A.R.O.G. (2008)


G.O.R.A. (2004)'nın devam filmi olan A.R.O.G. (2008), intikam için Dünya'ya gelen Logar'ın, zaman makinesiyle Arif'i Taş Devrine göndermesini ve Arif'in de o zamandakilere yeni şeyler öğretip hemen günümüze gelmeye çalışmasını anlatıyor. Arog Köyü'nün, civarın hakimi Aragonlardan bezmiş olduğunu görürüz. Zorba Aragonların hükümdarı Kaya, geçmişte başlarına gelen bir musibet yüzünden yeniliklere ve icada karşıdır. Bu Arog nezdinde bütün insanlığın gelişimini engeller. Fakat Arif'in ekibe yeni bir soluk getirmesi insanlığı kurtarabilir. Ve Arif adını tarihe yazar, bildiğin kazır hatta.

Teknik olarak G.O.R.A. (2004)'dan çok iyi olmasına karşın neticede bir devam filmidir ve fikir olarak yeni bir şey vaadetmez zaten. Bu kötü anlamda değil, tamamen olağan devam filmi tribidir; Hiçbir devam filmi ilki kadar heyecanlandıramaz. Hazır kurulu dünyadır neticede, gemide değil de mağarada geçer bu seferki. Yine çok güzel espriler vardır ama Arif Işık ismi ilk defa duyduğumuz bir isim değildir yani, onu diyorum.. Ha ilk filmden daha çok para kazandırmıştır ayrı..


Kadroda ilk filmdeki isimlerden Cem Yılmaz zaten, Ozan Güven, Özkan Uğur, Özge Özberk vardır; yeni olarak da Nil Karaibrahimgil, Zafer Algöz ve Hasan Kaçan eklenmiştir. Zafer Algöz bu filmden sonra Cem Yılmaz'ın her projesinde yer alacaktır. Nil Karaibrahimgil ise ilk ve tek sinema filmi performansıyla öpücükleri hakketmiştir. Şarkıcı Nil'in sinemayla bu film dışındaki ilişkisi soundtrack kayıtlarıyla sınırlı. En son Bir Küçük Eylül Meselesi (2014)'nin film müziğini yapıp olay yarattı. Çok da başarılı şarkıcıdır ha, çok severim 40 yaşını hayatta göstermeyen 'Özgür Kız'ı..

İlk film Cem Yılmaz & Can Yılmaz ortaklığıyla yazılmış ve Ömer Faruk Sorak yönetmişti. Bunu ise tek yazmış ve Ali Taner Baltacı ile beraber yönetmiş Cem Yılmaz. Filme puanım 7.
Geçen gün biri listelemiş, ben de paylaştım facebook sayfasından: Youtube'da yüksek kalitede ve yasal olarak izlenebilecek filmler diye. O listede vardı bu film, ordan aklıma geldi tekrar izlemek..

300616
Oku..

İçimde Akan Nehir (2015)


İki sene önce yapım aşamasına da tanıklık ettiğim, resmen teğet geçtiğim bir projeydi. Ofiste film hakkında konuşulurken, kadro belirlenirken, bakanlıktan destek alınırken oralardaydım. Senaryo sahibi Erhan Güleryüz aynı zamanda başroldü de tabii ama yönetmen konusunda kararsızdı ekip - kim daha iyi yapar bu işi falan denirken o dönem görüntü yönetmeni olarak konuşulan bir zat "E, abi sen yapsana yönetmenliği de, ne var sanki!" aklını verdi ve tüydü, devamında başka bi görüntü yönetmeniyle beraber filmin yönetimine Erhan Güleryüz geçti. Ve sonuç ortada.


Her yerde duyup, okuduğunuz şeyler doğru, kötü film. Film hakkında güzel bi şey diyene denk gelmedim. Yönetim zayıf olunca -söylemeye hiç gerek yok ama- her şey zayıf. Oyunculuk, ses, sanat, tasarım, hikaye zaten anlaşılmaz halde.. Hayır her şey tamam gibi bi de yurtdışı sahnesi için -stok görüntü kullanılmış muhtemelen- çözünürlük felaket. Bazı sahnelerdeki renk problemine hele hiç girmiyim, o konuşulacak durumda değil. Ama hikayeyi anlatayım yine de..


Hazar Kafkas, kısa bi ömrü kaldığını öğreniyor ve İstanbul'daki kötü hayatını bırakıp kasaba dediği Büyükçekmece'ye, eski güzel hayatına dönüyor. Güzel derken yani, arkadaşları, evi falan işte. Bu arada hastanede denk geldiği kasabalısı Nehir'le tanışır, Nehir'in de kızı hastadır. Hazar'ın babası eski bi ajanmış, babasız büyümesine bağladığı şimdiki halini, o esnada babasız büyüyen oğlunun halini, Nehir'le hallerini kötü bi anlatımla görürüz. Rüya mı gerçek mi anlaşılmayan, geçmişe dönülen savaş zamanı sahneleriyle çocukluğuna tam inemediğimiz Kafkas, Asmalımescit'te bi barda işe girip müzik yapar. Biri beğenir kartını verir akabinde albüm yapılır, önce tutmaz sonra çoksatar. Nehir'in kızı için evi ipoteklemiş, kendi oğlu için albüm yapmış, Nehir için şarkı yazmış bir adamdır Hazar Kafkas. Arkadaşları Kafkas der.


Filmin ilk adı Kafkas'dı zaten, sonra niyeyese Çerkez olmuştu. Sonunda ve yine en mantıklı haliyle İçimde Akan Nehir son karar olmuş. Erhan Güleryüz iyi adam (Ayna grubunun kel olmayanı), müzikal anlamda olumsuz pek bir şey söylenmez hakkında, gözlüklü ve takım elbiseli haliyle meşhur olmuş biridir. Ama sahne dışında gözlüksüz ve gayet özensiz giyimiyle pek tanınacak halde değildir. Bir röportajında "Gözlük beni şöhretten korudu" demiş, güzel tespit kendi adına. Filmde de genç elemana "İnsan, babasını kaybedince gerçek erkek olur!" diyo, böyle vizzo aforizma duymadım. Aşırı etkili bi şey söyleyecek gibi olup saçmalama durumu.


E o zamandan hiç mi güzel detay yok, olmaz mı.. Filmde sürekli ağlayıp, şiş gözlerle nerdeyse çirkin bir kadın olan Tuğçe Kazaz, gayet sempatik ve güzel bir kadın esasta. Film çekildiği zamanlar din değiştirmesiyle devam eden bi popülaritesi varken, filmin vizyona girdiği bu dönemler twitter'daki ilginç söylemleriyle bir negatif popi var. Yani şu an Nihat Doğan neyse Tuğçe Kazaz o. Projeyken alternatifi Aslı Tandoğan'dı mesela. Daha iyi olurdu daha kötü olurdu diyemiyorum çünkü rolü anlamadım ki, o karakter nası biriydi hiç belli değil; hikaye çok eksik..

Bu arada, çekildikten iki sene sonra vizyona giren, onda da hemen kaldırılan film toplamda 36 bin lira civarı bi gelir elde etmiş; kullandıkları kameranın bi'kaç günlük kirasıydı lan o para. Büyük zarar edilmiş. On üzerinden iki vericem ben bu filme. O da sabahın körü İstiklal'deki 360 derece sahne için. Nasıl çekmişler onu anlamadım..

09.12.15
Oku..