Nina (2016)


Nina, Nina, Nina! Bir ara bir film sitesinde gezerken Rocketman (2019) filmi için şöyle bir yorum görmüştüm "Sık sık adını duyduğumuz ama kim olduğu hakında fikrim olmayan birini tanımak için güzel bir film." Ben de genel olarak müzisyen biyografilerine bu kafayla yaklaşıyorum. Müzik çok uzun bir süre hiç ilgi alanım olmadı, onun için müzikle ilgili pek çok şeyden mahrum büyüttüm kendimi. Çok eksiğim olduğunu ve hemen arayı kapatmam gerektiğini sık sık hissediyorum. Bunlar da çok öğretici, hatta öğrenmenin en kolay yolu gibi geliyor. Gerçi kitaplardan öğrensek daha kalıcı bilgi oluyor elbette ama sinema daha sıkıştırılmış, bizim gibi az zamanda çok şey yapmak isteyenlerin daha çok işine geliyor. O bakımdan çok keyifli.


Dün gece Müslüm (2018) izledim şimdi de Nina (2016), Nina Simone, Amerika'nın Müslüm'ü o da bir nevi!.. Tabii ki her siyah sanatçı gibi sahneye çıkmak, sahnede kalmak onun için de bir gurur meselesi, bir devrim. Filmde ailesiyle bir sorununu görmesek de yalnız büyüyen bir çocuk olduğu anlatılıyor. Daha çocukken sahneye çıkmaya başlayan, gençliğinde alkolle boğuşan, çıktığı sahnelerde hep bir kavga dövüş, hep bir saldırgan tavırlar sergileyen delifişek. Siyah sol yumruk kolyesine bakın, ateş ediyor resmen!


Kendine has ses tonu ve piyanoya yeteneği, yediği her halta rağmen insanların kendisine saygı duymasını sağlamış. Sonra Amerika'dan kaçıp Fransa'da daha ufak sahnelerde devam etmiş.

Bu arada bağımlılık tedavisi için yattığı hastanedeki hemşiresi Clifton'a asistanlık teklif edip Paris'e beraber gelmesini istiyor. Ama nasıl şirret kadın, güzelim çocuğu da küstüre küstüre çalışıyor.


Böyle bir hikayesi var Nina'nın. Zoe Saldana başrolde, çok da güzel iş çıkarmış bence, çok severim zaten kendisini. Clifton rolüyle de David Oyelowo eşlik ediyor Saldana'ya. Oyelowo bundan önce de Selma (2014) filmiyle siyahi devrimin başrolü Dr. Martin Luther King'i oynamıştı. Nina (2016)'nın yazanı yöneteni Cynthia Mort'un ilk yönetmenliği. Açıkçası ben beğendim filmi, çok ödül mödül alamamış bir yerleden ama ben sevdim. imdb puanı 5,4 ben 7 verdim.


24.11.19
Oku..

Selma (2014)


Filmleri internetten izlemek, ulaşım hızı ve ev konforu konularında cazip gelse de seyir kalitesi olarak çoğu zaman sınıfta kalır. Üstelik genelde yasal değildirler. Şartlar böyleyken, özellikle içinde bulunduğumuz Oscar döneminde, çoğu zaman ülkemizde vizyona girmemiş filmlere ulaşıp izlemek icap edebiliyor. Yabancı sitelerden, torrentlerden araklayıp, Türkçe altyazısını ekleyip, sitelerine yükleyen adminler çok hayır duası alırlar. Yalnız bilinir ki dua karın doyurmaz. Tık peşinde adminler, bazen bu yana yana aranan filmleri sitelerine yükleyemeseler de yüklemiş gibi yapıp tıkları topluyorlar. Beddua ile birlikte tabii.. Dua duadır, mesele dua artı tık..

Bu sene Oscar'da dört kategori için aday gösterilen Mudbound (2017) filmini izlemeye çalışıyordum. Film hakkında okumadım, etmedim. Afişini gördüm bi, siyah-beyaz çatışması diye yorumladım hemen, çok izlemek istemedim önce. Sonra işte dün, izleyecek film düşünüyorken, dedim açiyim onu, yazdım google'a çıktı hemen. Afişten hatırladığım, dolgun suratlı siyahi bi adam başrol, tanıdık biri değil. Neyse film başladı.


Martin Luther King'in, siyah insanlara vatandaşlık haklarını, hakkıyla kullanmalarını sağlamak için verdiği mücadele anlatılıyor. Memleketin bi ucunda Malcom X, bir ucunda bu yardırıyorlar. (X, o sene, King de ondan üç sene sonra suikaste uğrayacak) Yasaya girmiş, 'siyah vatandaşlar da oy kullanabilir' yazıyor ama yerel beyaz yönetimler sklemiyor yasayı. Onun mücadelesi. Düzenlenen eylemler çoğu zaman kanlı bitiyor. Dr. King eylemcilere, "Sakin olun, şiddete karşılık vermeyin ki olay büyümesin, biz sesimizi duyuralım yeter" diyor. Selma kentinden Montgomery'ye yürüyecekler, köprüden geçmeleri gerekiyor. Köprünün öbür ucunda atlı polisler bekliyor. 1965 senesinde o köprüde yürümek olay oluyor. Akıllı eylemlerin akıllı öncüsü olarak tarih yazıyor Luther King. Kafasını kullanarak azmedenin neler başardığını bütün dünya görüyor böylece.

