Great Expectations (1998)


Gwyneth Paltrow var diye, yıllardır izliycem izliycem diyerek listemde tuttuğum, gerekli şart ve yeterli koşulların oluşmasını bekleyen bir filmdi, zamanı geldi ve izledim işte. Baya güzel film. Charles Dickens'ın beş yüz küsur sayfalık kalınca romanı Büyük Umutlar'ın modern bir uyarlaması. Kitabı okumadım, nasıl okiyim, o kadar çok şey var ki sırada, bazılarının filmini izlemeli işte. Bugün Tembellik Hakkı'nı okuycam, Lafargue'ın; bak o ne güzel 70 sayfa yazmış. Vakit yok vakit!..


Bir sahil kasabasında balıkçılıkla uğraşan amcasının büyüttüğü Finn, çocukluğunda tek başına tekneyle açıldığı bir gün, hapishaneden kaçmış bir mahkumun eline düşer. Adam, Finn'den kaçmasına yardım etmesini ister. Finn de adama acıdığı için, aslında iyi bir insan olduğunu hissettiği için yardım eder. Böyle bir anısı vardır Finn'in ve bir de çocukluk aşkı Estella. Kasabadaki gizemli ve kocaman malikanede deli ninesiyle yaşayan Estella, normal bir kız değildir. Zenginlerdir baya, onun için delilikleri kimseyi rahatsız etmez. Zengin deli nine, Finn'e harçlık verir, o da Estella'yla arkadaşlık eder. Güzel olduğu kadar soğuk da olan Estella'nın ne istediğini tam anlayamayan Finn, yıllarını böyle geçirir. Resim konusunda ufak bir yeteneği vardır Finn'in. Yıllar geçer, Estella bir gün New York'a gideceğini söyler ve gider. Biraz daha yıl geçer ve Finn'e New York'tan sergi teklifi gelir. Acaba neden? Tabii ki Estella da ordadır ama Estella evlenmek üzeredir başka bir adamla. Finn, büyük şehirde nasıl ayakta kalınacağını anlar ve karakterinde köklü bir değişime gider. Artık orospu çocuğunun tekidir Finn.


Zengin kızın fakir oğlanla dalga geçmesi midir hayat? Görüntü ve sanat yönetimiyle de büyük filmlerden olan Great Expectations (1998)'ın görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki. Bu ilginç kurgulu, patetik hikaye, Charles Dickens'ın olduğu kadar yönetmen Alfonso Cuaron'un da şaheserlerindendir. 1861'de yazılan romanın ilk film uyarlaması, bir kısmının işlendiği The Boy and the Convict. [1909] kısa filmidir ve sonrasında onlarca uyarlaması daha yapılmıştır. Alfonso Cuaron ise en son -en iyi yönetmen dahil- 7 Oscar'lı Gravity (2013)'yi yapmıştır. Great Expectations (1998) ile Gravity (2013)'nin ne kadar başka dünyalar olduğunu görseniz şaşırırsınız, görmüş olanlar zaten şaşırmıştır. Harry Potter'ın üçüncü filmi Harry Potter and the Prisoner of Azkaban (2004)'ın da yönetmeni olduğunu eklemeden geçemiyorum.


Filmin kadrosu şu şekil: Ethan Hawke, Gwyneth Paltrow, Chris Cooper, Anne Bancroft, Robert De Niro ve Kim Dickens. Filme puanım yedi, izlemeyen geri. Hele Gwyneth Paltrow hayranı bi tipseniz zaten kesin izleyiniz. The Royal Tenenbaums (2001)'daki hallerine burdan göz kırpıyor. Bu arada romanın daha yakın bir uyarlamasını izlemek isteyen olursa Great Expectations (2012) var, Mike Newell yönetiminde. Mike da Harry Potter'ın dördüncü filmi Harry Potter and the Goblet of Fire (2005)'ın yönetmeni. Al bi de burdan yak..

Az kalsın söylemeyi unutuyordum, filmde Finn'in yaptığı resimler hep Francesco Clemente'e ait.

220616
Oku..

Boyhood (2014)


6 dalda Oscar adaylığı olan bir film. Yazıp yöneten kişi Richard Linklater. Linklater'ı Before serisiyle biliyoruz. Muhteşem filmlerdi, bazen açıp izliyorum, özellikle ilkini.. O seride yönetmendi abimiz, hikaye de onundu ama o kadar acayip filmler ki bence komple doğaçlama.. Zaten senaryo başlığı altına iki başrolünü ve kendini yazmış.

