All the Money in the World (2017)


Arap Yarımadasındaki petrolü ilk varilleyen Amerikalı olarak 60'larda dünya tarihinin en zengin adamı olan Paul Getty'nin hikayesini, Gladiator (2000) referanslı usta yönetmen Ridley Scott'tan izliyoruz. Paul Getty filmin bir yerinde, Nasıl Zengin Olunur? isimli bir kitap yazdığından bahsediyor; fakat yayıncısı Nasıl Para Kazanılır? olarak değiştirmek istemiş kitabın adını.. Diyor ki, "Parayı aptal insanlar da kazanır, zenginliğin parayla ilgisi yoktur!" Burda da görüyoruz ki cimri insanlar para konuşmak istemiyorlar aslında; etraflarında hep para olsun ama yokmuş gibi davranılsın istiyorlar.


Tabii ki Paul Getty işten güçten ailesine zaman ayıramayan zenginlerden. Oğlu II. Paul Getty de baba sevgisinden uzak büyümüş, babasının servetiyle de çok işi olmamış. Gail'le evlenen II. Paul'ün üç çocuğu var ve yakın zamanda işsiz kalmış. Gail'in ısrarıyla babasına durumu anlatan bir mektup yazıyor. Kral Paul Getty de, "Len olum niye daha önce söylemedin, gel şirkete müdür edeyim seni" diyor. Bundan sonrası biraz Yeşilçam kıvamında; II. Paul parayı bulunca bozuyor kendini, uyuşturucu, alkol, parti... Ergen oğlu III. Paul de seviyor tabii bu hayatı ama anne Gail, boşanma davası açıyor. Nafaka yerine çocukların velayetini talep eden Gail, pinti kralı can evinden vuruyor. Para istemiyor musun, o zaman ne istersen yapar bu adam, canını iste para isteme..


Roma'da bir grup eşkıya tarafından kaçırılıyor III. Paul Getty, fidye 17 milyon dolar... Annesini arıyorlar, "Çocuğun elimizde!", "Oh çok şükür!" diyor kadın, "Sorar mısınız eve kaçta gelmeyi planlıyor?"... "Hanım, hanım, anlamadın, çocuğunu kaçırdık!!".. Derin sessizlik.. Kadın derdini anlatamıyor kimseye, "Yahu benim beş kuruşum yok!.." Çünkü kimse dünyanın en zengin ailesinin eski gelini olup da nafaka olarak milyon dolarlar koparmadığına inanmıyor.. Neyse, konu dedeye gidiyor.. Gülüyor adam, zırnık ödemem diyor, bir sürü torunum var benim fidye ödersem öbürlerini de kaçırırlar diyor..

Gelin Gail gururlu, para için yalvarmak istemiyor ama mecbur.. Kral Paul aslında sanılan kadar ruhsuz bir adam değil.. Filme konu olan hikaye de gerçek hikaye!.. Puanım 8..


Christopher Plummer'a Oscar'a aday gösterilen en yaşlı sanatçı unvanı kazandıran filmde, Michelle Williams başrolde; Mark Wahlberg, Romain Duris ve Charlie Plummer da kadrodaki dikkat çeken diğer isimler. Ek bilgi: Başta Charlie'nin, Christopher'ın torunu olduğu sanılabilir ama değilmiş, soyisim benzerliği, dağılın!..

18.08.18
Oku..

La Vie d'Xavier BoxSet


Xavier (Şavyer) kardeşimiz, bizden biri; baya baya sen, ben, o, biz yani.. Fransız kardeşimiz, aynı hepimiz gibi bir öğrenci, Ekonomi okuyor ve hiç anlamıyor.. Peki ne olmak istiyor, onu da bilmiyor.. Ne istediğini tam bilmese de yaptığı şeyi istemediğini biliyor.. Hayır, okul bitiyor yine bilmiyor, sevgililik, evlilik, çocukluluk falan, yok yine bilmiyor tam ne istediğini.. Bu da böyle bir adam işte..

Başta sadece bir filmdi, Erasmus Filmi, eğlenceli, romantik.. Sonra o çok tuttu devamı geldi, Xavier kendine bir iş hayatı yaratmak için uğraşıyordu, kızlar girip çıkıyordu hayatına, yaş otuz olmuştu; ilk filmdeki dertlerini özlüyordu.. Üçüncü filmde kırkına gelmiş Xavier'in iki hatta üç çocuğu vardı, ne istediğine hala karar verememiş ama New York'a taşınmıştı..

