuş. Bakalım sinemada bu konuda nasıl bir evrim göreceğiz.

21 Haziran 2020
Oku..

Penelope (2006)


Leslie Caveny'nin yazıp Mark Palansky'nin yönettiği eski moda bir romantik komedi olan Penelope (2006), kadrosundaki sevdiğim isimlerin gençliğini izleyebilme fırsatı vermek gibi mini bir değere sahip benim için. Yönetmen Palansky'nin Pearl Harbor (2001), Armageddon (1998) gibi birkaç efsane filmde reji ekibinde olması biraz dikkat çekiyor, bu da ilk sinema filmi yönetmenliği için güzel bir kariyer referansı olabilecekken bambaşka bir kulvarda üretim yapıyor. Yerlere vurulacak bir film değil tabii ki ama gayet tırt bir hikayeye sahip. Aslında biraz farklı bir formatla işlense kaliteli bir çocuk filmi çıkabilirmiş ama yetişkinlik seviyesi için kabul görebilir bir hikaye değil.

Sosyetik ve soylu bir İngiliz Ailesi Wilhern'lerin bundan 5 kuşak öncesinde başlıyor mevzu. Ailenin oğlu sayesinde evin hizmetçisi hamile kalıyor, oğlan işi toparlamak için kızla evlenmek istese de ailesi şanlarına yakışmayacağı için karşı çıkıyor. Kız çok üzülüyor intihar ediyor, kızın meğersem cadı olan annesi aileyi lanetliyor ve doğacak ilk kız çocuğunun başına iş açacak büyüyü yapıyor.

5 asır hiç kzı çocuğu olmayan soylu ailenin, en sonunda günümüzdeki tesilcilerinden bir kız çocuğu haberi geliyor ve Penelope doğuyor. Ama lanetiyle... Penelope çok çirkindir, o kadar çirkindir ki onunla evlenecek hiçbir soylu erkek olmayacak ve Wilhern'lerin soyu tükenecektir.


Penelope çocukluğundan beri -özellikle annesinin baskılarıyla- eve kapalı yaşamak zorunda kalmış bir genç kızdır. Her gün görücüler gelir ama hepsi Penelope'yi görüp kaçar gider. Ve artık olanlara dayanamayan Penelope evden kaçar. Ya söylemiyim dedim ama söyliycem, zaten kimse açıp izlemeyecektir bu filmi, Penelope'nin kocaman bir domuz burnu vardır. Ve aslıdna o kadar da çirkin değil hatta sevimlidir bile. Filmde de Penelope evden kaçınca yolda görüp önce büyük tepki gösteren insanlar sonra alışıp görüntüyü normalleştiriyorlar. Hep böyle değil mi zaten hayatımız.

Oyuncular: Christina Ricci, James McAvoy, Richard E. Grant, Catherine O'Hara, Ronni Ancona Reese Witherspoon ve Peter Dinklage.

6 Haziran 2020
Oku..

Atomic Blonde (2017)


Dublör David Leitch, meslektaşı Chad Stahelski ile yıllarca hayalini kurdukları film John Wick (2014)'i yaptıklarında aslında pek de beklemedikleri bir ilgiyle karşılaştılar. Chad yönetmen koltuğundaydı ve ufak tefek kamera arkası tecrübesi olan David de ona yardım ediyordu. Keanu Reeves'in başrolündeki filmin elle tutulur bir hikayesi yoktu, sırf aksiyondan oluşuyordu. Karşılaştıkları ilgiden sonra, dublörlükten, film yönetebilecekleri bir noktaya gelebildiklerini gördüler ve devam etmeye karar verdiler. Chad, John Wick: Chapter 2 (2017) için çalışmaya başladı; David'e de Deadpool 2 (2018)'yi emanet etmeyi düşündüler, öncesinde bir tanıtım filmi hazırlattılar, Daedpool: No Good Deed [2017].. Bu arada Atomic Blonde (2017) için yönetmen koltuğundaydı zaten David. Çok yetenekli bir sinemacı olduğu görülebiliyordu, Deadpool 2 (2018) için hazırlanmaya başlayabilirsin dediler. Başarı öyküsü resmen. Dublörlük yaparken bir yandan da reji olarak çalışmasının meyvelerini toplamaya başladı böylece. Artık o, yönetmen David Leitch!..

Ne John Wick (2012) iyi bir filmdi ne Atomic Blonde (2017) efsane; ama bunlar gösteriyor ki Deadpool 2 (2018) başarılı olacak. Atomic Blonde (2017) bir çizgi roman uyarlaması. Ve kadrosu çok yetenekli isimlerle dolu: Charlize Theron, James McAvoy, John Goodman, Eddie Marsan ve efsane Skarsgard Ailesinin üyelerinden Bill Skarsgard.


