Ford v Ferrari (2019)



Adı biraz pazarlama tekniği, hikayede aslında Ken Miles v Hayat mücadelesi ön planda. Ford ile Ferrari'nin yarışı da var tabii ortada ama asıl Ken'in patronlarla, kapitalizmle mücadelesi önemli. Ama tabii bilinen iki ismi çarpıştırmak her zaman daha çok seyirci çeker.

Gerçi isme çok da haksızlık etmemek için Ferrari ile Ford kapışması da güzel verilmiş, tam kararında, Ken'in önüne geçmiyor anlatımda. Hayatta zaten yeterince önündelermiş adamın.


Dünya otomobil devi Amerikan Ford'un satışları biraz kötü gidince, patron Henry Ford Junior çözüm yolu arıyor. Satış departmanından bir ses, İtalyan Ferrari'yi örnek almalıyız, adamların ismi zafer kelimesiyle eş anlamlı oldu, biz de bu yolu izlemeliyiz, yarış arabası yapalım diyorlar. Kolay değil tabii. O zaman Ferrari'yi satın alalım diyorlar. Enzo vermiyor. O zaman napıp edip Ferrari'yi piste gömelim diyorlar. Buradan sonra Ken'in hikayesi başlıyor.

Ford şirketi önce popüler eski yarışçı Carroll Shelby'ye ulaşıyor. O da hemen bir ekip toplamak istiyor. İlk aklına gelen, efsane tamirci Ken Miles. Ken, ufak tefek yarışları hep kazanıyor ama bu aile geçindirmeye yetmiyor. O da bırakıyor yarışçılığı, tamirci oluyor. Shelby onu tekrar oyuna dahil etmeye çalışıyor ve bu çok da zor olmuyor. Shelby Ferrari'yi yenmek için Ken'e ihtiyaçları olduğunu biliyor ama Ford'un pazarlama departmanı markayı temsil etmesi için uygun bir karakteri olmadığını düşündüklerinden Ken'i istemiyorlar. Ama Ken'siz de yapamıyorlar.

Ken'inki çok ilginç bir başarı hikayesi. Adamın başarıları bir şekilde görmezden geliniyor. Sürpriz sonlu...


Christian Bale, Ken'e hayat verirken, Matt Damon da Shelby'yi canlandırıyor. İlk bakışta rakip gibi durabilirler ama aynı tarafta oynuyorlar. Herkes, Ferrari'ye karşı oynuyor yani. James Mangold yönetimindeki filme puanım 7/10. Temposu çok güzel, aşırı heyecanlı ama bu tarz onlarca film izlediğimiz için çok özelliksiz geliyor artık. Bir de bu yarışçıların hikayeleri hep aynı gibi, sadece finali farklı galiba hepsinin. Ama Ford-Ferrari Savaşı güzel bir seyir zevki sunuyor.

4 Ocak 2020
Oku..

Walk the Line (2005)


Amerikalı müzisyen Johnny Cash, rock-country tarzının en popüler isimlerindendi. 1932'de doğup 2003'te öldü. Her rockstar gibi uyuşturucuyla başı belaya girdi, güzel kızlarla yattı kalktı, tabii ki ailesiyle arası iyi değildi, çok yetenekliydi, tarzı çok sevildi, şarkıları çok dinlendi vesaire.. Komedyen ve müzisyen June Carter ile evlendi. Yazdığı otobiyografik kitabının filme çekilmesini istedi. Kendisini ve karısını oynayacak oyuncuları da kendisi seçmiş hatta ama filmi izleyemeden, karısından 4 ay sonra hayatını kaybetti.


Filmin yönetmenliğini, 3:10 to Yuma (2007)'nın da yönetmeni James Mangold yapıyor. Cash'i Joaquin Phoenix, Carter'ı ise Reese Witherspoon oynuyor. 'bol gitarlı güzel müzik'li bir film..

Sahneye her çıktığında ''Hello, i'm Johnny Cash!'' repliğini atıp sonra çalmaya başlaması, genelde siyah giyinmesi ve şarkı söylerken sesinin derinlerden gelen o havası..

En bilinen şarkılarından biri olan 'walk the line' ile aynı adı taşıyan filme puanım 7,5'tan 8.


11.06.12
Oku..