Cedric Klapisch, 40 yaşına geldiğinde birkaç uzun metraj film, birkaç kısa metraj film, biraz belgesel ve birkaç bölüm de televizyon dizisi yönetmiş bir Fransız sinemacıydı. Ama belli ki asıl anlatması gereken hikayeyi henüz anlatmamıştı. Biraz düşününce Xavier'i buldu, kendiydi o aslında, biraz süsleyip, biraz abartıp, belki bazı eklemeler yapıp anlatabilirdi. Öğrenciliğe döndü.


L'auberge Espagnole (2002): Ekonomi öğrencisi Parisli Xavier (Romain Duris), babasının bi arkadaşından mesleki bir tavsiye alır, "İspanyolca öğrenirsen okul bitince seni bizim bi arkadaşın yanına yerleştiririz" der adam. Xavier, Erasmus programıyla Barselona'ya gidip okuluna bir dönemliğine orada devam edecektir ve İspanyolca öğrenmiş ve belki biraz da eğlenmiş olacaktır. Barselona'ya gidince sevgilisi Martin'le (Audrey Tautou) 'uzun mesafeli ilişki' sorunu yaşayacaktır. Bir grup öğrenciyle, kaldıkları evde kalmak için görüştüğü sürede uçakta tanıştığı bir çiftin evine misafir olur. Anne-Sophie (Judith Godreche) ile böyle tanışır. Öğrenci evinde de görür görmez Wendy'ye (Kelly Reilly) vurulur; bir de lezzo kankisi Isabelle (Cecile de France) olur. Bir Erasmus'lunun yapması gereken her şeyi fazlasıyla yapar Xavier. Paris'e döndüğünde İngilizce'sini ve İspanyolca'sını ilerletmiş olarak vaadedilen işe girer.


Les Poupees Russes (2005): Xavier, o işi yapamamış, bırakmıştır. Yazarlık yapabileceğini düşünmektedir, hikayeler anlatabildiğine göre birilerine, oturup yazabilir belki de. Kendine geldiğinde boktan televizyon dizilerine senaryo yetiştirerek zaman geçiriyordur. Bir roman yazarak işe yarar bi şeyler yapmak ister. Ne yazacağını bulamaz. Eski sevgilisi Martin'in bir çocuğu vardır ve baba çoktan kaybolmuştur. Xavier yazdığı şeylerde Martin'in fikrini alır ve Martin hiç beğenmez. İspanya'da tanıştıkları Wendy'nin erkek kardeşi Paris'e gelir, Rus bir kızla evleniyordur ve Xavier'i düğüne davet eder. Bu arada çalıştığı kanal uluslararası bir şey yapmak istediklerini söyler ve Londra'da Wendy ile çalışma fırsatı bulur Xavier. Yetmiyor gibi bir süpermodel olan Celia (Lucy Gordon) hayat hikayesini anlatacak Xavier onu kitap yapacaktır. Celia çok güzeldir. İspanya ekibi düğün için beyaz geceler şehri St. Petersburg'da bir araya gelir.


Casse-tete Chinois (2013): Ne iş konusunda ne aşk konusunda randımanlı bir hayat süremeyen Xavier, hayatı sorgular. Aradan on sene geçmiştir. Wendy'den iki çocuğu vardır ve mutlu bir on seneden sonra ayrılma kararı almışlardır. Xavier artık başarılı bir yazar olmuştur, ya da olacaktır işte.. Boşanmalarının ardından Wendy New York'a taşınmak istediğini söyler, çocuklarla beraber. Bu hayatı iyice zorlaştırır Xavier için. Dayanamayacağı bir noktaya gelince o da gider Amerikalara.. Lezzo kankisi Isabelle'de kalır bir süre, onun kız arkadaşı Ju (Sadrine Holt) ile beraber.. New York'ta ev bulmak zordur, hele çalışma vizesi almak iyice zor. Çin Mahallesi'nde bir eve taşınır, bir kızla sahte bir evlilik yapar ve Isabelle'in anne olması için gerekli malzemeyi tedarik eder. Martin de bi iş için New York'a geldiğinde Xavier'de kalır. Finale yakın Wendy'den şu söz gelir: "Senin mutlu olman için üçümüzün karışımı bir kıza ihtiyacın var Xavier!"

Seri devam eder mi bilinmez ama etmese etmez, bu bile yeter, Xavier'in hayatı aşağı yukarı bizim hayatımızdır. Herkesin kendinden bi şeyler bulması işten bile değil. Ustaca işlenmiş bir karakter, eğlenceli bir anlatım dili ve 'her başarılı hikaye gibi dramdan beslenen' bir hayat. Linklater'ın Before Serisi'yle kafa kafaya gider, çok başarılı, takipçisiyim bu saatten sonra Cedric Klapisch'in..