Bir başka akıllara zarar filmi A Scanner Darkly (2006)... Bunlar hep güzel işler ve bu işlerin yanında yaklaşık yirmi işi daha var, dizidir, sinema veya televizyon filmidir.. Ve bütün bunların yanında bir de enteresan bi şeyle uğraşıyormuş...


Ellar Coltrane'in Mason isimli bir karakteri var. Bu karakterin bir kız kardeşi, Mason'ın babasından sonra iki mutsuz evlilik daha yapan annesi ve Peter Pan sendromlu (olgunlaşmayı mümkün olduğunca erteleyen) bir babası var. Mason 6 yaşında bir çocuktu, 6 yaşındaki Ellar Coltrane onu oynamaya başladığında. Mason'ın nasıl bi çocukluk yaşadığını, okulunu, üvey babalarını, ablasıyla ilişkisini, anne-babasını ve onların hayatını izliyoruz. Ne zaman kadar, Mason, üniversiteye başladığı zamana kadar, 18'ine kadar. Ve 18 yaşındaki Mason'ı oynayan da yine Ellar Coltrane.


Filmin ortalarında falan, zaman atlamalarıyla karakterler yaşlanıyo ufak ufak ama, nasıl makyaj lan bu dedim, filmi durdurdum makyajcısına ve çalıştığı diğer filmlere falan bakacaktım. O arada ne öğreneyim, film 12 senede yapılmış, OHA!.. Hemen filme devam edip daha da büyülenerek izledim.


Adam her sene 15 dakkasını çekmiş filmin, var mı böyle bi şey. Kumar lan bu.. Zaten çekirdek kadro tamam, çocuk, anne, baba, abla.. Yan karakterler de zaten belli dönemleri temsil ediyor. Mesela sürekli taşınmaları falan uzun süreli yan karakter olmamasını sağlıyor. Zekice kurgulanmış bir iş..


İyi de, hadi yönetmen deli, oyunculara n'oluyo da böyle bi işe giriyolar. Ergen çocuk Ellar iyi ters yapmamış. Abla rolünde zaten yönetmenin kızı var, Lorelei Linklater, bu iyice tehlikeli, aile içi her tartışma "Oynamıyom filminde falan" şeklinde geri dönebilirdi. Anne, Patricia Arquette ve baba, Ethan Hawke..

Ben, Ethan'la sık sık bir araya gelemiyolar diye tahmin etmiştim, Before serisinin 9'ar yıllık aralarına dayanarak, meğer her gün görüşüyolarmış. Sonra araştırmamı derinleştirince gördüm ki, ilk iki Before filminin arasında Linklater'ın üç filminde daha rol almış Hawke.

Patricia Arquette, daha önce Linklater'ın Fast Food Nation (2006) filminde oynamış ama o zamanlar zaten bir filminde daha oynuyordu ve o filmin gösterilmesine çok vardı. Nicolas Cage'in eski karısı olarak da tanıyanların olabileceği Arquette, bu filmle Oscar'a aday gösterildi, Golden Globe'u da aldı. E, geç gelmiş bir ödül de denebilir çünkü kadın bu performansı yıllar önce sergiledi aslında. 12 yıl boyunca bu kadının kilo alış verişlerini, nasıl bi dönem aşırı koca memeli olduğunu, saçı başı her şeyleri değişiyor film boyunca.


Filmin tüm Oscar adaylıkları şu şekilde: En iyi film, en iyi yardımcı erkek oyuncu, en iyi yardımcı kadın oyuncu, en iyi yönetmen, en iyi senaryo, en iyi kurgu.. Bence film müzikleri de güzeldi.. En iyi film olmasa bile en azimli yönetmen ve en iyi kurgu dalında iddialı görüyorum filmi. Bakalım ne olacak..

Sıralı Tam Liste: Oscar 2015

05.02.15
Oku..

Dead Poets Society (1989)


Adamlar benle yaşıt film yapmış.
Ne zamandır blog yazmadığımı fark ettim, iki hafta falan. Uzun süre yani.. Abi çok yoğun çalışıyorum, iki üç iş birden.. Neredeyse film izleyecek zamanım yok, neredeyse ama.. Yoksa, tabii izliyorum yine.. En son izlediğimi yazayım dedim.. Robin Williams'ın intiharıyla beraber izlemediğim bu filme öncelik vermek istemiştim.. Bir nevi anma, sayıgı..

