The Yards (2000)


Filmin Türkiye dağıtımındaki adı 'Çeteler Savaşı'; filmde - bırakın çeteleri, çete yok! Tek başına bir genç çocuk, yediği kazıkların açtığı yaraları kapatmaya çalışıyor, bu. "Hiçbir şey masum bir adam kadar tehlikeli değildir." sloganı yer alıyor afişte. Haklı. Ortalama bir film, gerilim sevenler için iyi bile sayılır hatta; benim için filmin güzelliği ise günümüzde çok çılgın oyuncuların ergenliğini izleme şansı vermesi!


Mark Wahlberg'i bu filmden 3 sene öncesinde çevirdiği (film çevirmek vardı eskiden) Boogie Nights (1997)'ta izlemiş, gençliğinin güzelliğine hayran kalmıştık. Bu hikayede de yine çok tatlı, çok başarılı.. Peki 3 sene sonra çekip yine Charlize Theron'la boy gösterdiği bir diğer unutulmaz film The Italian Job (2003); yine çok güzellerdi. Ayrıca Charlize'i bu filmde kesin görmelisiniz, i-na-nıl-maz tatlı, kısa kumral saçlarıyla, neredeyse tombiksi gibi yanaklarıyla... Gelelim kadrodaki üçüncü efsane isme; bu sene Oscar alırken milletin tüylerini diken diken eden, duyardan duyara koşan, acayip adamımız, Joker'imiz, Joaquin Phoenix; inanırsanız o da çok genç, resmen çıtır üçü de!.. O zamanlar bile çıtır olmaktan çok uzak kadrodaki diğer isimler ise: James Caan, Ellen Burstyn ve Faye Dunaway..

Geçmişte işlediği bir hırsızlık suçundan dolayı epeydir hapishanede olan Leo, tahliye edilmiştir ama tekrar başını belaya sokmaması gerekir. Çok da temkinlidir. Annesinin bazı sağlık sorunları vardır ve Leo'nun acilen iş bulması gerekmektedir. Kuzeni Erica'nın sevgilisi Willie ile beraber çalışacaktır. Çok da yasal olmayan bir işe kalkışırlar ve işler istedikleri gibi ilerlemez. Bu saatten sonra Leo tek başınadır. Willie ve arkadaşları onu fena bitirmişlerdir. Öldürmediği bir tren garı görevlisini öldürmekle suçlanır. Buyurun buradan yakın!


Bu sene Ad Astra (2019) ile adından sıkça söz ettiren James Gray yönetimindeki filmin senaryosu Gray ve Matt Reeves'e ait. Ne hikaye olarak ne de yönetim başarısıyla dikkat çekiyor film, vasat gerilim ama efsanelerin gençliğini izleme fırsatı burada! Gel vatandaş gel!

11 Mart 2020
Oku..

Ad Astra (2019)


Öncelikle isimle başlayalım, "Ad Astra Per Aspera" diye Latince bir deyim, "Yıldızlara Giden Zorlu Yol" manasında, bilim insanlarının sık sık kullanabileceği bir gaza getirme sözü aslında. Eğer bunun anlamını bu yazıyı okumadan önce biliyorduysanız, denk geldiyseniz bir yerlerde, filme başlamadan az çok hikayenin ana temasını çözüyorsunuz. "Hee demek ki uzayı tutkuyla arzulayan bir tipin hikayesi, hee," falan..


James Gray'in yönettiği ve Ethan Gross ile beraber yazdığı filmin başrolü Brad Pitt, mesleğine tutkuyla bağlı bir astronotu oynuyor. Aslında onun tutkusu, gerçekten insanlığa faydalı olabilecek bir keşif mi, yoksa sadece kötü bir çocukluk mu geçirmiş, onu anlamaya çalışıyoruz. Günümüzden bir süre ileride geçiyor hikaye, uzay yolculukları artık sıradan bir şey olmuş gibi duruyor, imkanı olan kayıt yaptırıp aya seyahet edebiliyor. Aydaki istasyonda bir Subway restoranı ve DHL şubesi bulmak mümkün. Baş karakterimiz Binbaşı Roy, gizli bir görev için toplantıya çağırılıyor. Diyorlar ki "Baban çok iyi bir astronottu, yıllar önce Mars'tan Neptün'e yaşam araştırmaya gitti. Geri dönemedi o görevden, biliyorsun!" Tabii ki biliyor, babası sonuçta. "Biz bir ihtimal hala hayatta olduğunu düşünüyoruz" falan filan, seni bu kurtarma operasyonuna göndereceğiz, var mısın?" Kim babasını kurtarma operasyonuna hayır der, madem yaşama ihtimali var, hadi gidiyor, Neptün'e!

İçine kapanık, sakin, soğuk hatta biraz da kıl bir tip olan Roy, bu yolculukta kendini tanıyacak. Yıllarca yokmuş gibi davrandığı eşi bir an olsun aklına gelir belki. Buradan bütün biz bencillere selam olsun!


Film kesinlikle kötü değil, hatta sıkıcı bile değil ama uzay filmlerinin ayrı bir kafası vardır, girmek istemeniz, bu tarz filmleri izlemek istemeniz gerekir. Kendi kendine akıp gitmez bu filmler, biraz gireceksin o dünyaya, Neptün falan diyor adam.. Interstellar (2014) çok eleştirildi zamanında, o ayarda bir film, tamam onun kadar etkilenmedim belki ama aynı kafalar.. Puan olarak 6/10 veriyorum, gayet de ilgilisine tavsiye edilecek bir film. Brad Pitt de çok başarılı bu arada...

01012020 (kod yazar gibi tarih yazıyoruz, ne günlere kaldık allaaam)
Oku..

The Immigrant (2013)


Seneeee.. Geçmiş sene.. Avrupa'dan Amerika'ya kaçmaya çalışan bi abla-kardeş. Tam gemiye binecekken kardeş sen öksür, hasta diye ülkeye alınma, abla tek gir ülkeye. Bi adam ablaya yardım et, iş miş ayarla, dans ederek hayatını kazanmaya çalış ve kardeşi hastaneden kurtarmak için rüşvet parası biriktir. Adamın kuzeni de kadın için rakip çık.


James Gray'in yönettiği filmin senaryosu Gray ve Ric Manello'ya ait. Kadroda ise Marion Cotillard, Joaquin Phoenix ve Jeremy Renner; Jicky Schnee ve Dagmara Dominczyk karakterlere hayat veriyor.. Zaten Joaquin Phoenix, James Gray'in bütün filmlerinde var..

Marion Cotillard'ın bütün filmlerini izlemeliyim amacı uğrunda izlenebilecek ancak normal şartlar altında izlemenin zaman kaybı sayılabileceği bir yapım. 5 verdim 10 üzerinden.


26.05.14
Oku..