Notlar: La Vie d'Xavier, Fransızca Xavier'in Hayatı demek oluyor. L'auberge Espagnole, İspanyol Pansiyonu; Les Poupees Russes, teknik olarak Matruşka'ya denk geliyor, Rus Oyuncak Bebekleri; Casse-tete Chinois de Çin Bulmacası demek.. Yazıda kullanılan görsellerin hepsi son filmden..

300916
Oku..

L'ecume des Jours (2013)


Mezarlarınıza Tüküreceğim'le tanınan Fransız yazar Boris Vian'ın romanı Günlerin Köpüğü, bundan önce iki kere sinemaya, bir kere de operaya uyarlanmış. İki günde yazıldığı rivayet edilen roman gerçekdışı ilişkileri, gerçeküstü bir ortamda işliyor.

Hikayenin bi uyuşturucu madde etkisinde yazıldığını tahmin etmek zor değil yani bence baya 2 saatte falan kurgulanmış bir hikaye. Çünkü kafa açıldıktan sonra mantıklı bir adam yazdıklarını okuyup yırtar atar yani.. Tamam, abartıyorum tabii ama halüsinasyon bir hikayeden yürümek de nedir be abi. Hani eğlenceli bir şey anlatsa yine dersin ki 'güldük, eğlendik', yok, amaçsız bi olmayan dert soktu içime geçen sabah.. Bi de sabah izledim ha..


Filmin senaryosunu Luc Bossi ile beraber hazırlayan yönetmen Michael Gondri, Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004) ve Be Kind Rewind (2008) ile bilinir. Kadroda ise Romain Duris, Audrey Tautou, Gad Elmaleh, Omar Sy, Aissa Maiga ve Charlotte Le Bon yer almakta. Audrey Tautou gibi bi isim olmasa normal şartlarda bu filmden hayatta haberim olmazdı. Yani normalde, takip ettiğim oyuncu-yönetmen falan olursa izliyorum ben filmi. Ama bu nasıl oldu biliyo musun?, Dinle..


Bi fuarda görevliyken çok tatlı bi kızla tanışmıştım. Adını madını diyecek değilim şimdi, kendimce biraz yürüdüm de olacak gibi değildi ama facebookta falan ekli yani. Bakmıştım, böyle kendi kendine videolar falan yapıyor; sağı-solu, kendini-arkadaşlarını, denizi-kumu-güneşi falan çekip güzel bi müzikle falan tamam ediyo videoları. İşte, bi iki sene öncesi.. Videonun adı 'Günlerin Köpüğü'.. Kitabı duymuştum ama okumadım işte sonra filmi çekilmiş, bu güzellik bahsetti. Öyle izledim yani. Bi ara "Audrey'nin oynadığı bütün filmleri izleyecem" dediydim ama bi yerden sonra bırakmıştım, muhtemelen o saçı güzel, kendi güzel olmasaydı izlemeyecektim bu filmi.


Hikaye, yaşamı boyunca yetecek kadar parası olan, arkadaşı, hizmetçisi, evi mevi ile güzel bi hayatı olan Colin (Kola diyo Fransızlar), artık bi de sevgili ister, aşık olmak ister. Yalnız tabii ne ev normal bildiğimiz ev, ne insanlar normal insan. Neyse, bi partide Chloe ile tanışır. Tatlı kızdır; severler birbirlerini, artık her şey çok iyidir. En yakın arkadaşı Chick, evlenmek için paraya ihtiyaç duyar, Colin ayarlar. İlk bu noktada ciddi anlamda para konuşuluyo ve olaylar yokuş aşağı harekete başlıyo. Chloe hastalanıyo, depresyondan ölüyoz sonra biz izleyenler. Hastalığı da, ciğerinde, aldığı nefesten beslenen bi nilüfer var, o gittikçe büyüyo. Doktor yanlış tedavi uyguluyo, para suyunu çekiyo, insanların tavrı değişiyo falan.. Ve bu dram, gerçeküstü bi ortamda gerçekleşiyo..


Filmin başrolünde yer alan Romain Duris, film boyunca "Ulan kime benziyo bu ya" dediğim bi başka oyuncu oldu. Benzetirim böyle bazen.. Kafamın bi kenarında bu vardı hep, sonlara doğru çözdüm.
Bi dört sene falan önce beraber tiyatro eğitimi alıp oyun çalıştığım bi arkadaşım, Kamil Özkaynak. Şu sıralar 'Zamane TV' diye işleri var, isteyen tabii ki bakabilir. Ne zamandır görüşmediğimiz bu arkadaşımla da geçen günlerde Kabataş sahilde denk geldik. İlginç detay oldu bana. Filmdeki eleman da aynı o. Bak..


14.8.14
Oku..