Allah rahmet eylesin, 'enişte' gibi adamdı.. En sevdiğim rolü de -izlediklerim arasında- August Rush (2007)'taki Wizard tipi.. Herkesin aynı sempatiyle baktığı sevimli biriydi.. Dead Poets Society (1989) ile ikinci Oscar adaylığını almıştı.. Toplamda dört kez aday olup son adaylığında ödülü kapmıştı.. Good Will Hunting (1997).. Gus Van Sant'ın filmi.. Film, en iyi oyuncunun yanı sıra en iyi senaryo Oscar'ını da almıştı.. Matt Damon ve Ben Affleck'in beraber yazdığı bi senaryoydu..


Dead Poets Society, yazarı Tom Schulman, yönetmeni Peter Weir olan, gayet güzel bi okul filmi..

Disiplini ve başarılı öğrencileriyle ün yapmış bi lise.. Eski mezunlarından biri öğretmenliğe başlıyor.. Döneminin efsanelerinden.. Işıklı öğrenciler onu buluyor tabii.. Bi grup öğrenci, derste acayipliklerle anlattığı şeyi unutulmayacak hale getiren Mr. Keating'in, eskiden 'Ölü Ozanlar Derneği' diye illegal bi şiir kulübünün üyesi olduğunu öğreniyolar. Okulun efsanesiymiş o kulüp.. Ve çocuklar gaza gelip, yeniden hayata geçiriyolar kulübü, gizli gizli toplanıp, birbirlerine şiir okuyup, 'ufuk açma programı'na başlıyolar..

Biri aşık olduğu kızı, futbolcu sevgilisine rağmen tavlar, diğeri çok içerlediği anne-babasının davranışlarına göğüs germeyi öğrenir, biri oyuncu olmaya karar verir.. Ama tabii her şeyin bir bedeli vardır. Disiplinli kafalarda bu tarz hareketler sıkıntı yaratır.. Herkes Mr. Keating'in suçu olduğunu düşünür..


Güzel oyunculuklar, güzel hikaye.. Ama o kadar işte, Oscar'a koşar ama alamaz bir hali var zaten.. Gel gör; dört dalda adaylığı varmış ve en iyi senaryoyu almış.. Hemen baktım 1990 Oscar listesine, senaryoda tek rakibi Woody Allen'mış, Crime and Misdemeanors (1989)'la o da.. En iyi erkek oyuncuya baktım, durdum bi, My Left Foot (1989)'la Daniel Day-Lewis.. Robin Williams da çok başarılı ama rakibi üst düzey..

yazılısinema: 7 / imdb: 8.0 / rotten tomatoes: %85

31.08.14
Oku..

Before BoxSet


Üç filmden oluşan bir seri, Before Serisi.. Ama bu seri, normal bir seri gibi değil. Normalde; ya bellidir zaten 3 film mi 5 film mi kaç tane olacaksa ona göre program yapılır ya da bir tane çekerler çok tutarsa devamı yapılır. Bunun devamlılığı ilginç..

Seride Julie Delpy ve Ethan Hawke oynuyor, Teksaslı Richard Linklater yönetiyor..


Before Sunrise (1995), Avrupa Avrupa dolaşan bir trende, denk gelen Fransız Celine ve Amerikalı Jesse'nin tanışma ve kaynaşmasının anlatıldığı filmdir. Filmin bir özelliği de tam zamanlı geçmesi yani filmde anlatılan 100 dakika 100 dakikada olup bitiyor; zaman geçişi falan yok.

Trende karşılaşıyorlar, ufaktan laf atıyorlar birbirlerine, sonra tanışıyorlar, anlat anlat bitmiyor, iniyorlar Viyana'da -Jesse'ye zaten gezme olsun- geziyorlar şehirde, baya muhabbet ediyorlar falan. İkisini de o kadar güzel bir yolla tanıyoruz ki.. O ona kendini anlatıyor, o ona. İşte kitaplardan, insanlardan, her şeyden konuşuyorlar; öylece film bitiyor. Sürekli altyazı okuyorsun ama çok tatlı film.

Senaryoda Linklater'a, Kim Krizan yardım etmiş.