Film bittikten sonra oyumu vermek için imdb.com'a girdim, bakıyorum, kadroda Carey Mulligan var. Alla alla, siyahı mı oynatmışlar acaba, ben mi atladım, nasıl bir makyaj ustalığı lan bu diye bi saniyede binlerce ihtimal dolandı kafamda. Sonra jeton düştü, admine hayır duamı göndererek Selma (2014) yazdım arama çubuğuna, ona verdim oyumu: 7/10.. Zamanında da hiç çekici gelmemişti, ondan izlememiştim bu filmi, böylece izlemiş oldum. Güzel film! Ama hala çekici değil. Yani şunu mu izlesem bunu mu izlesem seçeneğim olsaydı bunu seçmezdim. Yine de pişman mıyım, değilim, bir sürü şey öğrendim sonuçta! Mesela, internet üzerinden film izlerken önce kontrol etmek gerektiğini..


King'i David Oyelowo, sevgili eşini Carmen Ejogo, aktivist acılı bir anneyi Oprah Winfrey, dönemin Amerikan Başkanı Lyndon Johnson'ı Tom Wilkinson oynuyor. Kadrodaki diğer dikkat çeken isimler, Tim Roth ve Tesa Thompson.. Filmin yönetmeni, genelde siyah haklarını sinemaya taşımaya gayret eden, aynı zamanda yapımcı da olan Ava DuVernay hanımefendi.. Film döneminde En İyi Film ve En İyi Film Şarkısı Oscarlarına aday gösterildi, Glory Oscar kazandı.

Yani sonuç olarak Mudbound (2017)'un bi sahnesini bile izleyemedim henüz..

11 şubat 2018
Oku..

Captive (2015)


Baya kötü film canım, yani kötü derken kalite olarak, ruh yok filmde.. Upuzun yönetmenlik kariyerinde daha çok televizyona çalışmış, sinemayla pek bi derdi olmayan Jerry Jameson yönetimindeki film, gerçek bir hikayeye dayanıyor.. Hatta belki ilginç de bi hikaye ama sinemada yemez yani.. Kate Mara oynuyordu izledim, bu kadar basit..


Ashley Smith, bitik bir annedir. Uyuşturucu bağımlılığı kızının elinden alınmasına sebep olmuştur, kocası zaten yoktur. Garsonluk yapıp destek gruplarına katılıp temiz kalmaya çalışır Ashley. O sırada televizyonda bi mahkumun hapisten kaçtığı ve kaçarken üç kişiyi öldürdüğü haberi çıkar. Brian'ın kendince sebepleri vardır; işlemediği bir suçtan hapis yatan, öfke kontrol sorunları olan ve yeni oğlu olduğunu öğrenen bir Brian'dır bu. Kaçarken Ashley'yi gözüne kestirir ve onu rehin alıp evinde saklanır. O gece her ikisi için de gergin bi gecedir. Neredeyse dertleşip, birbirlerine iyi geleceklerdir. Ama sabah olduğunda Ashley'nin kızını görmeye gitmesi gerekiyordur ve Brian gitmesine izin verir.


Ashley Smith bu olayı yaşamış, kitabını yazmış ve parayı kırmış. Oprah'a falan çıkmış, itici bir kadın aslında, filmin sonunda onu da gösteriyor. Ashley'yi oynayan Kate Mara ise tam tersi aşırı sevimli bir kadın, kesinlikle klasik anlamda güzel değil ama çok tatlı bence, hafif kepçe falan.. Onu en güzel temsil eden işi House of Cards'ın ilk sezonu.. David Oyelowo ise geçen sene Selma (2014) filminde Martin Luther King'i oynadı, izlemedim o filmi ama duydum hep adını.. Bu filmde performanslar tırt, hiç izlenecek bi tarafı yok.. Ama belki Kate'i -seks satar deyip- makas yemiş ucuz beyaz atletle görmek istersiniz, onu da demin gördünüz..


Filmi indirmeden önce Kate'in çelik yelekli falan fotoğrafların gördüm, setten; dedim herhalde polisi falan oynuyor, film başladı yok öyle bi şey.. Ama diyorum acaba sonradan mı ortaya çıkacak, gizli polis falan.. Yok olmadı, polis değilmiş, ona göre izleyin izlerseniz :) Filme puanım 3/10..

110116
Oku..