1989 Berlin. Duvar yıkılmak üzere. Siyasetçiler ve onların saha uzantısı ajanları tedirgin. Çünkü Duvar'la beraber pek çok kural yıkılacak, pek çok şey açığa çıkacak. Tam da böyle bir ortamda İngiliz İstihbaratı MI6'in -gizli bilgiler içeren bir listeye sahip- ajanı öldürülmüş, liste kayıp. Lorraine bu işi çözmek için gönderiliyor Berlin'e. "Orada sana David yardımcı olacak, kendisi bölge ajanımız, herkesi tanır, her deliği bilir!" Ama Lorraine daha uçaktan inmeden, düşmanın haberi olmuştur geldiğinden. Vee Ekşın!

Uzun bir aradan sonra Charlize Theron izlemek büyük keyif, çok güzel kadın. Film de fena değil aslında ama ufak bir çiğlik hissediliyor. Sanki filmin çekimleri tamamlandıktan sonra türünü değiştirmeye karar vermişler de kurguyla, müzikle başka bir film yapmaya çalışmışlar gibi. Bilmiyorum, belki de biraz fazla ağır bir eleştiri bu ama öyle hissettim. Ve buna rağmen keyifli film yani, puanım 6. Birebir dövüş sahneleri yine normalden fazla ama John Wick (2012) kadar abartılı değil, kararı, ayarı budur, teşekkürler.

6 mart 2018
Oku..

Filth (2013)


Skotlınd'ın büyük şehirlerinden birinin polis departmanındayız. Adamımız Bruce. Bize, burada işlerin nasıl gittiğini anlatıyor, biraz sert bir tarza sahip. Yakın zamanda bir üst pozisyona yükselme ihtimali var. Onlar dedektif, müfettiş falan deyip, kavram kargaşası yaratıyorlar ama sanırım bizdeki komiserlikten başkomiserliğe geçiş gibi bir yükselme.. Tabii bu ihtimal sadece kendisi için değil.. Adaylıklar olunca, oyun iyice sertleşmiş. Herkes bu kadar sert oynamıyor tabii, Bruce ayrı bir bilenmiş mevzuya. Seks ve keyif verici maddenin etkisi yoğun bir şekilde hissediliyor. Aslında arkadaşları ama terfi durumlarında rakip olan diğer adaylara kurduğu türlü tuzaklar gösteriliyor. En sağlam aday zaten kendisi ama işi şansa bırakamaz.


Trainspotting (1996)'i izlediniz mi? Irvine Welsh, bir çok romanı filme çekilen bir İskoç yazar. Trainspotting onun, bu da onun.. Filth (2013)'in yönetmenliğini İskoç Jon S. Baird yapmış. Welsh, hep böyle uyuşturucu kafaların hikayelerini yazan bir adam olarak biliniyor, tarz edinmiş herif.. Son olarak da Porno isimli romanı film projesi halini almış, önümüzdeki senelerde izleriz artık.. Bu filmi de Trainspotting (1996)'in yönetmeni İngiliz Danny Boyle yönetecekmiş. Welsh'ten nasiplenmeyi kafasına koyan bu iki yönetmen en son Babylon (2014) filminde beraber oturmuşlar yönetmen sandalyesine..


Filmde, Bruce'u James McAvoy oynuyor. McAvoy, Marvel'in X-Men serisinde X-Men'i yani Charles'ı oynuyor; tabii gençliğini, yani son iki filmde oynadı, üçüncüde de oynuyor şu sıralar, yeni filmin setindeler.. Nerden biliyorum, boyuna çekin yapıyor Marvel Studio'da falan diye.. (yok öyle bi şey) Ve bu filmdeki performansına da bayıldım.
Jamie Bell var, Jumper (2008) filmi ile tanıdığım; Eddie Marsan; Shirley Henderson; Joanne Froggatt.. Kadınları sırf kadın ismi yazmak için yazdım.. Filmde öyle çok etkin bi kadın rolü yok, belki biraz Shirley'ninki..


Aslında filmi izleyeli oluyo baya, yazcam yazcam hep erteliyodum ama baktım bizde yeni vizyona giriyo, "Belki film hakkında bi şeyler okumak isteyenler olabilir, milleti fikirsiz bırakmayalım, izlediysek yazalım.." dedim.. Çok öyle büyük bi film değil ama güzel, 7..

28.06.2014
Oku..