Before Sunset (2004)'te, Jesse ve Celine'in tanışmalarının üstünden dokuz sene geçmiş. Herkes kendi hayatına devam etmiş o arada. Jesse, kitap yazmış mesela bir nevi Celine'le tanışmasının hikayesini anlatmış. Ama zamanında Fransa'dan ayrılırken direk ayrılmış, herhangi bir iletişimleri yok; ne bir adres, ne bir telefon. Sadece seneye yine bu tarihte burada buluşalım denmiş ama buluşulmamış.

Jesse, kitabının imza günü için Paris'e davet edilmiş Shakespeare And Company kitapçısı tarafından. Jesse için farklı bir durum tabii, belki Celine okumuştur kitabı, belki kendi hikayeleri olduğunu anlamıştır. Belki, bu kitap ve imza günü sayesinde Celine'le tekrar görüşebilecektir. Evet! Celine, kitabı okumuştur ve imza gününe gelir. Jesse'nin uçağının kalkmasına çok bir zaman yoktur. Film bitene kadar muhabbet ederler, dokuz yıl neler yaptıklarını anlatırlar birbirlerine. Celine'in dairesine gidilir, Jesse'nin uçağa yetişmesi gerekir ama muhabbet çok tatlıdır. Yine zaman atlaması olmadan, hayatla eş zamanlı bir film olur.

Senaryoyu da artık bu iki oyuncuyla beraber yazmıştır Linklater.


Before Midnight (2013), bi dokuz sene daha sonrasından bir kesit. Jesse ve Celine, Yunanistan'da tatildedirler. Jesse, tatillerine boşandığı eşinden olan oğlu Hank'i de dahil etmiştir ki beraber zaman geçirip, oğluna biraz babalık yapsın. Oğlunun dönüş zamanı gelmiştir, havaalanında oğluyla iletişim kurmaya çalışan bir baba vardır. Babalığının yetersiz olduğunu düşünür Jesse; çok dertlidir. Arabadayken Celine, Hank'in tatilde halinden memnun olduğunu, beraberken iyi vakit geçirdiklerini falan söyleyip moral vermeye çalışır. Ayrıca arka koltukta ikizleri vardır ve çok tatlı bir ailedirler artık. Jesse, birkaç kitap daha yazmıştır ve tanınan bir yazardır. Yunanistan'a, bir arkadaşlarının daveti üzerine gelmiş üç çiftten biridirler.

Diğer iki filmin aksine, Jesse-Celine çiftinden başka hikayesi olanlar da vardır bunda. Kısa kısa diğer hikayeler de dinleniyor. Jesse ve Celine'i ilk defa kavga ederken görüyoruz bu arada. Ve hala konuşacak o kadar çok şeyleri var ki. Senaryoyu yine aynı üçlü yazmış.

Son filmde çiftimize Yunan oyuncular eşlik ediyor. Aktris -aynı zamanda yönetmenlik ve yapımcılık da yapan- Athina Rachel Tsangari ve kariyerine Tsangari'nin filmleriyle başlayan güzel oyuncu Ariane Labed diğer çiftlerdeki hatunlardır. Ariane'yi yazın bir tarafa bak, benden söylemesi.


Julie Delpy'nin ilk filmlerde hiç açmayıp son filmde göğsünü gere gere dolaşmasını menopoz olarak değerlendiriyorum. Şaka tabii. Ayrıca son filmin diğer ikisinden ufak farklılıkları var; mesela ufak zaman atlamaları var. Bir de başka insanların hikayelerini de dinliyoruz. Seri olarak düşününce bozmuş ama güzel yine de.

İlk film baya güzeldi, ikinci film -sırf zaman kurgusunun cazibesinden- o kadar güzel ve orijinal gelmişti ki bana hayran kalmıştım izlediğimde. Hala da çok güzel. Üçüncü film de serinin diğer filmlerinden farklı detaylar içerdiği için bana çok çekici gelmedi. İlk filme 8, ikinciye 9 ve üçüncüye 7 puan verdim 10 üzerinden.

Bence epey güzel bir seri, bir dokuz sene sonra neden devamı gelmesin. Gerçi Delpy yaşlandıkça sevimliliğini kaybediyor ama.. İlk iki film imdb'nin en iyi 250 film listesinde yer alıyor, son iki film de uyarlama senaryo Oscar'ına aday gösterildi..

03 Eylül 13
Oku..