Disco Pigs (2001)


Kötü film. Enda Walsh'un yazdığı ve August Rush (2007) gibi muhteşem bir filmin İrlandalı yönetmeni Kirsten Sheridan'ın yönettiği ilk uzun metraj film. Bildiğin kötü film.

Elaine Cassidy diye güzel bir kızla; Inception (2010)'da kaçırılan zengin çocuğu oynayan Cillian Murphy'nin başrolü paylaştığı filmde, aynı gün doğan Pig ve Runt takma isimli komşu çocuklarının ilginç dostluğu anlatılıyor. Çocukluklarından beri aykırı tipler olan bu çocuklar, ergenliklerinde daha da bir ilginçleşiyorlar.

Aynı gün nerdeyse aynı anda doğdukları için kan bağı olmasa da ikiz gibidirler.. Aralarında ilginç bir iletişim vardır, telepati gibi.. Dışardan bakınca deli dersin.. Sonra bu iki kafadardan erkek olan cinselliğe uyanıyor ergenlikte.. Bi haller geliyor.. Kız değişimi fark ediyor ve aralarındaki bağ eskisi gibi olmuyor.. Hayaller suya düşüyor.. Cillian Murphy zaten pek sevdiğim bir tip değil, bi de bu filmde daha bi itici.. Hele o aksanı zaten; filmi zor tamamladım.


Sırf August Rush (2007)'ın yönetmeni daha önce neler yapmış diyerek indirmiştim zaten; açıkçası çok bir beklentim yoktu. Önceleri çektiği bir kaç tane de kısa film var bulursam onları da izlemek istiyorum. Benim olayım: Güzel bir film bulursam, çocukluğuna inerim acımam.


10.05.2013
Oku..

My Left Foot: The Story of Christy Brown (1989)


Doğduğu günden beri sadece sol ayağını kullanabilen Christy Brown'ın hayat hikayesini anlattığı kitabı 'Sol Ayağım'ı ben sanırım lisedeyken okumuştum. Geçen gün kardeşim "Abi bak bunu okuduk sınıfcak, özet çıkarcaz, okumuş muydun sen?" diye geldi, "He!" dedim, okumuştum. Bi şeyler sordu "Şurda niye böyle dedi?" falan gibi, hatırlayamadım haliyle.. Dedim "Sen anladığın kadarıyla bi özet çıkar bakalım, hatırliim ben de." Çok da güzel bi özet çıkardı. Baya kitabı tekrar okumuş kadar oldum iki sayfayla.. Ben de ona bi kıyak yapiyim, filmi varsa indiriim, izliyelim dedim.


My Left Foot: The Story of Christy Brown (1989).. Jim Sheridan'ın ilk yönetmenlik deneyimi olan film, Day-Lewis'le yapacakları nice çalışmanın temelini oluyor. Film iki Oscar sahibi; biri Daniel'in diğeri annesi rolündeki Brenda Fricker'in.. Filmde aynı zamanda, ileride August Rush (2007)'ın yönetmeni olacak 13 yaşındaki Kirsten Sheridan da oynuyor.. Yönetmen babasının yönetmen kızı...


Baya kalabalık bir ailede büyüyen Christy sadece sol ayağını kontrol edebiliyordu. Günlük yaşamını sürdürmesinde en büyük yardımcısı annesiydi. Bütün çocuklar sokakta oynarken, o camdan izliyordu onları. Tekerlekli sandalye alabilmek için annesi ev ahalisinden gizli para biriktiriyordu. Christy'nin derme çatma bi el arabası gibi bi şeyi vardı, bi de doktoru Eileen.. Doktoruna aşıktı Christy. Bu arada tek uzvu olan sol ayağıyla yazı yazabiliyor, hatta çok güzel resimler yapabiliyordu. Christy resimdeki becerisini konuşturmuş, doktorunun da yardımıyla bir sergi açabilmişti.
Babasının ölümünden sonra kendi hayatını anlattığı kitabını yazarken kardeşinden yardım almış ve tüm dünyaya, herkesin umutsuz vaka gözüyle baktığı birinin nasıl ayakta durduğunu göstermiştir.

Şubat 2012
Oku..

August Rush (2007)


Yönetmeni Kirsten Sheridan olan filmin senaryosu için üç yazar çalışmış. Oyuncu kadrosu ise Freddie Highmore, Jonathan Rhys Meyers, Keri Russell ve Terrence Howard ve büyük başkan Robin Williams'tan oluşuyor. Küçük bir rolle de Becki Newton görülüyor..
Sheridan, daha önce Disco Pigs (2001) diye bir film yapmış, onu da izledim ama o biraz daha karanlık bir dram olduğu için pek çekici değildi. Ama August Rush (2007), her oynadığında büyük zevkle izleyeceğim filmlerden.


Bir çocuk var yetiştirme yurdunda büyümüş... Anne baba müzisyen; kız klasik müzik yapıyor, oğlan rakçı; müziğin aşkı.. Kızın ailesi siz ayrı dünyaların insanlarısınız diyo, babası ayırıyo bunları. Ama kız hamile, tabi bundan oğlanın haberi yok. Kız doğururken baba kafalıyo doktorları çocuğun öldü diyolar. Çocuk, yetiştirme yurduna gönderiliyo..


Çocuk on yaşına falan geldiğinde, yaşadığına inandığı ailesini bulmak için kaçıyo yurttan. İyi de nereye gidiyor.. Müziği takip ediyor çocuk, hepimizin duyduğu ama dinlemediği müziği takip ediyo. Yaprakların hışırtısı, arabaların kornası, yağmurun cama vuruşu.. Sonunda sokakta gitar çalan bi çocuğu buluyo, dinliyo. O arada anne babasının onu duyabilmeleri için kendinin de müzik yapması gerektiğini düşünüyo, takılıyo çocuğun peşine, onun yaşadığı yere gidiyo, diğer müzik yapan çocuklarla tanışıyo. Onlara müzik yaptıran adamla da tanışıyo..


İşte film böyle.. Ve benim en favori filmlerimden.
Müzikleri muhteşem, oyuncuları muhteşem.. Daha ne lan!
Şu an mesela soundtrack albümünü dinleyerek yazıyorum bu yazıyı. Sık sık da dinliyorum zaten bu albümü; albüm kesmediği zaman açıp izliyorum filmi. Belki on kere falan izlemişimdir. İzleyin diye ısrar etmiycem zaten bi çok kişiye izletmişimdir. Çok kişiye doğum günü hediyesi olmuştur bu film.


Şimdi hadi bulun bi yerden izleyin şu filmi..

Eylül 2011
Oku..