Another Earth (2011)


Yönetmen Mike Cahill'in başrolü oynayan Brit Marling'le beraber yazdığı film, dikkatsizliği sonucu sebep olduğu trafik kazasında, oğlu ve eşinin ölümüyle hayatı kararan John'dan özür dilemek isteyen Rhoda'nın hikayesi anlatılıyor. Bu cümle çok anlaşılır olmadı, şöyle anlatayım:

Rhoda (Brit Marling), MIT'ye kabul edilen zeki bir yeni yetme, gencecik kız.. Yeni işini kutladıkları partiden ayrılıp bindiği arabasında, yola bakmak yerine gökyüzündeki yıldızlara bakarak kullandığı arabasıyla karşı şeritte ışıkta duran John ve ailesinin arabasına çarpıyor. Şiddetli çarpışma sonucu oğlu ve hamile eşi hayatını kaybeden John (William Mapother), Rhoda'nın hapiste olduğu dönem boyunca bunalımda yaşıyor.


Hapisten çıktıktan sonra Rhoda, zekasını kullanabilecek işler yapabilecekken kas gücüne dayalı temizlik işleri yapmaya karar veriyor. Sonra John'u buluyor, özür dilemek amacıyla gittiği evinde, lafı bir türlü getiremediği için temizlikçi olarak iş alıyor.. John'dan özür dilemenin başka yollarını bulan Rhoda, hayali olan diğer dünyaya seyahat için katıldığı yarışmadan bilet kazanıyor..


Filmin fantastik öğesi de bu. Gökyüzüne baktığımızda Ayın yanında bir tane daha Dünya görüyoruz, Dünya 2.. Yani normal olarak orda, uydu gibi, Dünyayla beraber takılan bir yıldız.. Aya falan ayak basılmamış bir zamanda geçiyor hikaye.. Uzaya çıkılmış sadece, bir de Dünya 2'ye gitme durumu var işte.. Kim gitmek ister diye yarışma var.. Bu arada yapılan çalışmalarda Dünya 2'de de hayat olduğu, hatta burdaki hayatların tezahürü olduğu düşünülüyor.


Böyle ilginç bir hikaye işte.. Ama fantastik tarafı daha dikkatli kurgulanmalıydı bence.. Yani Dünya 2'ye bir takım bilimadamından önce veya beraberinde sivil vatandaş götürme fikri saçma.. Önce bi iyice gidilip incelenecek, sonra haydi isteyen gelebilir denecek.. Yani sırf 'orda da buranın aynısı' olabilir mi acaba dedirtmek için inceleme kısmını flu bırakmışlar.. Ama yine de gideri var yani..

Mike Cahill'in I Origins (2014)'i daha güzeldi bak, ondan sonra bunu izlemeye karar vermiştim zaten, bakalım öncesinde ne yapmış diye.. Yani gelişme var hikaye kurgularında.. Sonraki filmleri beklenebilir bu zincir düşünüldüğünde..

20.09.15
Oku..

I Origins (2014)


Efsane bir film olmuş. Abartılıyor sanmıştım ben ama hakikaten aldığı övgüler yerindeymiş.

Herkesin bildiği üzere retina taraması teknolojisi gelişiyor artık, güvenlik sistemleri, kayıt-bilgi sistemleri falan ufak ufak kullanmaya başladı zaten bu teknolojiyi ama çok yaygın değil.. Yani film, öyle çok uçuk bir durumdan söz etmiyor, zaten olan bi şeyi anlatıyor.


Adamımız Ian, insandaki gözün olağanüstülüğünü araştırıp olağan bir bilgi elde etmeye çalışıyor. Gelişimi gözlemlediği yol tabii ki evrim teorisine göre şekilleniyor. Asistanı Karen'la beraber gözlerini inceledikleri hayvanları listeliyorlar ve gelişim haritası oluşturuyorlar. Bu konu üzerine çalışıyorlar yani.. Bu arada Ian'ın hobi olarak yaptığı insanların gözünün fotoğrafını çekme merakı, onu çok güzel gözlere sahip bir kızla tanıştırıyor, Sofi.

Sofi biraz ergen gibi, çılgın gibi, tatlı bi kız yani de oluyo ya kızlar böyle bazen.. Deli bi tarafı var, ruhani yanının kuvvetli olduğunu hissediyor. Ama Ian, "ruh" denince te allaam ya bakışı atan adamın biri.. Böyle, ruhla, dinle, tanrıyla işim olmaz; bilim adamıyım ben triplerinde.. Sonra asistan Karen, göz evriminin ilk halkasını keşfediyor; göz yarığı bulunan ama göremeyen bir solucan türünden bahsediliyor.. Sofi burda alıyor eline sazı.. "Şimdi bu solucan görmüyor ya, e ışık ne bilmiyor haliyle.. Ama bu ışığın olduğu gerçeğini değiştirmez di mi?! Peki ya senin de duyu organlarından biri gelişmemişse ve tanrıyı bu yüzden hissedemiyorsan? Belki bazılarımızın bu duyusu gelişmiştir ve onlara inanmak gerekir.." Şeytan şok! Şeytan iptal!..


Sonra bi kaza sonucu Sofi'yi kaybediyoruz. Karen'la Ian evleniyor, çocukları oluyor.. Ian'ın laboratuar ortağı Kenny'nin çalıştığı şirkette büyük bir retina tarama veritabanı var.. Birkaç çeşit vesileyle Sofi'nin göz izine Hindistan'da ufak bi kızda rastlanıyor.. Nasıl olur falan.. Hani her insanın kendine özgüydü göz izi.. Yoksa ruh olayları..


En sonda, Marvel gibi jenerikten sonra ekstra bi sahne var.. Orda diyor ki bu tarama şirketi, eğer bu doğruysa, beden ölünce ruh başka bedene giriyorsa, eskiden efsane kim varsa gözlerini tara, şu an o ruh nerde bul.. Şu an Elvis Presley nerde?..


Olsa ne acayip olur dedirtiyo insana di mi? Yoksa dünyanın sonu mu demek olur bu buluş.. Düşünsene ölen, doğan birine giriyo.. E, dünya nüfusu sürekli artıyo zaten.. Bu da demek ki bazı bedenler ruh bulamıyor.. Etrafımızdaki ruhsuz insanları açıklar bu teori bak..

Filmin yazanı yöneteni Mike Cahill'in bir de Another Earth (2011) diye bi filmi var.. Hemen, izlenecekler listesine eklendi ve izlendi..

The Dreamers (2003)'taki esas oğlan Michael Pitt, El Sexo de los Angeles (2012)'taki bebek Astrid Berges-Frisbey ve Another Earth (2011)'te de oynayan Brit Marling bu filmdeki üç ana karakteri canlandırıyorlar..

Filme puanım 9/10.. Bu film Oscar'da senaryo adayı olur derim.. Çok pardon, geçmiş olsun, olmalıydı diyelim.. Her şeyi de Birdman (2014) almasındı..

06.09.15
Oku..